Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Can dostun yolculuğu

Filip ve ben ayrılmaz iki yoldaştık. Şafak vakti Marika'ya damlar ve fasulye yerdik. O Şişlili Hiropsima'yı anlatırdı, ben Kalamışlı Nilgün'ü... Zaten beraber zampiklik de çevirirdik. Akça pakça bir Felemenk kızını bin bir laf ebeliğiyle ayarttık mı, anca beraber kanca beraber, bir de arkadaşını getirmesi için üstelerdik. Filip gitti. Cennete uçtu. İsa Mesih'in mağfiretine sığındı. İyiler iyisi Anacığı, melekler meleği Seta Anacığım onulmaz acılar içinde oğlunu tahta sandukaya koydu; kurşun tabutla kılıfladı; Brüksel'den uçağa bindirdi; yavrucağıyla son yolculuğuna çıktı ve Filip'i İstanbul'a getirdi.Sonra, kilisede ayin-i ruhani ve mezarda ilahi, oğlunu şehrinin toprağına teslim etti. Yabanda bırakmadı. Kurtuluş'tan uzakta yatmasına rıza göstermedi.Canım ciğerim, yoldaşım arkadaşım Filip öldü.* * *FİLİP dediğime bakmayın Ermenicesi Ohannes'tir ama işte biz şoför taifesi belki soyadından dolayı çocukcağızın vaftiz ismini bile değiştirmiştik. Filip aşağı Filip yukarı, ‘‘ulan, beni fıtık ettiniz’’ azarını işitmiştik.Fark etmez, zaten askerde de komutanın torpilli gözdesiydi ve aynı teğmen daima Orhan diye çağırırdı.Bir yıl oluyor ki dehşet içinde öğrendik, o mendebur hastalığa yakalanmış. Hemen bağırsağa cerrah bıçağı, göbeğe yapay delik, böbreğe elektronik diyaliz, fakat bizimkisi sanki havaalanına yağlı müşteri yetiştirecekmiş gibi gaz pedalını köküne kadar topukluyor. ‘‘Yavaş’’ trafik işaretine aldırmıyor.‘‘Dur oğlum ne acelen var, evvelallah taksimetre çevirmeden daha bu dünyada çok enayi turist düdükleyeceğiz’’ diye haykırdık, duymazdan geliyor.Kortizon mu diyaliz mi ne bokun soyuysa, gövde şişmiş ki şişmiş ve feri sönmüş gözlerin altı kapkara... Şakası yok, Filip bizi ekecek.İçim yanar ve evlat acısı bu, Seta Anacığı hastane dönüşü hüngür hüngür ağlar. Allem etsem kallem etsem ve ‘‘yapma be Anacığım, takdir-i ilahi’’ diye avutmaya çalışsam da Marika'nın meyhanesinde bir yudum rakı bile tattıramam. Dostlarım eyvah! Gençliğim eyvah! Yoldaşım, arkadaşım gidiyor...İşte sonunda da gitti. Sabahçıdan arabayı aldı, kül tablalarını boşalttı, müşteriye kapıyı açtı, taksimetreyi çalıştırdı ve direksiyonu sonsuzluk gecesine çevirdi.Dostlarım eyvah! Gençliğim eyvah! Ohannes, Filip veya Orhan öldü...* * *FİLİP'i çeyrek yüzyıldır tanırdım. Ekmeği aslanın ağzından değil on iki parmak barsağından kaptığım çıraklık yıllarıydı. Brüksel'de taksi şöförüydüm.Üç sene boyunca her akşam el frenini boşalttım, sabaha kadar direksiyon salladım, tan ağarırken otomobili gündüzcüye bıraktım, belki az uyudum, belki çok kahve içtim, yeni dersleri karıştırdım ve üniversite anfisine yetiştim. Allahım, her şeye rağmen ne mutlu günlerdi... Ne insancıl dostluklardı... Adalı Hristo, Engin, Kürt Hikmet, Afili Vasil, Salih, Ardaş Abi, Todori, Hergele İsmail, Filip ve ben; Türk, Kürt, Ermeni ve Rum biz hepimiz İstanbul'un has ve evrensel çocukları, Nazım Hikmet'in o emsalsiz ‘‘Destan’’da hikaye ettiği Süleymaniyeli Kazım'la kıyasalanabilecek en son şoför kuşağıydık.Çınardibi'nde bücürü iki mars bir oyunla yenmişliği; papelcilere papaz açtırtmışlığı; uskumru dolmasını yaldızlı kuyruğundan yutmuşluğu; Zindankapı, Babacafer, Yemiş İskelesi, Kasımpaşa, Karaköy ve Fotika'nın memesini Tophane'de sıkmışlığı olan eski direksiyon bitirimlerinin nihai temsilcileriydik. Dolayısıyla, alimallah bu yaban kuzey şehrinin de anasını belliyorduk.Kanalda bekleyen müşteri mi gördük, eğer doluysak santrala telsiz anonsu yapmaz ve mutlaka birbirimize haber verirdik. Yerli tıfıllara kaptırmazdık.Uzak banliyöye talip mi var, pazarlık eder patrona avanta koklatmazdık. .Soğuk gecenin hüzünler saatinde hâlâ kuyrukta pinekliyor ve bıraktığımız kentin uzak nostajiyalarına mi dalıyoruz, hep beraber tek bir otomobilde toplanır ve kasette Türkçe, Rumca, Ermenice şarkılar dinlerdik.Ve Filip ve ben ayrılmaz iki yoldaştık. Şafak vakti Marika'ya damlar ve fasulye yerdik. O Şişlili Hiropsima'yı anlatırdı, ben Kalamışlı Nilgün'ü... Zaten beraber zampiklik de çevirirdik. Sinemadan evine dönerken taksimize binmiş binmiş akça pakça bir Felemenk kızını bin bir laf ebeliğiyle ayarttık mı, anca beraber kanca beraber, bir de arkadaşını getirmesi için üstelerdik. Durakta kesiştiğimizde sol camı aşağıya indirir, kolumuzu sarkıtır ve ‘‘Yarın mesaiyi salla, işimiz iş babalık...’’ diye müjde bağırırdık. Canım ciğerim Filip ve ben şoförlük raconunun hakkını verirdik.* * *BİRAZ sınıf atladım ve ekmeği aslanın on iki parmak barsağından değil de ağzından kapar oldum. Filip kendi hesabına araba aldı ve şoförlüğe devam etti.Fakat aslını inkar eden namerttir, yoldaşlığımız asla ve asla bitmedi. Fener yenildiğinde bastığı küfürler ve rakı üfürdüğümüz kadehler bitmedi.Ama dostlarım eyvah! Ama gençliğim eyvah! Şimdi can arkadaşım gitti.Seta Anacığı Filip'i, Ohannes'i veya Orhan'ı tahta sandukaya koydu, kurşun kılıf geçirdi ve şehrine getirdi. Kurtuluş'a çok uzak olmayan mezara gömdü.Dostlarım eyvah!Filip taksi direksiyonunda dönülmeyen gecenin yolculuğuna oturdu...
X