"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Büyük ve küçük fotoğraf

ZANNEDİYORUM, dört yıl kadar önceydi. Ertuğrul Özkök, Sıtkı Şükürer ve ben Kordon’da yemek yiyorduk. Sabahında Özkök, Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin Yüksek İstişare Konseyi toplantısında bir konuşma yapmıştı. Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmenliği’nden yeni ayrılmıştı. Konuşması gazetenin başında olduğu 20 yılın ve demokrasi tarihimizin bir özeti gibiydi. İlgi müthişti, o gün salondan herkesin mutlu ayrıldığını düşünüyorum.
Özkök’ün öncesinde mikrofonda ESİAD’ın o günkü Başkanı Sıtkı Şükürer vardı. Şükürer’in konuşmasının her satırı ayrı bir yazı konusuydu.
Bir demokrasi özeleştirisi de bir gelecek kurgusu da vardı. O yazıyla ilgili düşüncelerimizi ben de Ertuğrul Özkök de yazmıştık.

O gece masada ne AK Parti’yi, ne CHP’yi, ne MHP’yi, ne de bir başka siyasi partiyi konuştuk. Kişilere göre değil, ilkelere göre demokrasiyi savunan insanlar olarak, bir gelecek sörfü yaptık.
Sabahki konuşmasında Şükürer, “Bu ülkenin aydınları demokrasi tembelliği yaptı” demişti. Katılmıştık. Yine, “Bizler şeffaf, demokratik ve katılımcılığı önemseyen ortamların figürüyüz ve böylesi bir altyapıya basmadığımız takdirde, sivil toplum örgütleri faydaları sınırlı hale gelecek kuruluşlarız” demişti, ona da katılmıştık.

Dört yıl önce demokrasimizde ufak tefek aksaklıklar vardı, ama işin boyutu bugünkü gibi olmamıştı.
Şükürer, “Yine de Türkiye’nin geleceği için büyük fotoğrafa bakalım” dedi. Özkök, “Küçük fotoğrafı da unutmayalım” diye ilave etti. İkisi de doğru, büyüğü hayal ederken küçüğü unutmamak. Ben hayatım boyunca büyük fotoğraf kadar küçüğe de takılmadan edemedim, ikisi yan yana gelmeyince de içim rahat edemedi.
Neden bunları anlatıyorum.

Kavramların birbirine karıştığı, insanların taraf olmaya zorlandığı, demokrasinin patinaj yaptığı dönemlerde, iş başa düşüyor. Yani bize düşüyor. Demokrasi tembelliği yapmayalım. Seçimden seçime gidip oy atarak işimizin bittiğini zannetmeyelim. Sivil toplum örgütlerine üye olup, demokrasinin çarklarını döndürelim. Döndürmekle kalmayalım, hızlandıralım. Küçük fotoğrafa isterseniz ailenizi, çevrenizi, yaşadığınız kenti, bölgeyi, kendinizi koyun. Yanına da büyük fotoğrafta da bugünün Türkiye’sinin dünyada nasıl algılandığını koyun. Cevabını siz verin.
Biliyorum, bugünlerde sadece siyaset konuşuyoruz, Türkiye’yi konuşuyoruz. Birbirimizi anlamaya çalışırken, iki fotoğrafı da masaya koyun ve her şeyi öyle yorumlayın.

BODRUM’DA SEÇİM

DENİZİN kıyısında olunca seçim de farklı oluyor. Geçtiğimiz haftalarda Bodrum’daydım, oradaki seçim havasına baktım. Adaylar birbirlerine karşı son derece nezaketli, polemik yok, daha çok proje konuşuluyor. AK Parti’nin adayı Ali Server Yazgan, MHP’nin adayı Mehmet Tosun... Yazgan son anda seçim yarışına katılmış, Tosun ise uzun bir süredir hazırlanıyor. MHP, AK Parti’ye göre daha organize görünüyor. Ama CHP’nin adayı Mehmet Kocadon, bu seçimde de müthiş bir organizasyon yapmış. Belki de Türkiye’ye örnek olabilecek, bir medya ve seçim ekibi oluşturmuş. CHP Genel Merkezi gidip, Bodrum’u örnek olarak incelesin derim. Seçim sonucuna gelince... Elbette kararı sandıkta vatandaş verecek. Ama şunu söyleyebilirim. 17 Aralık’ın etkisi belki de en fazla Bodrum’da hissediliyor.

İzmir’de seçim kazanmak için

DAHA fazla demokrasi talep edeceksin. Daha fazla bireysel özgürlük isteyeceksin. Daha fazla eşitliği savunacaksın. Daha fazla halkla iç içe olacaksın. Ve bunları mış gibi yapmayacaksın.

31 Mart sabahı

Siyasetsiz bir Türkiye uyanacağınızı zannetmeyin. Bu seçimin sonuçları çok tartışılacak. Çünkü, çok gördük ama bu kadar sprint, bu kadar ani fren, demokrasimizde az gördük. Çünkü anlıyorum ki, herkes demokrasiyi kendine göre yorumluyor.

X