Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Büyük barışma

    Hürriyet Haber
    30 Ocak 1999 - 00:00Son Güncelleme : 30 Ocak 1999 - 00:01

    Aylin LİVANELİ

    New York

    Bugünlerde Elia ve Francis Kazan'ın Manhattan'daki dört katlı evlerinde büyük bir telaş var.

    Bir yandan konuk listeleri hazırlanıyor, bir yandan eş dost davet ediliyor.

    Sıraya girmiş olan gazete ve televizyoncular ise ayrı alem.

    Her şey bir düğün hazırlığını andırıyor.

    Aslında ortada düğün filan yok ama büyük bir bayram var.

    Bir barışma şenliği bu!

    Elia Kazan 1950'li yıllarda Amerika'ya damgasını vuran McCarthy döneminde ne yazık ki iyi bir sınav verememişti.

    Kültür ve sanat dünyasındaki komünistleri saptamak amacıyla kurulan ‘‘Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komisyonu’’ birçok aydını, birbirleri aleyhinde ifade vermeye zorluyordu.

    Arthur Miller gibi bazı aydınlar bütün zorlukları göğüsleyerek, komisyona ifade vermemişlerdi.

    Elia Kazan ise ifade veren kişilerden biriydi.

    Bu yüzden 2 Oscar ödüllü yönetmen Hollywood tarafından kara listeye alındı ve bugüne kadar unutuldu.

    Ancak şimdi Akademi, bu büyük ustayla barışıyor, 50 yıla yakın süren boykotu kaldırıyor ve Elia Kazan'a, ‘‘Yaşamboyu Başarı Oscar'ı’’ sunuyor.

    Kazan'ın daha önce aldığı iki Oscar heykelciliğinden daha anlamlı bir ödül bu.

    Çünkü artık bağışlandığının simgesi.

    James Dean, Nathalie Wood, Marlon Brando gibi oyuncuları keşfeden, Rıhtımlar Üzerinde, Viva Zapata, İhtiras Tramvayı gibi unutulmaz filmler yapan büyük usta, ölümünden önce barışmanın mutluluğunu yaşayacak.

    Bu yüzden çok heyecanlı ve Manhattan'daki evde bu yüzden bayram havası var.

    Önümüzdeki Oscar törenlerini biz de yüreğimiz çarparak izleyeceğiz.

    Küçük Kral

    ELİMDE olsa Saint Exupery'nin ‘‘Küçük Prens’’ adlı harika kitabını, okullarımızda ders diye okuturdum.

    Bir pilot olan yazarın, gökyüzünde uçar gibi yazdığı bu akıcı küçük kitap iddiasız gibi görünüyor, ama büyük bir insanlık dersi içeriyor.

    Salı günü Ürdün Kralı Hüseyin'in Ürdün'e dönüşünü izlerken, aklıma ‘‘Küçük Prens’’ geldi.

    Kral Hüseyin'e de ‘‘Küçük Kral’’ deniyor bildiğiniz gibi.

    Ve Küçük Kral, 6 ay kanser tedavisi gördüğü Amerika'dan ülkesine döndüğünde sevgi gösterileriyle karşılandı.

    Halkı onu seviyor.

    Çünkü ‘‘Küçük Kral’’ da ‘‘Küçük Prens’’ gibi bir insan yüreğine sahip.

    Bölgesindeki diğer Müslüman liderler gibi Ürdün'de diktatörlük, zulüm, baskı yöntemlerini seçmedi.

    Bir düşünün, Irak'ta Saddam Hüseyin, Suriye'de Hafız Esad, Suudi Arabistan'da Suud sülalesi, daha uzakta Kaddafi.

    Ve bunların içinde, medeni görünümlü, iyi eğitimli, yumuşak Kral Hüseyin.

    ‘‘Küçük Kral’’ın bu başarısında Amerikan asıllı Nur'un da rolü var.

    Not: Bu yazıyı bitirdikten sonra Ürdün'de de karışıklık oldu ve ‘‘Küçük Kral’’, kardeşi veliaht Prens Hasan'a taht yolunu kapattı. Gözlemciler bu gelişmeyi, Kral'ın oğlu Prens Abdullah'a tahtın yolunu açan bir saray darbesi olarak niteliyorlar. Demek ki Ortadoğu'da hiçbir şey göründüğü gibi değil. Taht ve baht kavgalarını tahmin etmek de olanaksız. Küçük Kral'ın küçük Prens'i devirdiği bu satranç oyunu çok ilginç değil mi?

    Çeşitliliğin gücü

    NEW YORK New York adlı ünlü şarkı, bu kentin hiç uyumadığını anlatıyor.

    Frank Sinatra'nın yumuşak sesi, bize bunu hatırlatıyor durmadan.

    Elia Kazan ise New York'u ‘‘Bir mahallede 70 ayrı dilin konuşulduğu melez kent’’ diye niteliyor.

    Galiba New York'un en önemli özelliği çeşitliliği.

    Anglosakson Amerikalılar, İspanyollar, Latin Amerikalılar, Yahudiler, Afrikalılar, Araplar, Hintliler, Pakistanlılar, Çinliler, Japonlar, İskandinavlar ve daha sayamayacağımız onlarca ırk, dil, din birbirine karışıp ayrı bir yapı oluşturmuş.

    Bir gün içinde bu soyların hepsiyle karşılaşıyorsunuz desem yeridir. Bir Hintli şoförün taksisine biniyor, Meksikalı satıcıdan takos alıyor, Afrikalı otobüs sürücüsüyle konuşuyor, Yahudi esnaftan alışveriş ediyorsunuz.

    Herkes istediği giysiyi, kendisine yakıştırdığını giymiş.

    Herkes istediği dili konuşuyor.

    Ve bu çeşitlilikten adına, ABD denilen, dünyanın en güçlü ülkesi çıkıyor.

    Dedem yıllar boyunca bugünkü Amerika'nın Osmanlı sistemine benzediğini anlatırdı.

    Herkesin ayrı kökten geldiği, kendi özellikleriyle yaşadığı ama Osmanlı hissettiği bir düzenden söz ederdi.

    New York'un renkli sokaklarında dolaşırken çeşitliliğin gücünü görüyor ve ‘‘Dedem haklıymış!’’ diye düşünüyorum.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı