Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Çalıştıkça özgürüm

    Hürriyet Haber
    01.03.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Kendisinden sekiz yaş büyük biriyle evlenmeye zorlandığında, 12 yaşındaydı. 19'unda ailesinin muhalefetine aldırmayıp boşandı. 20'sinde, yurdundan ayrılıp yabancı bir ülkede iş hayatına atıldı. Sabire Dilek, bugün İstiklal Caddesi'nde bir lokantada, hamura lezzet vererek hayatını kazanıyor.

    Nüfus cüzdanına göre 1952 doğumlu, adı: Güldeste. Ama gerçekte yaşı sadece 32, adı ise Sabire.

    Sabire Dilek, 10 çocuklu Yozgatlı bir aileden geliyor. Hayatı bir serüven. Biz ismiyle başlayalım.

    Sabire Dilek'in 'resmi' ismi ve kimliği o doğmadan yıllar önce ölen ablasından yadigar. Ailesi nüfus cüzdanını sakladığı, kütük kayıtlarından sildirmediği 'Güldeste'ye onun bedeninde yeniden hayat vermek istemiş. Doğumundan bir yıl sonra, annesinin ilk evliliğinden olan kızı da aralarına katılınca evde iki Güldeste'nin fazla olduğunu düşünen büyükleri ismini 'Sabire' yapmışlar.

    Çocukluğu Yozgat'ta geçmiş. İlkokulu bitirdiğinde uygun damat adayını babası seçmiş. 12 yaşında gelin olmuş.

    ’’Evlendikten bir ay sonra eşim askere gitti. Ben kaynanamla kaldım. Terhis olduğunda eşim silah fabrikasında iş buldu. Kırıkkale'ye yerleştik. Yedi sene sürdü beraberliğimiz. Hiç mutlu günüm olmadı. İş başa düşmüştü. Beni istemeyeni ben hiç istemem, deyip çantamı hazırladım ve evden ayrıldım. Ablamla İstanbul'a geldim, mahkemeye başvurup boşandım.’’

    Bir yıl, İstanbul'da kardeşlerinin yanında kalan Dilek kendi ayakları üzerinde durmanın yollarını araştırmış. Almanya'daki iki ağabeyi gibi, yurtdışında çalışmak gelmiş aklına. Onlara yük olmamak için farklı bir ülke seçmiş kendine. Arkadaşının yardımıyla pasaport ve vize işlemlerini tamamladıktan sonra Avusturya'nın yolunu tutmuş.

    ’’Kocamdan ayrılırken de, Avusturya'ya giderken de, 'ya yapamazsam' diye düşünmedim. Yemek yapmayı biliyordum; aşçılık yapıp para kazanabilirdim.’’

    Dinleyerek, derdini anlatmaya çalışarak Almanca öğrenmiş. Bir lokantada iş bulmuş kendisine. Yalnızlık duygusunu da bir tesadüf sayesinde aşmış:

    ’’Muayene olmak için doktora gitmiştim. Sırada beklerken orta yaşlı bir kadının bana dikkatlice baktığını fark ettim. Kanım çekti herhalde, merhaba dedim. Türkmüş meğer. O da bir lokantada çalışıyordu. Onun firmasına geçtim. Aynı işyerinde çalışmaya başladık, kardeş kadar yakın olduk birbirimize.’’

    Yedi yıl süren mutlu yaşam bir gün bir polis memurunun kapısına dayanmasıyla noktalanmış. Vize süresinin dolduğu bildirilmiş.

    Türkiye'ye döndüğünde bir süre kardeşlerinin yanında kalmış. Sonra mantıcı olarak iş bulmuş kendisine. Kazancıyla tek odalı bir ev tutmuş. Kardeşlerinin ayrı bir evde tek başına yaşamasına tepki gösterdiklerini anlatıyor: ’’Dul kadınsın, yanımızda kal, dediler. Ama ben doğru bildiğimi yaptım.’’

    Sabire Dilek, Türkiye'ye dönüşte de işhayatına girmede zorlanmadığını söylüyor. İstiklal Caddesi'nde Şark Sofrası isimli restoranda mantı ve gözleme yaparak kazanıyor hayatını. İşinden memnun. Boş kaldığında arkadaşlarına el verecek kadar çalışmayı seviyor: ’’Mantı işi bittiğinde, gözlemeci arkadaşlar yemeğe gittiğinde onların işini de yapıyorum. Hayatımdan memnunum. Sadece kendimden sorumluyum, özgür olduğumu hissediyorum.’’

    Sabire Dilek bazen 'hayat sadece çalışmaktan ibaret mi,' gibi huzurunu kaçırabilecek sorular soruyor kendisine. Söz açıldığında içini çekip ’’Şöyle hali vakti yerinde, terbiyeli, iyi bir beyefendiyle hayatımın geri kalanını geçirmek güzel olurdu doğrusu,’’ diyor.

    Ya hayırlı kısmet, çalışmasına karşı çıkar ve evine kapanmasını isterse? Onca tecrübeden sonra hayatını birinin eline teslim etmek hiç aklına yatmıyor. Kararlı bir ifadeyle ’’İşimden vaz geçmem’’ diyor: ’’Çünkü çalıştıkça özgürüm.’’

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı