Dünya Haberleri

    Çadır Köşkü medyası

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    01.04.2009 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Yıldız korusunda doğanın canlandığını görüp keyiflenirken, tepeye vardığımda bir “demokrasi ayıbıyla” karşılaştım. Çadır Köşkü’nde bana “Hürriyet yok” dediler, ama Allah’tan oradaki diğer gazetelerden, halkın, hükümete “krize rağmen güvenoyu” verdiğini öğrenebildim.

    2009 Mart'ının son haftası... 

    Pazartesi sabahının erken saatlerinde, yâni yerel seçim sonuçlarının kesinleşmesinden hemen sonra Yıldız Parkı'nda bir yürüyüşe çıktım.

    Güneş doğarken İstanbul'un üzerine çöken sis bu saatlerde irtifa kazanmış, şehrin üstünde “pustan bir gölgelik” yaratmıştı.

    Üflesen dağılacak bu geniş ama zayıf bulut, en geç öğlene kadar güneşin açacağını müjdeliyordu. Fakat sıcaklık zaten 20 derecenin üzerinde seyrettiğinden, güneş hiç açmasa da olurdu hani...

    /images/100/0x0/55ea7bfbf018fbb8f882fae3Korunun alt kapısından girer girmez, döne kıvrıla tepeye çıkan asfalt yola baktım. Bu dik yamacın iki yanı, baharın geldiğini müjdeleyen türlü alâmetlerle doluydu.

    Yokuşu tırmanırken; açmakta olan çiçeklere, ama bilhassa lâlelere, erguvanlara, menekşelere dikkat kesildim. Dallar da yeşillenmiş; salkım söğütler, akça ağaçlar, serviler hayata dönmüştü. Sincaplar; ısırganların, pelin otlarının ve gabarcıkların arasında koşturuyordu. Gördüğüm ağaçlarda sayısız saksağan, bir de ağaçkakan vardı.


    * * *


    Tüm ihtişamıyla aniden zenginleşen doğanın envanterini böyle nedensizce çıkarırken, seçim sonuçları hiç aklımda yoktu. İnsan, baharın bu “ulvi” dirilişi karşısında günlük hayatın dağdağasına ne kadar da yabancılaşıyor! Tüm bunlar, yâni başkan adayları, seçim sandıkları, siyasi kampanyalar; varoluşun o “ezici haşmeti” karşısında pek küçük, pek anlamsız görünüyor.

    Yine de bir “an” geliyor ve insanın doğaya, toprağa, kısacası özüne döndüğünü hissettiği bu derin “hûşû hâli” son buluyor. Sonunda bir kez daha “rutine”, bir kez daha “monotona” mahkum oluyoruz.

    Ben bu kez o “ânı”, güneşin açmasıyla taçlanan ağır ama keyifli yürüyüşümün ardından korunun tepesine varıp Çadır Köşkü'ne girdikten hemen sonra yaşadım.


    * * *


    Çadır Köşkü'nü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden “Beltur” işletiyor. Daha önce eşiyle el ele tutuşan bir vatandaşı uyaran, sonra bunun "bireysel bir vaka" olduğunu açıklayan bu işletmenin kontrolündeki tüm mekanlarda olduğu gibi, Çadır Köşkü'nde de “alkollü içki” satılmıyor. Ama beni kızdıran bu değil, bir başka "kasıtlı eksik hizmet sunumu" oldu.

    Terastaki ahşap masalardan birine kurulup siparişimi vermeden önce, bizim gazetenin son baskısına göz atmak istedim. Gazete standında Hürriyet bulamayınca garsona sordum. Garsonun beni “doğal ortamdan” koparıp “sentetik hayatımıza” döndüren soğuk cevabı şu oldu: "Burada Hürriyet yok, bunlar var!"

    Bunlar dediği, tamamı "hükümetle iyi geçinen" beş gazetedeydi. O sabah Çadır Köşkü'ne gidip seçim sonuçlarını sadece o gazetelerden öğrenen biri, hakikatteki “siyasi manzaradan” bambaşka, “hayâli bir resmin” gerçekliğine inanacaktı.

    Sabah Gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bile “tatmin edici” bulmadığı seçim sonucunu manşetten "küresel krizin etkisi" diye kestirip atarak, okuyucularının kafasını kuma gömmeye çalışmıştı.

    Star'a göre "AKP güven tazelemiş" ve hatta "kendisiyle yarışmıştı."

    Zaman, güya” tarafsız” bir havada verilen haberinde, "AKP'nin oy oranını koruduğunu" öne sürerek hükümetin son iki seçime kıyasla oy kaybettiği gerçeğini gizlemişti.

    Yeni Şafak'a göre, halk, hükümete "krize rağmen güvenoyu" vermiş, AKP “bütün kalelerini  korumuştu.

    Bu gazetelerle kıyaslarken, Taraf'ı ayrı bir yere koymak gerekiyor; zira seçim sonuçlarını birinci sayfasından en "tarafsız" veren o olmuştu. Tabii bu yüzden dikkat etmeliler, zira Çadır Köşkü standlarındaki yerlerini "Millet istikrara devam dedi" manşetini atan Türkiye Gazetesi'ne kaptırabilirler.

    * * *


    Beltur yetkililerinin müşteriler için yaptığı gazete seçimi, hiç şüphesiz “arz-talep” dengesiyle ilgili değil; tirajların da gösterdiği gibi tamamen keyfi. Tıpkı deniz otobüslerinde sadece “hükümet sözcüsü” küçük bir televizyon kanalının gösterilmesi gibi...

    Nitekim gazete standının birkaç metre uzağındaki masamda bir saat kadar oturdum. İki müşteridaha "Hürriyet var mı" diye sordu, garsonlardan "Yok" cevabını aldı. Sonra bir kişi Milliyet, bir kişi Radikal, bir kişi de Akşam istedi. Onlara da "Yok" cevabı verildi ve diğer gazetelere yönlendirildiler. Birkaç kişinin –ki bir tanesi yabancıydı- garsonlardan bir şey istemeyip doğrudan standa yaklaştığını, ancak aradıkları gazeteyi bulamayınca eli boş masalarına döndüğünü de gördüm.

    Peki seçim sonuçları konusunda ne mi düşünüyorum? Bu bir yerel seçim olduğuna göre, sadece yaşadığım İstanbul’un, Çadır Köşkü’nü de yöneten Büyükşehir Belediyesi’ni değerlendireceğim.

    Çadır Köşkü medyasından” okuduğum kadarıyla, metrobüs gibi " çağdaş", hatta "ultramodern" hizmetleri sayesinde Kadir Topbaş bu seçimi de rahat kazanmış; hayırlı olsun.

    Ancak bir sonraki seçimi daha rahat bir şekilde kazanmak istiyorsa, belediyenin “ticarete siyaset karıştırdığı" bazı uygulamalarının kendisine oy kazandırmak bir yana, oylarını düşürdüğünü görmeli.


    Böyle gerçekçi bir analiz yapacak Topbaş, “Çadır Köşkü'ne Hürriyet vererek” işe başlayabilir.

    Keyifli bir doğa yürüyüşünün ardından Boğaz'a karşı orada oturanlar, belki o zaman anlarlar:

    Doğanın en doyumsuz manzaralarının çeşitliliğin doruğa çıktığı bahar aylarında yaşanması gibi; siyasi hayat da farklılıkların, çoksesliliğin hâkim olduğu  günlerde güzel...

    Bunun alternatifi, yâni siyasi kış, yâni demokratik sonbahar ise, Çadır Köşkü’nün tarihinde gizli:

    Döneminin en önemli aydını olan Namık Kemal ile önceleri iyi geçinip sonra onu sürgüne gönderen Sultan Abdülaziz öldürüldükten sonra, “katil zanlısı” Mithat Paşa, bu köşkte yapılan sözde mahkemenin ardından Taif’e sürülmüş ve orada can vermişti...

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı