Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

“Büyük Felaket”te buluşma: Obama, 30 bin, Hrant...

Barack Obama, “soykırım” demedi; “”Büyük Felaket” dedi. Amerika’daki Ermeni lobisini ve Türkiye’de Devlet Bahçeli’yi kesmedi. Bugüne dek gülümsediği pek gözükmeyen Devlet Bahçeli, Obama’nın 24 Nisan açıklamasına, yüzünü daha da gergin bir görüntüye sokarak, öfkeyle ‘kabul edilemez” diye tepki verdi.

Obama’nın 24 Nisan açıklamasını hazırlarken, Devlet Bahçeli’nin neyi kabul edip etmeyeceği üzerinde pek düşünmüş olduğunu sanmam. Amerikan Ermeni cemaatini düşünmüş olduğu ise kesin. Onlar, hiçbir şey değillerse bile Amerikan seçmenleri. Önde gelen Amerikan Ermeni kuruluşlarının ortak yaklaşımı, Obama’nın seçim kampanyasında verdiği sözü tutmadığı yönünde.

Diaspora çok mutlu olmadığına göre, Türkiye’nin yönetici eliti Türkiye-ABD ilişkilerinin bir kazaya uğramamış olmasından ötürü Obama’nın sözlerinden pek memnun kalmış olmalı.

“Soykırım” demedi de, onun yerine ne dedi Obama? “Büyük Felaket”.

Üstelik bunu konuşmasının iki yerinde geçirdi ve iki yerinde de Ermenicesiyle ifade etti: “Meds Yeghern”...

Kısa açıklama şöyle başlıyor:

“94 yıl önce 20.yüzyılın en büyük gaddarlıklarından biri başladı. Her yıl Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde katledilen ve ölüm yürüyüşüne zorlanan 1.5 milyon Ermeni’i anıyoruz. Meds Yeghern, Ermeni halkının yüreklerinde yaşadığı gibi bizim hafızalarımızda da yaşamalıdır.”

 

***               ***             ***

 

Bu “Medz Yeghern” sözcüklerini ben kendi payıma beş ay önce öğrendim. “1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” yazılı bir metne ilk imza koyanlardan biriydim.

Hatırlarsanız kıyamet koptu. “Büyük Felaket”in Ermenice “Medz Yeghern” anlamına geldiğini, Ermenilerin bunu “soykırım” anlamında kullandıkları ileri sürüldü. “Özür Kampanyası”na katılanlara yönelik “cadı kazanı” kaynatıldı. Koca Başbakan kalktı, “Herhalde kendileri soykırım yapmışlar ki, özür diliyorlar” gibisinden ciddiye alınması imkansız tepkiler verdi ve “cadı kazanı”na bir odun da o attı.

Yaklaşık 30 bin Türkiyelinin (rakam dün 29668 idi) imza attığı “özür kampanyası”nın metni Obama’nın açıklamasıyla çok yakın ama daha bile hafif. Obama, “Büyük Felaket” dediği için çok ferahlayan ve mutlu olanların, “Büyük Felaket”ten ötürü Ermeni kardeşlerinin acısını paylaşan vatandaşlarına hakaret ve itham yağdırmalarının anlaşılır tarafı olamaz.

Başta Başbakan ve TBMM Başkanı’nın “özür kampanyası”na katılanlara yönelttikleri ağır tepkilerden ötürü bir “özür” borçları var.

Ayrıca, unutmayalım ki, “soykırım” yerine “Büyük Felaket”i seçen Obama, bunu Türkiye ile Ermenistan arasında başlayan sürece olumsuz etki yapmamak, yani “pişmiş aşa su katmamak” için yapıyor ve seçim kampanyasına oranla farklı bir davranışa girmiş olmasında, Türkiye’deki “özür kampanyası”nın olumu etkisine gönderme yapıyor:

“Türk ve Ermeni halklarının bu acılı tarihe, dürüst, açık ve yapıcı bir şekilde bakma çabalarını kuvvetle destekliyorum. Bu amaca yönelik olarak Ermenilerle Türkler arasında ve Türkiye’nin kendi içinde cesur ve önemli bir diyalog sürüyor...”

Türkiye, Obama yönetimi ile 1915 konusunda 24 Nisan’da bir “yol kazası” yaşamadıysa, bunu herşeyden önce 30 bin vatandaşına borçlu.

 

***         ***          ***

 

Hrant’ı anmadan, Hrant’ı hatırlamadan 24 Nisan’ları geçiştiremeyiz. Bundan 4 yıl önce “Ruh Halimdir” başlıklı Birgün’de yayımlanan unutulmaz yazısı, “Türkiyeliyim... Ermeniyim... İliklerime kadar da Anadoluluyum. Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip, geleceğimi ‘Batı’ denilen o hazır özgürlükler cennetinde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere, sülük misali yamanmayı düşünmedim. Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu. Ülkem Sivas için ağlarken, ağladım. Halkım çetelerle boğuşurken, boğuştum. Kendi kaderimi ülkemin özgürlüğünü yaratma süreciyle eşledim” diye başlıyor.

“Ne 24 Nisanlarda yürüyebildim, ne de atalarımın anısına anıtlar dikebildim. Ama ne onları o günlerde bıraktım, ne de bugünlerde taşlaştırdım. ‘Onları yaşamımda yaşamayı’ sırtladım...

Tabii ki atalarımın başına gelenleri biliyorum. Buna kimileri ‘Katliam’, kimileri ‘Soykırım’, kimileri ‘Tehcir’, kimileri de ‘Trajedi’ diyor. Atalarım Anadolu diliyle ‘Kıyım’ derlerdi. Ben ise ‘Yıkım’ diyorum. Ve biliyorum ki eğer bu yıkımlar olmasaydı, bugün benim ülken çok daha yaşanılır, çok da imrenilir olurdu. Yıkıma sebep olanlara da, maşa olanlara da lanetim bundandır. Lakin, lanetim geçmişedir. Elbette tarihte olan biten herşeyi öğremek istiyorum ama o nefret, ne menem bir rezillikse o... Onu tarihteki karanlık inine bırakıyor, ‘Olduğu yerde kalsın, onu tanımak istemiyorum’” diye devam ediyor.

Hrant Dink, “Bu çağda, ne bir parlamentonun hakemliğe soyunmasını kabul ediyorum, ne de bir devletin” diye yazdıktan sonra yazısını bugünü aydınlatan şu bölümlerle noktalıyor:

“Gerçek hakem halklar ve onların vicdanlarıdır. Benim vicdanımda ise hiçbir devlet erkinin vicdanı, hiçbir halkın vicdanı ile boy ölçüşemez. Benim tek isteğim canım Türkiyeli arkadaşlarımla ortak geçmişimi alabildiğine etraflıca ve de o tarihten hiç de husumet çıkarmamacasına özgürce konuşabilmek.

Bunu bir gün tüm Türklerle Ermenilerin de kendi aralarında konuşabileceklerine yürekten inanıyorum. Özellikle de Türkiye ile Ermenistan’ın kendi aralarında da herbirşeyi rahatlıkla konuşabilecekleri ve düzeltebilecekleri ve onlar konuşurken, benim ilgisiz üçüncülere dönüp, ‘Size de artık üç nokta düşer’ diyeceğim günleri iple çekiyorum.

Dünya Ermenileri 1915’in 90. yılını anmaya hazırlanıyor. Ansınlar... Haklarıdır. Yukarıdaki satırlar da bendenizin ruh halidir...

Arz ederim.”

 

Ve “Büyük Felaket”in 94.yıldönümünde; Hrant Dink’in 90. yılda varlığından haberdar olmadığı Barack Obama Washington’da Amerikan Başkanlık koltuğunda oturuyor ve Türkiyeli 30 bin kişi ile birlikte benzer “ruh hali” içinde.

Ve tam bu sıralarda “Türkiye ile Ermenistan’ın kendi aralarında herbirşeyi rahatlıkla konuşabilecekleri ve düzeltebilecekleri” günlere hayli yaklaştık.

Ve “Büyük Felaket”in 94. yıldönümünde “Büyük Acı”mıza bir kez daha seslenme zamanı:

Nur içinde yat Hrant… ?

X