Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Caner kendini baydı!

Ekranlardaki <B>Caner-Tülin horoz döğüşü </B>baydı. Caner de bayıldığımızın farkına varmış olacak ki, Gülbence’de, Tülin’e sinirlenip cinnet durumuna geçti ve su bardağını kendi kafasına geçirdi.. Ne adına? 1000 dolar..

Pardon pardon, sevgisi adına.. O anda ekran başındakiler, aynen Caner’in istediği gibi, ‘Vay be adam Tülin’i sevmese hiç bardağı kafasına geçirir mi’ diye düşünmedilerse ne olayım.

Anlayacağınız Caner çoktaaan rating doktoru olmuş. Konuşulmanın, gazetelere, internet sitelerine düşmenin sırrını keşfetmiş. Ekran başındakilere hep daha fazlasını vermenin onu gündemde tuttuğunu iyi anlamış. Ekran başındakilerin ‘alt tarafı kafada bir bardak kırma’ olayı ile yetinmeyeceklerini çok iyi biliyoruz.

Çok yakında Caner’i herhangi bir kanalda göğsüne jilet atarken görebiliriz. Sonra elinde sigara söndürürken.. Daha sonra Boğaz Köprüsü parmaklıklarında.. Daha sonra bir trenin altına yatmış halde.. Son noktada da bir kiralık katil tutup kendini vurdurabilir. Sanmayın ki ekran başındakilere bu da yetsin.. Daha sonra Caner’in ruhu çağrılır ve her şey yeniden başlar..

Bu böyle devam eder ama bu televizyon düzeni böyle gitmez. Bir gün gelir kendini düzenleyemeyeni başkaları düzenler. Hep böyle olmuştur. Benden uyarması..

Zamane bohçacısı

Müjdat Gezen’li, Zeki Alaysa’lı Cennet Mahallesi’nin son bölümünde yaşanan bohçacı dönüşümü çok hoşuma gitti, çok güldüm. Bohçacı rolünde kim oynuyordu bilmiyorum ama yaptığı cinlik mükemmeldi. Önce ‘Dantellerim, örtülerim’ diye bağırdı. Baktı evlerden ses seda yok. Daha sonra işi ‘dantelli iç çamaşırlarım, Victoria’s Secret’larım, g-stringlerim var’a çevirdi. Hatta hızını alamayıp kafadan ‘kocasını evde tutmak isteyen kadınlara’ seslenmeye başladı. Beklendiği üzere kadınlar bohçacıya aktı, dantelli külotlar, g-stringler havada uçuştu. ‘Ne iş yaparsak yapalım, kendimizi zamana uydurmamız gerekir’ mantığıyla ancak bu kadar güzel dalga geçilebilir. Senaryo yazarının beynine sağlık..

Denktaş’ı kutlarım

Denktaş, ‘Hürriyet Kıbrıs tezime yer vermiyordu, ben de Kurtlar Vadisi’nde oynadım’ diyor. Denktaş’ı Kurtlar Vadisi’nde oynama cesareti gösterdiği için kutlarım. Ancak Denktaş’ın Kurtlar Vadisi ile ulaştığı kitlenin, ulaşmak istediği kitle olup olmadığı konusunda emin değilim. Kurtlar Vadisi izleyenlerden ne kadarı Hürriyet’in siyasi gündemini takip ediyor ki? Çoğu mu? Hiç sanmıyorum.. Denktaş göle maya çaldı..

Ünlükodu satıyor

European Business dergisindeki bir haber çok ilgimi çekti. Habere göre ünlülere ve onlara ait dedikodulara dayalı yayın yapan dergilerin satışlarında çok büyük artışlar olmuş. Büyüme İspanya’dan başlamış, İngiltere’ye yayılmış, şimdi de tüm Avrupa’yı etkisi altına almaya başlamış.

Önceleri sadece güzel evi olan aristokratların ilgi duyduğu ‘ünlükodu’ dergileri son zamanlarda herkesin ilgi odağı haline gelmiş.

Örneğin geçen yıl İngiltere’de bu tür dergilerin satışlarından elde edilen gelir 529 milyon Euro olmuş. Ve bu gelir her yıl yüzde 10 büyüyormuş. Fransa’da 2003 yılında yayına başlayan Public dergisinin şu andaki tirajı 300 bine ulaşmış. Almanya’da Klambt grubu son beş yılda beş ‘ünlükodu’ dergisi çıkarmış, hepsinin de satışları 200 bin rakamına ulaşmış.

En ilginci de bu tür dergilerde gelirin üçte ikisinin reklamdan değil satışlardan gelmesiymiş.

Şimdi dergi yatırımcılarının gözü İtalya’daymış. İtalya’nın ‘ünlükodu’ dergileri için büyük bir potansiyel olduğu düşünülüyormuş. Hatta çoğu ülkenin ‘ünlükodu’ konusunda bağışıklık sistemi yokmuş. Rusya hariç..

Niye mi? Rusya’da ünlü yokmuş da ondan. Türkiye mi? Türkiye’de gazeteler, ‘ünlü ve dedikodu’ ikilisinin sattırdığını, televizyonun da bu ikiliyi çok iyi beslediğini keşfedeli çok oldu.

Bu yüzden dergiler zorlanıyor. İletişim Fakülteleri mi? ‘Tekelci medya’ gibi ulvi konularla uğraşmak dururken kim uğraşacak şimdi ünlüyle, koduyla falan.. Geçiniz.

Garipsedim..

Mahmut Tuncer’in katıldığı İbo Show’da bir ara reklamlara girilecek. İbrahim Tatlıses ‘Reklamlara giriyoruz’ dedi. Sonra Mahmut Tuncer’e döndü, ‘Girelim mi’ diye sordu. Sonra ekrana döndü ve ağzından ‘Anana..’ lafı çıktı.. Sonra toparladı, ‘Reklamlara girelim’ diye bitirdi. Ben mi yanlış anladım acaba? Tatlıses ‘Aman ha..’ demiş olabilir mi? Ekranlarda o kadar abuk sabuk şey oluyor ki halüsinasyon mu görmeye başladım acaba? Biri tekrar izleyip söylesin, yanılmışımdır değil mi?
X