Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Caddelerdeki devrim yer altına ulaşmadı

BİR kaç hafta önce hava ve demiryoluyla Ankara’ya ulaşmak her geçen gün kolaylaşıyor diyerek, şehirlerarası ulaşımdaki gelinen noktayı gözler önüne sermiştim.

Şehir içi ulaşımda da alt üst geçitler, genişleyen caddeler ve yeni açılan bulvar hariç, olduğumuz yerde saydığımızı, dizayn edilen mevcut caddelerin birer otobana dönüştüğünü vurgulamıştım.

Yaklaşık 14 yıldır Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinde bulunan Melih Gökçek, alt üst geçitleriyle övünüp, cadde ve sokaklarda yaptığı devrimi anlatıp duruyor. İşin aslına bakılınca, Başkent’e büyük kolaylık getiren bu uygulamaların, araç trafiğini oldukça rahatlattığı bir gerçek. Ancak yayalar yönünden bakıldığında, rahatlamayı bir kenara bırakın, uygulamalar tam bir facia dönüşmüş durumda. Dört şeride çıkan yollarda karşıdan karşıya geçmek büyük beceri gerektirirken, ölümlü kazalar sıradan adli vaka olup çıkıyor. Ya şehrin göbeğinde otobana dönmüş ana cadde ve sokaklara ne demeli? Göstermelik kaldırımlar yayaların yan yana yürümesini bile imkánsız kılarken, bazı güzergáhlarda karşıdan karşıya geçmeleri için yüzlerce metre yol kat etmelerini gerektiriyor. Örnek mi? Atatürk Bulvarı’nda daraltılan kaldırımlar ve Kuğulu Park Kavşağı ile Meclis Kavşağı arasındaki mesafe.

KALDIRIMLARDAKİ TUZAKLAR

Çok iyi bilinir ki, tüm çağdaş kentlerde yayaların geçiş üstünlüğü ön planda tutularak yaya geçitleri düzayak yapılır. Şehrin merkezi denen bazı bulvarlar sadece yaya trafiğine açık tutulup, gezinti alanları yaratılır. Tıpkı, Paris’in Şanzelize Bulvarı, Tokyo’nun Rapongi Hills Caddesi gibi. Zaten resimlere bakınca da bunu çok iyi anlayacaksınız. Adamlar önceliği yayalara verip, cadde ve bulvarlarını ferah tutarken, sadece Kızılay’da 20’ye yakın üst geçitin olması Gökçek’in yayalara gösterdiği ilgiyi apaçık gözler önüne seriyor. Peki, Ankara’da yayalar için genel durum nasıl? Biraz da bu sorunun yanıtına değinelim.

Başkent’te yaya olmak demek, birçok zorluğu da beraberinde getiriyor. Kaldırım ve bulvarlar taşıt trafiği yüzünden sürekli daraltılıyor ve parça parça yok ediliyor. Yaya kaldırımlarında büfe, taksi durağı, reklam panosu ve park halindeki araçlardan arta kalan kısımlarda ise yürünmeye çalışılıyor. Hadi yürünecek bir kaldırım bulundu diyelim, bu sefer de yayalar sürekli önüne bakmak zorunda kalıyor. Zira yolun ortasına konuşlanmış bir çukur ya da tümsek, düşmeniz için fırsat kollayan tuzaktan farksız vazifesini görüyor.

Hiç unutmam Melih Gökçek, gazetemiz için verdiği bir röportajda, "Yaya hakları diye bir şey tutturuldu. Hayatında arabaya binmeyen bir yaya var mıdır? On dakika önce arabaya binip, on dakika sonra inip yaya hakları diyorlar" demişti. İşte bu da Gökçek’in şehre bakış felsefesini yansıtıyor. Çağdaş bir insan şöyle düşünür: "Otomobil sürücüleri de her şeyden önce bir yayadır".

ALT ÜST GEÇİT SEVDASI YÜZÜNDEN TOPLU TAŞIMAYA YÜZ VERMEDİ

Aslında herkes biliyor ki, büyük kentlerde ulaşımın ana çözümü toplu taşım araçlarında. Yani hafif raylı sistemlerde, metrolarda ve düzenli işleyen otobüslerde. Gel gör ki, toplu taşım araçları yönünden Başkent çok gerilerde. Daha doğrusu kavşak, alt üst geçit ve otoban sevdası yüzünden ihmale uğramış durumda.

Aslında Ankara, Türkiye’nin gelişmiş ilk metrosuna ve raylı sistemine sahip, ama ilk olma dışında başka bir özelliği yok. Bir çok ana arterinde metro çalışması var ama, çukurlar, tüneller kazıldığıyla kalmış. Yıllardır ne bir ray döşeniyor, ne de vagon siparişi veriliyor. Ancak Belediye Başkanı Melih Gökçek’in ağzından bir laf hiç eksik olmuyor.

"Bugün Ankara Büyükşehir Belediye’sinin borcu varsa, o da Murat Karayalçın döneminde yapılan metro projesinin maliyeti yüzünden"

BORCU DÖRDE KATLADI METRODAKİ GERÇEKLERİ ATLADI


Peki, sarf ettiği bu söz doğru mudur? Elbette ki "Hayır"... Zira yaklaşık bir milyar dolara çıkan Ankara Metrosu ile Ankaray Hafif Raylı Sistemi kazandığı yolcu taşıma ücretleri ve istasyonlardaki dükkánlardan elde ettiği kira gelirleriyle yatırım maliyetinin büyük kısmını çoktan çıkardı. Kaldı ki, borç aynı seviyesinde korunsa bile bugün Ankara’nın borcu bir değil dört milyar dolar. Yani, kendi deyimiyle göreve başladığı yıl bırakılan borcun tam dört misli.

Bugün ülkenin başbakanı bile her konuşmasında metro çalışmalarından övgüyle bahsedip, İstanbul’daki gelişimi anlatıyor. Ancak bir kez bile Ankara’daki metro çalışmalarından bahsetmiyor. Zira biliyor ki, Melih Gökçek’in karnesi bu konuda zayıflarla dolu. Ankara’nın üç tane daha metro projesi var, ama çalışmaları belirlenen programın çok gerisinde. Kısacası Ankaralı Murat Karayalçın döneminde projelendirilip, yapımına başlanan ve Gökçek döneminde açılışı yapılan raylı sistemlerle yetiniyor. 14 yıldan bu yana ise "cak"larla "cik"lerle biten konuşmalara tanıklık edip, türlü bahaneler dinliyor.

KISMET OLUR BİTERSE METROYA ÜÇ KARDEŞ GELECEK

İsterseniz sözü daha da uzatmadan, rakamlarla metronun geçmişine ve bundan sonrasına göz gezdirelim.

Ankaray Hafif Raylı Taşım Sistemi: 1992 yılında yapımına başlanıp, 1996 yılında tamamlandı. Kentin doğu ve batı yakasını birbirine bağlıyor. 8,7 kilometrelik güzergáhında ise 11 tane istasyonu var. Bilindiği üzere Melih Gökçek, 1994 yılında gerçekleşen yerel seçimlerde iş başına gelip, üç dönemdir belediye başkanlığı yapıyor.

Ankara Metrosu: Yapımına 1 Nisan 1993 yalında başlanan Ankara Metrosu, 28 Aralık 1997 tarihinde de işletmeye açıldı. İlk açıldığından itibaren 14,6 kilometre uzunlukta çift hatlı ağır raylı sistem ve 12 yolcu istasyonuyla bir depodan oluşuyor. Ankara’nın ilk uydu kenti Batıkent ile Kızılay’ı birbirine bağlayan metro, her biri altı vagondan oluşan 18 adet setle günde ortalama 150 bin kişi taşıyor.

Söğütözü-Çayyolu Metrosu: 9,5 kilometrelik hatta ve 7 tane istasyona sahip olacak projenin yapımına 2001 yılında başlandı. Tünellerin büyük kısmı tamam, ama esas maliyeti oluşturan ray, vagon ve elektronik aksamda her hangi bir ilerleme yok. Bu yatırım Melih Bey’in en hızlı yürüyen projesi, ama ne zaman açılacağı halen meçhul!

Batıkent-Sincan Metrosu: 5,9 kilometrelik hatta istasyon sayısı dört olacak. Eryaman Metrosu diye de isimlendirilen projeye 2003 yılında start verildi. Kızılay ile Törekent birleşecek birleşmesine, ancak her hangi bir ilerleme yok. Belediyenin bahanesi ise yasal mevzuatlara takıldık.

Tandoğan- Keçiören Metrosu: Halk arasında Keçiören Metrosu olarak bilinen metronun hat uzunluğu 10,5 kilometre olacak. Tandoğan-Ulus ile Keçiören’in birleşeceği projede 11 istasyon bulunacak. Bitiş tarihi mi? Yapımına doğru dürüst başlanmağı için dogal olarak bitiş tarihi de belli değil.

LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜR MÜ?

Görüldüğü üzere 5 aşamalı Ankara metrosunun ilk ikisi yaşama geçmiş durumda, geri kalanı ise Allah’a emanet. Vatandaşa hizmet veren ikisi de Melih Bey’e çok eleştirdiği o zamanki CHP’li Murat Karayalçın’dan miras.

Bir konuyu sakın yanlış anlamayın. Ben CHP’li belediyeleri ve Murat Karayalçın’ı övmek için bu yazıyı kaleme almadım. Onların da birçok hatası var. Niyetim, sadece geçmişi karalayıp, lafla peynir gemisi yürütmeye çalışan, şehrin gerçek ihtiyaçlarını göz ardı edip, hesapsız kitapsız çözümler üreten zihniyeti gözler önüne sermek. İktidarın yatırımlarıyla şehirlerarası ulaşımda büyük başarılara koşan Ankara’nın, yerel yönetimle kent içi ulaşımda bir arpa boyu yol alamamasının hikáyesi böyle.

BİZİM PARAMIZLA HOVARDALIK YAPMAK MODA OLDU

Bu arada söz Karayalçın’dan açılmışken bir konuya daha değineyim. Belediye başkanı olursa, yoksul her aileye doğrudan ya da dolaylı olarak ayda en az 600 YTL "hemşerilik geliri" verecekmiş. Ayrıca dar gelirlilere su, otobüs gibi belediye hizmetleri bedelsiz veya indirimli karşılanacakmış. Kısacası örneklerini verdiğim vaatleri madde madde sıralayıp, adaylığını açıklamış. Kendisine bir ikazım olacak. Yerel yönetimlerin oy uğruna avanta dağıtmasından şikayetçi olduğumuz için başta Melih Gökçek olmak üzere bir çok belediye başkanına kızmıyor muyuz? Emlak, yol katılım payı, çöp vergilerini düzenli ödeyen ve belediye hizmetlerinden parasını bastırarak faydalanan vatandaşa kimse, "senin ödediğin paraları oy uğruna avanta olarak dağıtabilir miyim?" diye soruyor mu? Sen iyi bir belediye başkanıysan önce vatandaşlık görevini yerine getiren insanların haklı talebini karşılarsın, sonra oy için harcama yaparsın.

MECLİS BU YETKİYİ BELEDİYELERİN ELİNDEN ALMALI

Elbette ki yoksulların dertlerine derman olmak lazım, ama yardımı oy karşılığı verene de alana da dur demeli. Yoksa yeşil kartlı Mercedes araba sahiplerine, erzak yardımı alan gecekondu zenginlerine, bankada yüklüce parası olan dilencilere daha çok rastlarız. Bu tür siyasi manevralar yüzünden olan inanın gerçek ihtiyaç sahiplerine oluyor. Bence Meclis bir yasa çıkarmalı ve bu tür yardımları belediyeler kanalıyla değil de, sosyal yardım kuruluşları aracılığıyla yaptırmalı. Bu şekilde hem belediyeler esas işlerine dönerler, hem de gerçek yoksullara yardım eli uzatılır. Bizler de yaşadığımız kente proje üreten, hizmet sunan, vizyon sahibi yöneticiler seçme şansı buluruz. Yoksa parayı vatandaşlık görevini yerine getiren insanların sırtından kazanıp, oy avcılığına çıkan hovarda yöneticileri daha çok görürüz.

GÖKÇEK’İN BİR HAKKINI YEMİYELİM

Bu arada bir konuda Melih Bey’in yanındayım. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Metrosu için hükümetin üç milyar dolar harcıyacağını söylerken, Ankara’ya beş kuruşluk yardım sözü vermiyor. Üstelik Ankara Büyük Şehir Belediyesi’nin borçlarını kesmek içinde direktifler yağdırıyor. Eh, merkezi hükümetten para gelmeyince de metro çalışmaları olduğu yerde sayıyor. Anladığım kadarıyla Gökçek, belediye bütçesinden halledemeyeceği metro yatırımını merkezi hükümetin üzerine yıkmak istiyor. Bence bunda da haklı. Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara, AB’nin sayılı başşehirlerinden biri olacak. Elbette ki böylesine gerekli bir yatırım, hükümeti de ilgilendiriyor.
X