Gündem Haberleri

    Camiden demokrasi çıkmıyor mu?

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    18.09.2012 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Müslümanları provoke eden ucuz bir film… Sonu Kaddafi’ye benzeyen ABD’nin Libya Büyükelçisi… Ve zaten güze çalmaya başlayan ‘Arap Baharı’nın aniden kışa kesmesi… “Camiden demokrasiye giden yolun son durağı belli değil. Orası demokrasi midir, değil midir hep birlikte göreceğiz” diyen Ertuğrul Özkök, bir buçuk yıl sonra şüphelerinde haklı mı çıktı? Tartışma yeniden başladı ama ben başka bir soru daha soracağım.

    Geleceğe dair olumlu bir çağrışım taşıdığından aslında ideolojik bir terim olan “Arap Baharı” tüm hızıyla sürerken, Şubat 2011’de başlamıştı polemik…

    Hüsnü Mübarek’i devirecek ayaklanmaya katılmak için ülkesine dönüp Tahrir Meydanı’ndaki demokratik isyancılar arasına karışan Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Amr Şalakani, Radikal gazetesinde şöyle yazmıştı:

    “Ben çok dindar biri değilim. Cumaya bile gitmem. Ama geçen cuma farklıydı. Eylem camiden başlayacaktı. Bir güzel abdest aldık. Namaza durduk. Kahire’nin kıldığı en hızlı cumaydı. Daha esselamün aleyküm demeden bazıları sloganlarla kendini dışarı zor attı. Tahrir Meydanı’na doğru kitleler aktı.” ( http://tinyurl.com/camidendemokrasi1 )

    Ertuğrul Özkök ise Hürriyet’teki köşesinde Mısırlı İslamcılarla laik aydınlar arasındaki bu koalisyonun yürümeyeceğini ima ederek şu cevabı vermişti Şalakani’ye:

    Camiden demokrasiye giden yolun son durağı belli değil. Orası demokrasi midir, değil midir hep birlikte göreceğiz.” ( http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16922001.asp )

    * * *

    Polemik devam etti.

    Mübarek devrilip Müslüman Kardeşler’in (İhvan) iktidar yürüyüşü başlayınca Özkök kazanmış gibi oldu hatta.

    Zira Şalakani, eski “diktatörlüğün” anayasasının yeni “demokratik” iktidar tarafından korunmak istendiğini görünce “İhvan artık benim kardeşim değil,” diye yazmıştı, Nisan 2011’de...( http://tinyurl.com/camidendemokrasi2 )

    Ama “Camiden demokrasi çıkar mı” sorusuna hâlâ bir yanıt bulunabilmiş değil.

    Özkök ve Şalakani geçen mayısta buluştuklarında da polemik bitmedi.

    Şalakani, “Camiden herşey çıkar; demokrasi, faşizm... Sonuçta cami aslında insanların gittiği, oturduğu, konuştuğu yer. Siyasi İslam'dan da demokrasi çıkar" diyerek “Arap Baharı” iyimserliğini korudu.

    Özkök ise “Şeriattan demokratik teamüller çıkmaz... Camiden demokrasiye giden yolun son durağı belli değil” diye ısrar etti. ( http://www.hurriyet.com.tr/gundem/20654825.asp )

     

    Geçen hafta yaşananlar nedeniyle bu konu yeniden gündemde. Hem de henüz önceki gün Dünya Demokrasi Günü’nü kutlamışken…

    Mısırlı bir Hıristiyan’ın İslam’a alenen hakaret ettiği film, Ortadoğu’da 10’u aşkın ülkede, ABD’nin Libya Büyükelçisi dâhil en az 17 kişinin ölümüne neden olan protestoları tetikledi.Hürriyet

    Hemen herkes “Arap Baharı acaba sonbahara mı döndü” diye sormaya başladı.

    Ama son dönemde bu soruyu ilk kez sorduran olaylar geçen hafta yaşanmadı.

    Mısır’da “ılımlı İslamcı” Müslüman Kardeşler muhalif medyayı neredeyse Mübarek kadar sert yöntemlerle sustururken, “aşırı İslamcı” Selefiler içlerinde haça benzeyen bir şekil olan domatesleri yasaklatmaya kalktı.

    Tunus’ta aşırı İslamcılar alkol satan otellere saldırıları bu ay da sürdürdü. İktidardaki ılımlı İslamcılar (Ennahda) ise olimpiyatlarda mayo giyen kadın sporculara yahut ramazanda “oruç yiyenlere” karşı başlatılan saldırılara sessiz kaldı.

    Tunus muhalefeti “Bin Ali diktatörlüğünden beter teokratik bir rejime doğru gidiyoruz” diyor.

    Libya ve Yemen’de de durum daha iç açıcı değil. ABD Büyükelçisi’nin ölümüne neden olan Ensar el Şeriye grubu, "demokrasiyle İslam'ın bağdaşmadığını" savunuyor örneğin.

    "Arap Baharı’nın teğet geçtiği" öteki ülkelerde de ılımlı yahut aşırı İslamcı akımlar güçlense de, demokrasinin filizlendiğine dair bir emare yok.

    Öyleyse “Camiden demokrasi çıkar mı” sorusu hâlâ yanıtsız.

    * * *

    Bu soruyu yanıtlamaya çalışanlar ise çok.

    İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden sevgili hocam Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan, dün gece Habertürk’te bir açık oturumdaydı.

    Ceyda Karan’ın “Demokrasi şeriatla var olabilir mi” sorusuna Alkan olumlu yanıt verdi.

    Ceyda bu kez “Şeriatın yetersiz olduğu anlamına gelmiyor mu bu” diye üsteleyince, Alkan, “şeriatın düzenlemediği alanlar” olduğunu vurguladı ve böylece bir anlamda şeriatı kurtarırken, belki de demokrasiyi kısıtlamış oldu.

    Prof. Dr. Beril Dedeoğlu ise aynı programda dünyada “tek bir demokrasinin” bulunmadığını belirterek örneğin İsveç demokrasisi ile Bulgar demokrasisi arasındaki farkı vurguladı.

    Gelecekte her Arap ülkesinin kendisine özgü bir demokrasi geliştirebileceğini, bugün yaşananların olağan bir süreç olduğunu söyledi Dedeoğlu.

    Bana kalırsa, bu tartışmada iki temel hata var:

    Camiden demokrasi çıkar mı” sorusu ne kadar yanlışsa, Arap âlemine demokrasinin gelmekte olduğuna dair iyimserlik de o kadar yanlış.

    Hayır, camiden demokrasi çıkmaz… Dünya siyaset tarihi boyunca kiliseden veya sinagogdan demokrasi çıkmadığı gibi, camiden de çıkmaz.**

    Ama demokratik bir toplumun özgür bireyleri pekâlâ camiye girip çıkabilir.

    Bosna-Hersek’te olduğu gibi, bir Müslüman namazını kıldıktan sonra oy sandığına gidebilir ve akşama seçim sonuçları açıklandığında “ötekilerin” kazanmasını demokratik bir olgunlukla kabullenebilir.

    Bu “öteki”, daha 20 yıl önce ailesini katletmiş Hıristiyanların (Sırp-Hırvat ne fark eder) partisi olsa bile…

    * * *

    Ancak tarihsel anlamda tıpkı Türkiye gibi Avrupa’nın bir parçası olan Bosna-Hersek’e bakıp, demokratik gelişime ket vuran siyasal ve toplumsal potansiyele hâlâ haiz Arap toplumlarına “bahar geldiğini” düşünmek hüsnükuruntudur.

    O ucuz filmin yarattığı galeyanı yorumlayan Milliyet yazarı Kadri Gürsel, “Laik demokrasiler devletin kiliseyle, kralın papayla, burjuvazinin de ruhban sınıfıyla mücadelesinin bir ürünüdür aynı zamanda. Oradaki laiklik kavramı dinin ya da kutsalın en sert biçimlerde dahi eleştirilmesini dışlamaz” diye yazdı geçen gün.

    Fransız Devrimi’nin çok uzun bir süreçte, “Terör” döneminin ardından kurumsal bir demokrasi doğurduğunu hatırlatarak Arapların demokratikleşme süreci konusunda iyimserliğini koruyanlar, bu sözlerin yanısıra şunu da unutmamalı:

    Batı’da demokrasi, teksesliliği dogmalaştıran yozlaşmış bir dini düzene karşı çoksesli bir tepki olarak gelişmişken, Arap Baharı bambaşka dinamiklere sahip.

    En önemlisi de, demokrasiyi kurabilecek “Aydınlanmacı” bir hareket bugün Arap âleminde hiç gözlenmiyor. (Geçen yıl konuştuğum Amerikalı yazar Austin Bay bu yüzden “Araplara bir Atatürk gerek” demişti: http://www.hurriyet.com.tr/planet/18666177.asp )

    Evet, popülizmin iktidara gelmesi Batı’da da bir sorun...

    ...ama AB halkları “Aydınlanmacı” bir kökeni olan bilimsel/nesnel eğitim sistemleri sayesinde kendi “popülist zararlılarından” (örneğin Geert Wilders) gerektiğinde rahatça kurtulabilirken, Arap halkları daha uzun yıllar onların Ortadoğulu muadillerine (örneğin Müslüman Kardeşler) mahkum kalacak gibi görünüyor.

    * * *

    Sonuçta Arap ülkelerinde artık sandıklar kuruluyor ama özgür seçimler hakiki bir demokrasiyi garanti edemiyor.

    Çünkü Fareed Zakaria’nın da vurguladığı gibi demokrasi her şeyden önce tarafsız bir yargı ve çoğulcu bir anayasa ile serpiliyor.

    Arap ülkelerinde laik diktatörlerin yerini alan dindar otokratlar, yargıyı kendilerine bağlamak ve anayasayı kendilerine yontmak dışında 20 aydır ne yaptılar ki hâlâ bu kadar ümitli olanlar var?

    Bugün Arap âlemine tarafsız bir gözle bakılınca, teokratik diktatörlüklerin kurulma ihtimalinin, hakiki demokrasilerin oluşma ihtimalinden çok daha yüksek olduğu görülmüyor mu?

    "Camiden demokrasi çıkar mı" yerine, belki de daha net olan bu soruyu sormak gerekiyor şimdi...

     


    * Hürriyet Gazetesi Dış Haberler Şefi Emre KIZILKAYA’nın iletişim bilgileri ve bloguna http://about.me/emrekizilkaya adresinden ulaşılabilir. Ayrıca: http://www.twitter.com/ekizilkaya

     

    **: İslam ile demokrasinin uyumluluğu ayrı bir mesele. İslam’ın, özünde, tüm İbrahimi dinler arasında demokrasiyle en çok uyuşan olduğunu düşünüyorum. İslam devletinin ilk döneminde şeriat gereği tüm kararların meşveret (danışma) ile alındığını, halifenin seçimle belirlendiğini hatırlayalım. Ama sonrası için, “hangi İslam” diye sormak gerek. Emevi İslam’ı mı? Peki, aslında Fransız Devrimi gibi özgürleştirici ve modernleştirici bir potansiyele sahip olan İran İslam Devrimi ne olacak? Son tahlilde bu devrim de radikaller tarafından "kaçırılmış" ve İran'daki mevcut otokrasiyi yerleştiren kurumlar oluşturulmamış mıydı? Laik diktatörlerin devrilmesinin ardından “ilerici” güçlerin yeni egemenler tarafından ölümüne sindirildiği Arap âleminde de bugün 1982 İran’ını andıran bir manzara yok mu?

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı