GeriYazarlar "'Büyük Rodrigo Tello"
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

"'Büyük Rodrigo Tello"

Bursa maçından sonra “süper kahraman”lığa aday gösterdiğimiz Tello’nun büyüklüğü futbolundan değil sadece.

Teknik direktörünün “Büyük Mustafa” olarak bilindiği günlere yolculuk yaptırdı bizi. O zamanlar Mustafa DENİZLİ köşe atışı kullandığında kalecileri penaltı atışlarındaki kadar heyecan sarardı.

On ikinci haftaya başlanırken kimsenin bu garip gol orucundan haberi yoktu. Sanki gizli bir protesto vardı da haber sadece Denizli’ye ulaşamamıştı. Denizli Stadında ikinci yarıda atılan yedi golün diğer maçlarda atılanların tamamından daha fazla olduğu bir hafta yaşadık.

H.Deniz Çekin yazıyor

Rakiplerinin puan fukaralığı iştahlarını kabartmış olacak ki Beşiktaş’lı futbolcular başlama düdüğünden itibaren dört elle sarıldılar işlerine. Takım halinde ileri gidiş- gelişlerde çok başarılıydılar. Özellikle Tello her topu olumlu kullandı. 31. dakikada da köşe atışından direk kaleye yolladığı topu. İçeriden çıktı sanki ama hakem devam dedi. 35’de serbest vuruş kullandı, Sivok ağları buldu, bizim de saatlerdir gol göremeyen gözlerimiz bayram etti. 5 dakika sonra bu kez soldan ortaladı, Zapo kaleciye nişanladı.

Dedik ya gün Tello’nun günüydü. İkinci yarıya da Şili’li damgasını vurdu. 56. dakikada Holosko’yu kaçırdı. O da Nobre’yi gördü. İstanbul seyircisi de iki golü bir arada görebilen ender seyircilerden oldu. 70. dakikada Serdar ÖZKAN’a yerini bırakana kadar takımının “küçük dev adam”ıydı Tello.

76’da Holosko bir metre aşağıdan ortalasa, 82’de İbrahim ÜZÜLMEZ’in ortasına Delgado “ısmasa”,  92. dakikada Bobo azıcık daha becerikli olsa, üç de olurdu, beş de.

Beşiktaş’ta bir tek Daum duran toplara hak ettiği önemi verirdi. Onun da Tello gibi bir silahı yoktu. Hazır o varken daha çok duran top organizasyonu çalışmalı Beşiktaş. Gerçi nazar değmesin futbol zekası her türlü yan ortada ve ara paslarda kendini belli ediyor ama arkadaşlarının bunu algılaması biraz zaman alacağa benzer.

Kısa sözün özü, rakiplerinin çok cömert olduğu haftada Beşiktaş’ın ki düpedüz “vurgun” sayılır.

Miliç, Stankoviç, Milne…

Yeni nesil herhangi bir İngiliz takımının ileri üçlüsü diye düşünebilir. Ama bunlar 80’li yıllarda Beşiktaş “küllerinden doğarken” takımı çalıştıran teknik direktörler. Hepsi inatçı, hepsi sonuna kadar savaşçı. Rıza onların zamanının futbolcusu olduğu için aynı karakteri takımına yansıtmış. Onun için Galatasaray’ı 4’ledi, Fenerbahçe’yi elinden kaçırdı. Ama iyi gününde olan Beşiktaş’a gücü yetmedi. 88’de Tayfun’un direkten dönen kafa şutu dışında pozisyonu olmadı Eskişehir’in. Geçen hafta Ankaragücü’nün çizdiği racon iyiden iyiye kötüledi.

Atom Karınca’ya saygı

Şimdilerin gençleri ne onu bilir ne de adını aldığı nostaljik çizgi film kahramanını. 1980’de alt yapıdan A takıma yükselen, 1996’ya kadar Beşiktaş’ta başarıyla oynayan temiz insan. Beşiktaş formasını en çok giyen,  emeğini her zaman takımı için sonuna kadar vermiş Baba Hakkı tarzı son kaptan.  Beşiktaş’ta 6 şampiyonluk görmüş, başka forma giymemiş-giyememiş, çalışkan karınca.

2005 yılı başlarında bu sefer takımın başına teknik direktör olarak dönmüştü Rıza. Demirörenzede olması uzun sürmedi. Gençler hatırlarsa buradan hatırlar.

Sabah kalktığında, stada geldiğinde, misafir takım kulübesinde oturduğunda neler hissettiğini anlamak gerçekten çok zor. Beşiktaş taraftarının ona karşı hisleri ise o kadar karmaşık değil.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle