Hürriyet Cumartesi Haberleri

    ‘Cadde’de piyasaya çıkılan, araba çalınan günlerin romanını yazdı

    Hürriyet Haber
    04.08.2017 - 10:21 | Son Güncelleme:

    Tepeden tırnağa marka giyinen kadınlar ve erkekler, akşamları son model otomobillerle yapılan yarışlar, çeteler, yaz geceleri yaşanan flörtler ve sabaha karşı çalınan lüks otomobiller... 30 yıllık fotomuhabiri Batuhan Kıran, mesleğinden sonra en iyi bildiği şeyin romanını yazdı; 80’li yıllardaki Bağdat Caddesi’nin. Argoda ‘piyasaya çıkmak’ fiilinin doğduğu yeri, insanlarını ve hırsızlarını, orada doğup büyüyen Kıran’ın ilk romanı ‘Cadde Çocuğu’nda okuyun.

    ‘Cadde’de piyasaya çıkılan, araba çalınan günlerin romanını yazdı

    Kitaptaki hırsızlık hikâyeleri öyle gerçekçi ki ben baş- kahraman Bebo sizsiniz sandım.

    - Yok yok değilim. Ben korkarım öyle şeylerden. Ama gerçekçi bir kitap yazabilmek için sanayi sitesinde gerçek hırsızlarla tanıştım, hikâyelerini dinledim. Bir-iki hırsıza rastlar da laf alırım diye çilingir kursuna bile gittim ama sertifika alamadım. Yan odada elişi sertifikası veriliyordu ama kadın kursiyerlerin çantaları çalınınca çilingir kursunu kapattılar.

     Bu çocuklar bu kadar zenginliğe rağmen neden hırsız?

    - Bir nevi adrenalin bağımlılığı... Zengin çocukları o dönemlerde günah keçisiydi. Uyuşturucu, araba yarışları ve çözülemeyen birçok suç onlara mal edilirdi. Bu bir yeraltı edebiyatı. Hikâye, antikahramanlar yani kötü çocuklar üzerinden ilerliyor.

    ‘80’LERİ YAZ, SEN DE RAHATLA, BİZ DE’ DEDİLER

     Neden 80’li yılları araba hırsızlığı üzerinden anlattınız?

    - Genel olarak nostaljik biriyim. Hâlâ 1990’lı yıllardan kalma bir arabam var, hatta niyetim 70’lerden bir araba almak. 70’li ve 80’li yıllarda toplum, aldığın, yaptığın bir şeye,  yaşananlara, kısacası her şeye değer verirdi. Şimdiki gibi ‘kullan-at’ diye bir şey yoktu. Ben küçükken bir tanıdığım bana bir resim çizdirmiş, “Bunu büyüdüğünde sana göstereceğim” demişti. Eskiye kıymet vermem işte bununla başladı.

     Sonra ne oldu?

    - Büyüdüm ve benimle birlikte o döneme duyduğum özlem de büyüdü. Hayallerimde o yıllarda yaşamaya başladım. Yeni tanıştığım insanlar giydiğim kıyafetlere bakıp “Retro modasından mı hoşlanıyorsun” diye soruyordu. Oysa üzerimdekiler gerçekten o yıllardan kalmaydı. Yani retro bizzat bendim. O yılların müziklerini dinliyordum. Çevremdekiler bundan rahatsız olmaya başladı. Tribe girmiştim ve çıkamıyordum. Bir yerde oturuyoruz, hep o yılların hatıralarını anlatıyorum filan. “80’leri yaz, sen de rahatla, biz de rahatlayalım” dediler. Bir sabah polis aradı, “Arabanızı bulduk, gelin alın” dedi. “Yahu” dedim, “benim arabam kapının önünde.” Plakayı söyledi, doğruydu, arabam çalınmıştı. Gittim, arabamın o halini görünce, hırsızların neler yaşadığını gördüm.

     Hadi anlatın o kareyi, ne yaşamışlar?

    - Bir kere içeri camı kırmadan girmişler. Direksiyonun altında bir kutu var, onu sökmüşler. Herhalde filmlerdeki gibi kabloları birbirine sürtüp arabayı çalıştırmışlar. İki kişilermiş çünkü hem şoför koltuğunda hem yan koltukta izmaritler vardı. Arabadaki bütün CD’leri dinlemişler. Bir sürü rap CD’si vardı. Tupac dinlemişler, Marcus Miller’ın üç tane CD’si vardı, üçünü de almış gitmişler. Gecekondu semtinden gelen bir hırsız neden caz CD’sini alır? Rap CD’si almasını beklersin, değil mi? Bu durum dikkatimi çok çekti. “Bu insanların bir altyapısının olması lazım. Bunlar arka sokaklardan gelme olamaz” diye düşündüm. Böylelikle kitaptaki çocukların zengin, kültürlü ailelerin çocukları olmasına ve araba hırsızı olmalarına karar verdim. Böylelikle en iyi bildiğim şeyden yani müzikten, müzik aletlerinden, ev ve araba ses sistemlerinden de bahsedebilirdim. Bu hırsızlık mevzuunu araştırmaya başlayınca öğrendim ki, 70’li ve 80’li yıllar araba hırsızlığının en çok yaşandığı senelermiş.

     Neden?

    - Çünkü o dönemlerde arabayı koruyacak güvenlik teknolojileri yoktu. Babamın arabasının en az dört kez soyulduğunu biliyorum.

     Roman, sizin de büyüdüğünüz Bağdat Caddesi’nde geçiyor. Cadde çocuğu olmak ne demek?

    - Eskiden, burası kapalı bir mekândı. Yazın azınlıklar yazlıkçı olarak gelirdi tabii ama onlar da buranın insanıydı. Bir komün gibiydi. Kulüpler vardı, denize girilirdi. Deniz faslından sonra eve gelinir, giyinip süslenilir ‘Cadde’de turlanırdı. 80’li yıllar, hâlâ 60’lı ve 70’li yılların ruhunu taşıyordu, o dönemlerin muhteşem finali gibiydi.

    KİTAPTAN

    Kristal açılmadan önce Cadde’de bu kadar gürültü patırtı olmuyordu ama şimdiki durum daha eğlenceliydi bence... Bir sürü it kopuğun yanı sıra çeşit çeşit manitaları da bünyesine toplamasıyla Kristal, kısa zamanda Cadde’nin en popüler mekânı olmuştu. Bu tür mekânlarda ve Cadde’de varlığını sürdürebilmek istiyorsan marka kıyafetlerine, çektiği patilere dikkat etmen gerekirdi.

    ‘Cadde’de piyasaya çıkılan, araba çalınan günlerin romanını yazdı

    Batuhan Kıran
    Cadde Çocuğu
    Mona Kitap / 410 sf / 25 TL.

    BİR UZAY GEMİSİNİN MÜRETTEBATI GİBİYDİK

    80’lerin nesini özlediniz en çok?

    - 80’lerin bir parlaklığı vardı ki, bu söylediğim kültürel açıdan da geçerli. Kıyafetler, saçlar, her şey çok parlatılmıştı. Herkes bir uzay gemisinin mürettebatı gibiydi. 16.00’ya doğru herkes ‘Cadde’ye düşerdi. Üstünüzde illa marka bir kıyafet olurdu. En güzel ayakkabını giyerdin. Arabalarda müzik sonuna kadar açılırdı, şimdiki gibi herkes kendi kulaklığıyla dinlemezdi.

     Bir de araba yarışları vardı.

    - 1980’lerde İstanbul’un nüfusu 3 milyona yakındı. Evet, böyle yarışlar yapılıyordu. Nüfus azdı, trafik yoktu. Bu yarışların asıl yapıldığı dönem 70’ler. Ben o zaman çocuktum. Büyüklerin yanında yan koltukta ya da arkada giderdim. O sürat bana acayip heyecanlı gelirdi. 90’larda nüfus artışıyla birlikte o yarışlar kesildi. Tabii yine vardı ama eskisi gibi değildi.

    Etiketler: keyif
    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı