Çalkantılar fırtınaya dönüşmeden

Hürriyet Haber
26 Nisan 2004 - 00:00Son Güncelleme : 26 Nisan 2004 - 00:01

KISA sürede dolar kuru yüzde 5’in üzerinde arttı. Döviz kurlarındaki artışın arkasında birçok neden bulabiliriz. Örneğin, doların diğer paralar karşısında değer kazanması doğal olarak TL karşısında da değer kazanmasının nedenlerindendi. Amerika’dan faiz artırımı sinyallerinin gelmesi gelişmekte olan piyasalara giden fon akımlarını yavaşlatabileceği beklentisiyle kurlar artmış olabilir. Son yayınlanan verilerden dış ticaret açığının artarak devam ettiğinin anlaşılması yatırımcıları kaygılandırmış olabilir.‘Bize bir şey olmaz’ mantığı ile yetkililerin döviz dengesindeki bozulmaya kayıtsızmış gibi davranmaları bazı kesimlerin asabını bozmuş olabilir.Kıbrıs sorununun sürüncemede kalma olasılığının artmış olması da beklentileri bozmuş olabilir. Nedeni ne olursa oldun, döviz kurlarının kısa sürede bu denli artıyor olması, devam ettiği taktirde, dengeleri bozabilecek bir gelişmedir.Bugün gözlenen gelişmelerin arkasında kontrolü bizim elimizde olmayan dışsal etkenler olabilir. Ama, bizim elimiz de olup da dışsal etkenlerin olumsuz sonuçlarını azaltıcı ya da tersine çevirici önlemler mutlaka vardır. Çalkantılara aldırış etmezsek, fırtınanın gelmesini önleyemeyiz. Bugüne kadar sağlanan olumlu gelişmelerin arkasında iyimser beklentilerin rolü küçümsenemez. Beklentiler olumsuza dönüştüğünde de, gelişmelerin tersine dönme olasılığı küçük değildir. Bu nedenle, beklentilerden bağımsız bazı önlemlerin alınması, yapısal reformlara hız vermek de dahil olmak üzere, çalkantıların fırtınaya dönmesini engelleyecektir. Çalkantıların boyutunu rahatsız etmeyecek düzeyde azaltacaktır.Aksi taktirde, Türkiye ekonomisi beklentiler paralelinde bir aşağı, bir yukarı gidip gelecektir. Ekonomi spekülatif karakterinden kurtulamayacaktır. Bu şartlarda, enflasyonun tek haneli rakamlara inip tek haneli rakamlarda kalıcı olması da bir hayal olacaktır.Zor bir dönemden geçmekteyiz. Olumlu beklentilerle geldiğimiz noktada beklentilerimizin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin belli olacağı bir yıl yaşıyoruz. Dolayısıyla, çalkantılara tahammül ederken ekonominin kırılgan bir noktaya gelmemesi için daha aktif bir ekonomi politikası uygulanmasında büyük faydalar vardır.Dış ticaret rakamlarıSON on iki ayda (şubat ayı itibariyle) ihracat 47.6 milyar dolar ve ithalat 71.5 milyar dolar oldu. Dış ticaret açığı 24 milyar dolar civarında gerçekleşti. Tarihsel rekorumuz 2001 krizinden hemen önce 27.5 milyar dolardı.Son aylarda, toplam ithalatımızın yüzde 70’inden fazlası olan ara malları ithalatındaki artışta bir yavaşlama var. Ama, söz konusu artıştaki azalış dış ticaret açığının artmasını frenleyebilecek düzeyde değil. Ara mali ithalatındaki artış çok hafif yavaşlarken, toplam ithalatın yüzde 15’i civarında olan sermaye malları ithalatında ciddi bir artış gözleniyor. Kapasite kullanımında sınıra gelindikçe, artan talep karşısında kapasite artırmaya yönelik yatırımlarda bir hızlanma izlenimi alınıyor. Yılın ilk iki ayında sermaye malları ithalatı yüzde 65 artmış. Bu oran geçen yıl aynı dönemde yüzde 25 civarındaydı. Geçen yıl ilk iki ayda 1 milyar dolar olan sermaye malları ithalatı bu yıl 1.7 milyar dolar civarında gerçekleşti.Tüketim malı ithalatı herkesin dikkatine çeken bir konudur. Artış hızı korkutucu gibi görünmektedir. Ama, tüketim malları ithalatı toplam ithalatımız içinde yüzde 10-15 arasındadır. İç talepteki gelişmelerin tüketim malı ithalatına doğrudan etkisi vardır. İthalatın alt kalemlerine bakıldığında, ithalattaki gelişmeleri belirleyen etkenin ara malları ithalatı olduğu görülür. Ara mallar ithalatı da doğal olarak yurt içindeki üretimle doğrudan ilişkilidir.Petrol fiyatlarının yüksek olması ara malları ithalatına ödediğimiz faturayı elbette olumsuz etkilemektedir. Ama, petrol faturasının toplam içindeki payı oldukça düşmüştür. Bugünkü petrol fiyatlarından yılda petrole ödediğimiz para 4 milyar dolar civarındadır. Toplam ara malları ithalatımız ise 50 milyar dolar civarındadır. İthalatımızın bu yapısı iyi irdelendiğinde, dış ödemeler açığını kontrol etmede iç talebi kontrol etmenin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.Dış borçlanma ihtiyacı azaltılmalıTÜRKİYE hala mutlak anlamda en borçlu ülkelerin başında geliyor. Milli gelire göre bakıldığında da Türkiye en borçlu ülkeler arasındadır. Örneğin, tahminler bazında 2003 yılında dış borçların milli gelirlerine oranı mutlak olarak borçlu ülkeler arasındaki Rusya’da yüzde 40, Güney Kore’de yüzde 45, Çin’de yüzde 13, Endonezya’da yüzde 60, Arjantin’de 110’ün üzerinde, Meksika’da yüzde 26, Brezilya’da yüzde 47 iken Türkiye’de yüzde 60 civarındadır.Daha az riskli ve daha az çalkantılı bir ekonomi (sürdürülebilir büyüme) için Türkiye dış borçlanma ihtiyacını azaltmak zorundadır. Bunun yolu dış ticaret açıklarını ve dolayısıyla cari işlemler açıklarını düşürmektir. Kısa dönemde, ihracatın artış ivmesi tersine çevrilmelidir. Birçok kişinin düşündüğünün aksine, ithalattaki artışın büyük bir bölümünün nedeni TL’nin aşırı değerlenmesi değil, iç talep artışıdır.Ekonomik büyümenin önünü kesmemek için iç talep artışına seyirci kalmak ekonomiyi çeşitli risklerle karşı karşıya bırakmak anlamına gelmektedir.Gelecek yıl IMF borçlarının bir kısmının piyasa borcuna dönüşmesi gündemdedir. Yani, piyasalardan karşılanacak dış borçlanma ihtiyacı, IMF ile borçları zamana yayan bir anlaşma yapılmadığı taktirde, borç dönüşümü nedeniyle zaten artacaktır. Dış borçlanma ihtiyacı azaltılamadığı takdirde, artan dış finansman açıklarının karşılanması için TL’nin daha da fazla reel değer kazanması kaçınılmaz olacaktır. Bir noktada, ekonomi sürdürülemez bir yolda ilerlemeye başlayacaktır.Çeşitli çevreler TL’nin reel olarak değer kazanmasını bilinçli bir politika olduğu düşüncesindedirler. Gerçek ise çok farklıdır. TL’nin reel değer kazanması diğer makro ekonomik gelişmelerin yarattığı bir sonuçtur. Bu konudaki en önemli gelişme de ekonominin dış finansman ihtiyacıdır.TL’nin reel değer kazandığı dönemlerde ekonomik büyümenin artıyor olması bir tesadüf müdür?
Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı