"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Büyük oyunu bozalım

AK Parti’nin mitinglerine katılanlar, bu milletin bir parçasıdır.

Tıpkı Gezi Parkı eylemlerine katılanların bu milletin bir parçası olduğu gibi...

*

AK Parti’nin mitinglerine katılanlara “işte millet”, Gezi Parkı eylemlerine katılanlara “işte halk” denemez.
-  AK Parti mitinglerine katılanlar için “İşte millet... Millet burada...” diyenler, kalanların “İyi de ben neyim peki, ben millete dahil değil miyim?” sorusuna maruz kalmaktan kurtulamazlar.
-  Gezi Parkı eylemlerine katılanlara “İşte halk... Halk burada...” diyenler de, kalanların “İyi de biz halktan sayılmıyor muyuz, biz halk değil miyiz?” sorusuna maruz kalmaktan kurtulamazlar.
Kurtuluşun yegâne bir yolu vardır:
Her iki topluluğu da bu milletin, bu halkın bir parçası olarak görmek ve değerlendirmek...
Gezi Parkı eylemine katılmak nasıl bir “bilinç” işi ise... AK Parti mitinglerine katılmak da bir “bilinç” işidir. Bir siyasal tutumdur.
AK Parti mitinglerinde bazı televizyonların yaptığı halk röportajlarında söylenen birkaç cahilce sözden yola çıkarak, “İşte bunlar koyun” demek çok ama çok ayıptır.
Demokratik tutuma yakışmaz.
İnsanlığa da sığmaz.
Tıpkı “Başörtülü bir kadına saldırdılar” haberinden yola çıkarak Gezi Parkı eylemcilerinin tümü için, “İşte bunların hepsi başörtüsü düşmanı” türünden bir tezviratın demokratik tutuma yakışmayacağı, insanlığa sığmayacağı gibi...

*

Halkın bir bölümünün bugünkü yönetimden memnun olmama ve bunu dile getirme hakkı varsa, halkın bir bölümünün de bugünkü yönetimden memnun olma ve bunu dile getirme hakkı vardır.
Memnun olmayı da, memnun olmamayı da ifade etmek demokratik haktır.
Memnun olana “milletin ta kendisi”, memnun olmayana “bir avuç çapulcu, terörist, marjinal” denmez, denemez.
Tıpkı memnun olana “koyun”, memnun olmayana “bilinçli insan” denemeyeceği gibi...

*

Gezi Parkı eylemlerinden yükselen ses “Gerçek halk biziz, diğerleri hikâye” şeklinde kibirli, nobran ve anlayışsız bir ses değildi.
O eylemlerde devleti idare edenlere söylenen şuydu:
“Ben de bu halkın bir parçasıyım, beni de dinle, beni de duy, beni de dikkate al”.

*

Gezi Parkı eylemleri, halkın bir bölümünün yaşam tarzına, inancına, başörtüsüne, kimliğine karşı yapılmadı. Buna rağmen...
Olayı böyleymiş gibi yansıtmak, halkın bir bölümünü bir bölümüne düşman etmekten başka bir amaç taşımaz.

*

“Büyük oyun/müyük oyun” diyorlar ya...
Esas “Büyük Oyun”, işte budur.
Ve bu oyun, çok tehlikeli bir oyundur.
Bu oyunu bozup boşa çıkarmak, mitinge gidenin de, eyleme katılanın da, en birinci vazifesidir.

Keşke

-KEŞKE Tayyip Erdoğan, başlangıcından bugüne olaylara AK Parti Genel Başkanı kimliğiyle değil, Başbakan kimliğiyle yaklaşabilseydi.
-Keşke Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, böyle bir ortamda net bir tutum alarak “Orada öylece bir şeylerin kötü gitmesini bekliyor” imajından sıyrılabilseydi.
-Keşke hükümetten herhangi bir yetkili, sokaklara çıktıkları iddia edilen eli sopalı AK Parti yandaşları konusunda da bir çift kelam edebilseydi.
-Keşke Başbakan Erdoğan sadece kendi tabanının sosyolojisini bilmekle yetinmeyip başka kesimlerin sosyolojisini de anlamaya çaba gösterseydi.
-Keşke AK Parti içinden birileri, “Tek bir kişi her şeyin en doğrusunu, en iyisini, en güzelini bilemez” diyebilmeyi başarsaydı.

Bu işe bir ‘süreç’ lazım

NE diyorlardı terörü bitirmek için?
Şunları diyorlardı:
-  “Terörün arkasında yabancı parmak var” demekten vazgeçilmeli.
-  PKK ve terör bir sonuçtur.
-  İnsanlar neden dağa çıkıyor, buna bakılması gerekir.
-  Terör, güvenlik politikalarıyla önlenemez.
-  Anlamakla, anlamaya çalışmakla çözülür.
-  Devlet bölgeye şefkatini götürmelidir.
Çok güzel sözlerdi bunlar.
Bu sözlerden bir “barış süreci” çıktı.

*

Ama işte bakın:
30 yıllık kanlı bir sürecin sona erdirilmesi için “süper anlayışlı” davranan “devlet aklı”, sokaklarda patlayan gösteriler karşısında derhal “süper anlayışsız” bir pozisyona geçiverdi:
-  Yabancı parmak aramalar...
-  TOMA’lar, gazlar...
-  “Oraya sizi sokmayacağız” demeler...
-  “Kim Taksim’e çıkarsa terörist sayılacaktır” türü tehditler...
-  Gözaltılar, “Hesap soracağız” açıklamaları, sosyal medyada cadı avları...
-  İntikam planları falan...

*

Şöyle bir bakıyoruz:
-“Anlamaya çalışalım” diyen yok.
-“Öfkeyi besleyen nedenlere bakalım” diyen yok.
-“Gaza, suya ve baskıya rağmen bu insanlar neden sokaklarda” diye sorgulayan yok.
-“Bu patlama bir sonuçtur” diyen yok.
“Bu tür olaylar güvenlik politikalarına abanarak önlenmez” diyen yok.
“Devletin şefkati” diyen bile yok.

*

Bırak bunları...
“Gerekirse polis değil, Türk Silahlı Kuvvetleri devreye girer” deniliyor.
Bu bile deniyor.

Evin balkonundan eylem izlenimleri

-PAZAR akşamüzeri... Evde oturuyorum... Slogan sesleri geldi... Hemen balkona çıktım... Kalabalık bir grup evin önünde eylem yapıyordu.
-  Gözlerde gözlük, ellerde solüsyonlar falan... Çoğu üniversite talebesi... Yarısı genç erkek, yarısı genç kadın... Kalabalıktılar... Çok kalabalık...
-  İzledim biraz... Göstericiler bir şey yapmıyorlardı... Taş atma, yakıp yıkma falan yok... Sadece slogan atıyorlardı.
-  Sonra polis geldi... Hüsrev Gerede Caddesi, tarihinde ilk kez TOMA’lara ev sahipliği yapıyordu.
-  İşte ilk biber gazı sıkıldı... Göstericiler üzerlerine gelen biber gazlarını, daha önce hazırladıkları su dolu kovalarda etkisiz hale getiriyorlardı... Pratik bir çözüm bulmuş olmanın keyfiyle haykırışlar falan...
-  Derken biber gazlarını etkisiz hale getirememeye başladılar... Bir duman sardı bütün apartmanları... Balkonda durmak mümkün değildi... Aşağıdan biri bağırıyordu: “Solüsyon lazım mı abi solüsyon?”
-  Balkonun kapısını kapattım... İçeri girdim...
-  Bu arada göstericilerin bir kısmı aşağı doğru kaçıyor, bir kısmı ise apartmanlara doluşuyordu...
-  Kapıya gittim: Apartman merdivenleri göstericilerin öksürükleriyle inliyordu. Kapıyı açtım... Göstericiler “Yaz bunları yaz” diye bana çıkıştılar.
-  Bir süre sonra biber gazının etkisi azaldı... Tekrar balkona çıktım... İşte yine aynı durum: Polis ve TOMA caddenin başında, göstericiler ise caddenin aşağısında... Bense balkondayım, yani tam ortada...
-  Bu kez TOMA hareketlendi... Tazyikli su... Kaçışan göstericiler... Hüsrev Gerede Caddesi’nde görülmemiş bir şey...
-  Bütün mahalle uzun ama çok uzun bir süre izledik bu Batı Şeria manzarasını... Biber gazı sıkıldığında balkonların kapısını kapatarak, gazın etkisi bittiğinde yeniden balkonlara çıkarak...
-  Sonunda polis ortama egemen oldu... Göstericiler dağıtılmıştı... Ya da Hüsrev Gerede’den çıkarılmıştı...
-  Biber gazının etkisi biraz geçmiş, sağanak yağmur başlamıştı... Bir şemsiye kapıp Teşvikiye Meydanı’nda konuşlanan polislerin yanına gittim...
-  Yorgundular... Dinlenmeye çekilmişlerdi... Kafelerin önleri, Atiye Sokak falan polisten geçilmiyordu...
-  Polislerden biri yanıma yaklaştı ve şunları söyledi: “Yaz bunları yaz... Şu kadar saat nöbetteyiz... Birileri birilerine meydan okuyor, olan bize oluyor... Düşman kovalar gibi vatandaş kovalıyoruz burada”.

X