Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Büyümeye evet!

<B>JOSEPH Stiglitz </B>IMF’ye muhtaç olan ülkelerin büyüyerek sorunlarını aşmalarını istiyor. Sosyal politikalara ağırlık verilmediğinden şikayet ediyor. IMF’nin ekonomik büyümeyi ikinci plana atan politikalarını eleştiriyor.

Amaç, ülkelerin kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlamaksa, bozuk makro ekonomik dengeleri devam ettirmek için hiç kimsenin bu ülkelere devamlı finansman sağlamayacağı açıktır. Sorunlu ülkelerin kamu sektörünün borçlanma ihtiyaçlarını azaltmaları esastır. Başka bir yol yoktur.

YEŞİL IŞIK

Kamu sektörünün borçlanma ihtiyacının azaltılması orta dönemde ancak kamu sektörünün reel anlamda küçültülmesiyle
mümkündür. Kısa dönemde, Türkiye’de de uygulandığı gibi, kamu gelirlerinin artırılması mümkündür. Ama, kamu gelirlerinin artırılması ya da kamu harcamalarının azaltılması ekonomide talep kısıcı politikalardır. Dolayısıyla, ekonomik istikrarı tesis etmek kendi başına en azından belli bir dönem ekonomik büyümeden feragat etmeyi gerektirir.

Türkiye de bu anlamda bir fatura ödemiştir. Büyüme konusunda Türkiye’nin ödediği faturanın daha büyük olmaması IMF’nin Türkiye’ye cömertçe verdiği mali yardımlar sayesinde olmuştur. Yani, birileri bize balık tutmayı öğretirken bolca da balık vermiştir.

Büyümeden feragat etmeden düşülen ekonomik bunalımdan çıkmak mümkün müdür? Birileri büyümeyi finanse ettiği sürece elbette mümkündür. Sorun, büyümeyi finanse etmeye razı birilerini bulmaktır. Büyümeyi finanse edecekler uluslararası finans piyasaları ise, ülkelerin önce borçlanma ihtiyaçlarını düşürecekleri yolunda sağlam adımlar attıklarını göstermek zorundadırlar. Yani, gerektiğinde büyümeden feragat edebilecekleri konusunda finans piyasalarına güven vermek zorundadırlar.

Bu noktada IMF’nin bir başka işlevi gündeme gelmektedir. IMF’nin bir ülke ile belli bir program etrafında uzlaşması finans piyasaları açısından ileriye dönük olumlu bir sinyal olmaktadır. Bu yolla, ülkeler kamu sektörünü küçülterek borçlanma ihtiyaçlarını göreli olarak azaltırken, diğer taraftan IMF’nin ‘yeşil ışık’ yakması sayesinde borçlanma piyasasını da büyütmektedirler. Borçlanma piyasası büyüdükçe, temel makro ekonomik politikalardan taviz verilmediği sürece, ekonomik büyümeden feragat etme ihtiyacı da azalmaktadır.

Büyüme finansman gerektiren bir olgudur. Borç verenler verdikleri borçların zamanında ana para ve faiziyle beraber alabileceklerine ikna edilmek istemektedirler. İkna olmalarının yolu makro ekonomik dengeleri sağlam tutmaktır.

Dengelerin bozulması halinde ise, ileriye dönük olarak doğru politikaların uygulanacağına yönelik bazı güvenceler talep etmektedirler. Bu alanda en büyük güvence IMF ile bir program üzerinde anlaşmaktadır. Bu nedenle başı belaya girmiş ülkeler IMF’den destek görmeden beladan kurtulamamaktadırlar.

IMF OLMADAN

Kısacası, IMF’siz bir ekonomik kriz yönetimi olamaz
. IMF ile yapılan programlarda büyümeden feragat etmeme gibi bir lüks de olamaz. Büyümeden feragat edilip edilmeyeceği, ya da edilecekse, ne kadar edileceği ise finans piyasalarının bu ülkelere bakış açısına bağlıdır. Her başı belaya girmiş ülkeye de IMF’nin cömert destekler vermesi beklenemez.

IMF’siz yaşayan ülkeler elbette IMF ile yaşayan ülkelere göre daha iyi performans sergilemektedirler. Çünkü, onlar kendilerini IMF’ye muhtaç hale getirmemişlerdir. Bütün bunları söyledikten sonra, IMF’nin bazı yanlışlar yapmadığını da iddia etmek istemiyorum. Ama, yapılan yanlışlar büyümeden feragat etmeden krizlerden çıkmayı içermemektedir.
X