"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Camide riya varmış meyhanede yokmuş

İLK gençliğimde şiire meraklıydım.

Bendeki bu istidadı gören "dini bütün" büyüklerim hemen telkin ve tavsiyeye başladılar:

"Sen en iyisi Divan Şiiri’ne yönel! Mesela öncelikle kolay anlayabileceğin bir şair olan Nedim’i oku!"

Bir "çekirge" edasıyla hemen denileni yaptım.

Nedim’den okuduğum ilk beyit şu oldu:

"Meyhane mukassi (sıkıcı) görünür taşradan amma / Bir başka ferahlık, bir başka letafet var içinde."

Şaştım kaldım.

Çünkü hayatları boyunca meyhaneye adım atmamış "dini bütün" büyüklerimin bana tavsiye ettiği şair, resmen meyhane övgüsü yapıyordu.

Hemen Divan Şiiri’nin diğer önemli isimlerine sarktım.

Şaşkınlığım değişmedi.

Onlarda da meyhane övgüsü, mey güzellemesi ve saki hayranlığı hiç eksik olmuyordu.

En şaşkın ve en meraklı yüz ifadesiyle soluğu büyüklerimin yanında aldım ve büyük suali patlattım:

"Neler oluyor muhteremler! Tavsiye ettiğiniz şairler meyhaneden başka bir şey bilmiyor. Kimi ’Ey zahit şaraba eyle ihtiram’ diyor, kimi meyhanedeki letafetten söz ediyor. ’Zahit bizi tan eyleme’ diye seslenenler de cabası. Lütfen bana bir açıklama medet!"

"Dini bütün" büyüklerim, çömezlere karşı geliştirilen o küçümseyici edayla "Bak çekirge" moduna girerek açıklamaya başladılar:

"Evlat. Divan Şiiri’ndeki ’meyhane’, Kör Agop’un meyhanesine benzemez. Oradaki meyhane, Allah sevgisinin ikamet ettiği yere işaret eder. Saki’nin ise aşağı mahallenin sefil ’birahanesi’nde garsonluk yapan Erkek Filiz ile uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Buradaki ’saki’ ile ilahi aşka aracılık yapanlar kastedilir. Yani Divan Şiiri’ndeki bu imajların hepsi semboliktir."

Bu açıklamanın ardından "Allah razı olsun muhteremler" dedim ve tatmin olmuş bir havayla defteri kapattım.

Ve o gün bugündür, "Divan Edebiyatı mı? Bırak canım. Tam bir meyhane edebiyatı" filan diyenlere verdiğim yanıt hazırdı:

"Divan Edebiyatı semboliktir. Şiirlerdeki meyhanenin gerçek meyhaneyle hiç ilgisi yoktur."

***

Tam da bu kafa konforuna alışmıştım ki...

Başbakan Yardımcımız Abdüllatif Şener Bey, geçen pazar CNN Türk’te katıldığı "Ankara Kulisi"nde öyle şeyler söyledi ki, 40 yaşıma altı ay kala yeniden kafam karıştı.

Şener’in, en içten vurgularla ve Genco Erkal’la yarışmaya hazır bir yetkinlikle "Hikmet’in oğlu. Hikmet’in oğlu." diyerek Názım şiirleri okuduğu programda, söz döndü dolaştı "içkiye karşı hoşgörü" meselesine geldi.

Şener, içkiye karşı hoşgörülü olmamız gerektiğini anlattıktan sonra sözü Divan Edebiyatı'nın en sofu şairlerinden Şeyhülislam Yahya Efendi’ye getirdi ve ondan bir beyit patlattı:

"Mescitte riyapişeler (ikiyüzlülüğü benimsemişler) ko etsin riyayı / Meyhaneye gel kim ne riya var ne mürai."

Şener, bu beyti okuduktan sonra şu yorumu yaptı:

"İşte görüyorsunuz. Şeyhülislamlık makamına kadar gelmiş bir din adamı, camide ikiyüzlülük olabileceğini ancak meyhanede olamayacağını söylüyor."

Ne "Bu bir simgesel anlatımdır" tarzı bir açıklama, ne de başka türlü bir tevil...

Şener, açıkça, Yahya Efendi’nin bildiğimiz meyhaneyi kastettiğini söylüyordu.

İşte buradan ilan ediyorum:

Herkeslerin gözünden kaçan bu açıklama, aslında tarihi bir özellik taşıyor.

Son dönem İslamcılık akımının içinden gelmiş bir isim, ilk kez "Divan edebiyatındaki meyhane bildiğimiz meyhanedir" demiştir.

Ve benim aklım bir kez daha karışmıştır.

Ben şimdi Divan Şiiri’ne bir kez daha bakmaya gidiyorum.

Hadi bana eyvallah!

Can Yücel’in mal beyanı

HER işimizi son güne bırakırız ya.

Ben de öyle yaptım.

Mal beyanımı yazdım, sarı zarfın içine koydum, zarfı resmi bir edayla kapattıktan sonra da son teslim tarihi olan 20 Şubat’ta İstanbul Valiliği’ne teslim ettim.

Görevimi tamamlamış olmanın vicdani rahatlığıyla internette sörfe başlamıştım ki, birden önüme "Can Yücel’in mal beyanı" başlıklı bir liste çıkmasın mı?

Bu listeye hasta oldum.

Ve o listeden birkaç detayı buraya almayı bir borç saydım.

İşte Can Baba’nın mal beyanından önemli kalemler:

BİR: Avşa Adası'nda üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen.

İKİ: Gökyüzünde bi bulut.

ÜÇ: Bitlis’te beş minare.

DÖRT: Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili.

BEŞ: Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı.

ALTI: Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü.

YEDİ: Palandöken’de bir palan, iki döken.

SEKİZ: Kastamonu’da üç kasto.

DOKUZ: Biri İngilizce 6 adet küfür.

ON: Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht.

ON BİR: Anne babadan kalma yarısı yaşanmış bir ömür.
X