Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Çamlıca Hayali

    Hürriyet Haber
    11.01.2006 - 16:20 | Son Güncelleme: 11.01.2006 - 16:20

    ‘50 yaşıma geliyorum, hiç Türkçe ezan dinlememiştim, hem de Sadettin Kaynak’ın sesinden bir kayıt buldum. Benim gibi dinlememiş olanlara da dinleteyim...’ diye düşünerek, girizgâh olarak da açık açık, “Sakın hır çıkarmaya, gündem yaratmaya çalıştığımı filan zannetmeyin. Arapça okunsun, Türkçe okunsun diye tartışmıyorum. Bugün, damdan düşer gibi, TÜRKÇE EZAN konusunu açmamın çok basit ve bence haklı bir sebebi var: Sizlere Sadettin Kaynak’ın sesinden Türkçe Ezan dinletmek...” diye yazarak yayına koydum.

    Yapacak bir şey yok, yine bir iki kişi ‘Bak bak, ortalığı karıştırmaya çalışıyor’ dedi...

    Ne etsem, ne kadar tekrarlasam, öküzün altında buzağı arayacak, ‘Serdar bunu ne maksatla yazdı?’ diye "komple" teorileri üretecek birileri çıkacak mutlaka. Olsun...

    Hürriyet’te çıkmış bir yazı buldum, kesip saklamışım. Tarihini bilemedim ama en az 25 senelik...

    Prof. Dimitri Kitsikis Yunanlı. Kanada Ottowa Üniversitesi’nde ‘Karşılaştırmalı Türk-Yunan Tarihi Kürsüsü başkanı. Aşağıda okuyacağınız, kendisinin de tabii bir ‘ütopya’ olarak gördüğü ‘Çamlıca Hayali’nin mimarı. Söz konusu ‘Türk-Yunan Konfederasyonu’nun da tek mensubu. Boynunda Hilal ve Haç şeklinde bir kolyeyle gezerdi eskiden.

    Okuyun bakın, ilginç bir yazı...

    *

    ÇAMLICA HAYALİ

    <ı>

    Türk Yunan dostluğu konusunda yeni girişimlerde bulunan Yunanlı tarih profesörü, bu konuda bir de ilginç kitap yazdı. Türkçeye "Yunan Propagandası" adıyla çevrilen bu kitapta profesör, Yunanlıların Türkler'e karşı politik tutumunu şöyle özetliyor: "Savaş içinde başlamış olan bu propaganda, düşmanlıklar sona erdikten ve barış masasına oturulduktan sonra Yunan dış siyasetinin desteği ve tamamlayıcısı olarak devam etmektedir."

    Prof.Dr.Dimitri KİTSİKİSHürriyet

    Ottowa ÜniversitesiMilletlerarası İlişkiler Tarihi Profesörü.

    “Çağımıza düşen büyük görev, insanları romantikleştirmektir”. Bunu <ı>Andromeda Nebülözü adlı ünlü kurgu - bilim kitabında, Sovyet yazarı İvan Efremov söylüyor. Onun gibi, büyük Fransız düşünürü ve bilim adamı Teilhard de Chardin de, “Bilimsel açıdan haklı olanlar diyor, gerçekçiler değil, aslında ütopyacılardır: Onlar hiç değilse, kurdukları hayallerle gülümsemelere yol açtıkları zaman bile, insan denilen akıl almaz olayın gerçek boyutlarının farkındadırlar”.

    Yaşadığımız çağ milliyetçilik çağıdır. Günümüzün insanı, toplumsal bir sınıfa bağlı olmanın bilincine vardıktan sonra da, millet diye daha üstün bir gerçek bulunduğunu gözden uzak tutmuyor. Ataerkil toplumlarımızda daha çok erkeklerden oluşan milliyetçilerin gözünde kendi milletleri, kimi zaman bir ana, kimi zaman sevgili ama, daima bir kadındır. Giuseppe Mazzini, Hitler, General de Gaulle. İtalya, Almanya, Fransa adlı birer kadına aşıktılar. Sınıf enternasyonalciliğinin maddi çıkar düzeyinde kalmasına karşılık, milliyetçilik akıl sınırlarının ötesinde aşk tutkusu niteliğine yükselir. Burjuva da olsa proleter de, sınıf enternasyonalcisi akılcıdır, milliyetçi ise romantik.

    İki yüzyıl var ki dünyamız, ahlak temeline dayanma gereğini giderek daha az duyan (sinik) milliyetçilik akımlarının çatışmasına sahne oluyor. Ondokuzuncu yüzyılda Giuseppe Mazzini hâlâ, bütün millet aşıklarının aşk gibi bir ortak yanları olduğuna göre aralarında anlaşabileceklerini, birbirlerine saygı duyabileceklerini düşünüyordu. Ne var ki, bir kadını delicesine sevmek demek, onu bütün kadınlardan daha güzel bulmak, diğerlerinin aleyhine onun için herşeyi yapabilmek, tutku konusu varlığı bütün varlıkların üstünde tutabilmek için hiçbir kural tanımaksızın gerçekçiliğin bütün kaynaklarını seferber etmek demektir. Sonuç olarak milliyetçi, ahlâk bağı tanımayan (sinik) bir ütopyacıdır ve böyle olduğu için, Teilhard de Chardin'in dediği gibi, bilimsel açıdan haklı olan da odur.

    Herşey değişir, sonsuzluk ancak Tanrı'ya özgüdür. Millet de sonsuz değildir. Bir gün gelecek bu kavram da dünyamızdan silinecektir, ama bugün için millet en üstün anlamıyla bir gerçektir; toplumsal sınıf gerçeğinden daha güçlü olduğunu ortaya koymuş bir gerçek...

    Milliyetçi olsak da olmasak da, etkililik isteyen her politikanın bu gerçeği tanıması ve ona dayanması zorunludur.

    Tarih kanunu Türk ve Yunan'ı karşı karşıya getiriyor

    Türk’ün Slavla, İranlıyla, Arapla ortak sınırları var; ama bir de tarih kanunu var ki, istese de istemese de onu daha çok Yunanlıyla karşı karşıya getiriyor. Ezeli düşman dediğimiz de budur. Yunanlının Slavla, İtalyanla, denizlerde Arapla ortak sınırları var ama tarihin kanunu onu, istese de istemese de, Türkle karşı karşıya getiriyor. Zira Türk onun ezeli düşmanıdır; tıpkı Alman'ın, Fransız'ın ezeli düşmanı oluşu gibi.

    Sadece bu ezeli düşman kavramı bile çok uzun sürmüş bir ortak yaşamı gerektiriyor. Ezeli düşmanlar zorunlu olarak düşman kardeşlerdir. Vietnam savaşı sırasında Amerikalıların, Vietnamlıların ezeli düşmanı olduğundan söz etmek anlamsızdı, zira yirmi yıl önce bu iki halkın birbirini tanıdığı bile söylenemezdi. Ezeli düşmanlar daima aynı medeniyete, farklı milletlerden de olsalar aynı "ırk"a bağlıdırlar. Fransız da Alman da Frank soyundan gelir. Charlemagne (veya Karl I) hem Fransız hem de Almandı. Sonuç olarak Fransızlarla, Almanlar birbirinden Habil ile Kabil gibi nefret ettiler. İnsanlar ezeli düşman oldukları oranda birbirine daha yakındır.

    Türk milliyetçisine göre, Türkiye'nin sınırları Selanik'e, Epir'de İoannina'ya, Peleponnesos'ta Tripolis'e kadar uzanır. Yunan milliyetçisine göre Yunanistan'ın sınırları İzmir'e, Ankara'ya, Trabzon'a ulaşır. İkisi de haklıdır. Zira Türkiye demek Yunanistan demektir, Yunanistan demek de Türkiye demektir. Bu, bin yıldan beri aynı topraklar üzerinde yaşayan iki kardeşin kanlı hikayesidir. Ne var ki, kardeşine kıyan kendi ölümünü de hazırlamış olur, zira kardeşini öldürmek, insanın kendi hayatına da son vermesi demektir.

    Müşterek sonuçlara varabilirsiniz

    Bu genelleme ve gerçeklerden hareketle bazı görüşlere varılabilir:

    1- Devamlı bir anlaşma ancak, Türk ve Yunan milliyetçileri arasında gerçekleşebilir zira onları harekete getiren aynı bir toprağa, Türk-Yunan toprağına olan tutkulu bağlılıklarıdır. Enternasyonalci ise Amerika'ya giden göçmene benzer, gelişmişlikten ve "aydınlık"tan gözleri kamaşan ona geçmişini köyde birlikte yaşadıkları günleri hatırlattığı için kötü giyimli kardeşini reddeden göçmene.

    2- Türk'ün, Yunanlıya, Yunanlının Türk'e hükmetmek istemesinde yadırganacak bir yan yoktur. İnsan ancak yabancı olana karşı ilgisiz kalır.

    3- Yirminci Yüzyıl kanun dışı kardeşi öldürmek bahanesiyle girişilen soykırımlarına hak vermeyeceğini açığa vurmuş, soykırımının eninde sonunda ona hevesleneni yaralayacak bir bumeranga benzediği giderek anlaşılmıştır. Hitler, ari ırk temeli üzerinde bin yıl sürecek bir medeniyet kurmak istemişti. Bu medeniyet topu topu on iki yıl yaşayabildi.

    4- Günümüzde bir kardeş öbürünü, ekonomik açıdan da uzun süre hâkimiyeti altında tutamaz. Osmanlı İmparatorluğu'nda askerlik ve yönetim konusunda Yunan unsuru Türk unsurunun, ekonomi alanında Türk unsuru Yunan unsurunun hakimiyeti altındaydı. Bu bakımdan biri öbürüne hiçbir zaman üstünlük sağlayamamış ve Ege boyunca ikiye bölünüş, bir yırtılış gibi iki tarafı da yaralamıştır.

    5- Türklerin ve Yunanlıların büyük çoğunluğunun biribirine hükmetme niyetinden arınmış, samimi bir işbirliğinin her iki taraf için de yararlı olacağını anlaması güçtür. Oysa Atilla İmparatorluğu'nun pek kısa ömürlü olmasına karşılık, Osmanlı İmparatorluğu yedi yüzyıl yaşamış ve çöküşü, Fatih Sultan Mehmed'in Ortodoks Patriği ile işbirliği etme anlayışı terk edildiği gün başlamıştır. Türk-Yunan konfederasyonunun gerçekleşmesi ancak ortak bir girişimden her iki halkın elde edebileceği çıkarlar açıkça gözler ö

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı