Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bütün yükü askerin sırtına yıkmayalım

Hükümet Washington’un birkaç gün istemesinden yararlanıp, 1964’te Kıbrıs krizinde yaptığımız gibi tezkereyi rafa kaldırabilir veya tüm yükü askere bırakıp, 1990’larda olduğu gibi seyretmekle yetinebilir. Ya da gerçek bir lider gibi hareket edip, sorumluluğu paylaşabilir. Bakalım Erdoğan hangisini tercih edecek?

Son durumu yeniden özetleyerek başlayalım.

 

Türkiye, tezkereyi çıkarıp PKK’ya darbe vurmak için Kuzey Irak’a müdahaleye karar verince, Washington sonunda durumun vahametinin farkına vardı. Duruma el koymadığı taktirde, Türkiye’nin bir şeyler yapacağını anladı.

 

Araya girdi.

 

Birkaç gün istedi ve her tarafa pres uygulamaya başladı.

 

-       Ankara’yı, hiç değilse olası bir müdahaleyi ertelemeye ikna etti.

-       Kuzey Irak liderlerini (Barzani ve Talabani) PKK’yı ateşkes ve silah bıraktırmaya zorlamaları için müthiş bir baskı altına aldı. Nitekim Kuzey Irak’tan gelen haberler bazı şeylerin kıpırdamaya başladığını gösteriyor.

-       Nihayet Bağdat’a “ne yapacaksanız yapın ve Türkiye’yi rahatlatın” mesajı verdi.

 

Peki, bundan sonra ne olacak?

 

Üç olası senaryo var:

 

    Eğer ABD, Kuzey Irak’taki PKK kamplarının dağıtılmasını sağlar ve liderlerini yakalayıp Türkiye’ye verirse, sorun kalmaz. Ancak böyle bir mutlu son beklemek büyük bir hayalcilik olur. Kolay olsaydı, Washington şimdiye kadar bunu çoktan yapardı.İkinci olasılık, Washington’un bu süreci Türkiye’yi yatıştırmak için kullanmasıdır. Kuzey Irak’a müdahale etmek istemeyen Ankara’ya böylece bir imkan tanıdığı varsayımından hareket edebilir. Nasıl 1964’te Kıbrıs’a asker yollamak istiyormuş gibi yapan, ancak ABD’yi tahrik edip, askeri müdahaleyi durdurmasından (ünlü Johnson mektubu) memnun olan İnönü hükümeti gibi, Erdoğan’ın da bu durumu Kuzey Irak’a girmekten vazgeçmek için kullanabileceği hesabından hareket edebilir. Bu olasılıkta da, görüşme-pres yapma-müzakere açma sürecini uzatıp, Kuzey Irak’ı Türkiye’nin gündeminden çıkartmaya çalışabilir.

 

Bu senaryo, PKK’nın bundan sonra hiçbir suikast yapmamasına, hiçbir cinayet işlememesine bağlıdır.

 

Bence, bu da imkansızdır.

 

PKK durmaz...

 

Ne ABD, ne Barzani, ne de Bağdat PKK’yı tümüyle Kuzey Irak’tan atabilirler.

 

İlk olayda da, iktidarda kim olursa olsun, Washington ne derse desin, hükümet kamuoyu baskısının üstesinden gelemez.

 

PKK var oldukça, Türkiye Kuzey Irak tuzağından kendini kurtaramayacaktır.

                                             *                               *                               *

 

TÜRKİYE, KUZEY IRAK’TAN KURTULAMAYACAK...

 

Geriye üçüncü senaryo kalıyor.

 

Yani Türkiye’nin bir gün, bir şekilde Kuzey Irak’a müdahale etme zorunluluğu...

 

Kamuoyu öyle bir noktaya geldi ki, bu hükümeti PKK’yı cezalandırmadan bırakmayacak. Cezalandırılanın da Kuzey Irak, özellikle Barzani olması isteniyor. Bu baskıdan kurtulmak son derece güç.

 

Bu defa iş ciddi.

 

Zaten bu noktaya geldikten sonra, işin temeline inmeden yeniden lafla yetinmenin de hiç anlamı yok.

 

Çok yazık olur...

 

Bundan dolayı, çok büyük bir değişim olmazsa ve PKK Kuzey Irak’tan çıkarılamaz, silahsızlandırılamaz ise, Türkiye bir müdahalede bulunacak.

 

İşte bu durumda iki olasılık var:

 

    İŞİ ASKERE YÜKLEMEK:

 

Eğer olası bir müdahale için uluslararası kamuoyunu iyi hazırlamaz ve bütün yükü askerin üstüne atarsak, hem TSK’ya hem de ülkemize büyük zarar veririz. Unutmayalım ki, tezkere caydırıcı bir unsurdur. Kullanılmadığı sürece de etkinliği sürer. Ancak bir defa kullandınız mı, nükleer bomba gibi, her şeyi yok eder ve biter.

 

Şu sıralarda diplomasi süreci yaşıyoruz. ABD’nin neler yapabileceğini izliyoruz.

 

Peki, izlemekle mi yetineceğiz?

Türkiye’nin, ciddiyse, şimdiden bir müdahale olasılığını dikkate alıp, Avrupa’yı, Birleşmiş Milletleri, Orta Doğu’yu, Arap dünyasını hazırlaması gerekiyor.

 

Ali Babacan’ın Orta Doğu, Erdoğan’ın İngiltere ziyaretini sadece bir başlangıç gibi görmek gerekir. İran’a gidilmeli, Ürdün, Suudi Arabistan, Mısır’a çaresizliğimiz anlatılmalı. Avrupa bilgilendirilmeli.

 

Uluslararası kamuoyunu ve devletleri hazırlamadan askerimizi Kuzey Irak’a sürüp, tüm sorumluluğu onların omuzlarına yüklersek ülkemize çok zarar veririz.

 

    LİDERLİK GÖSTERMEK:

 

Başbakan Erdoğan son referandum ile toplumda hala önemli bir desteği olduğunu gösterdi. Şimdi de liderliği göstermeli ve ucuz milliyetçilik yapmadan, ülkeyi tüm kurumlarıyla birlikte bu krizden çıkarmalıdır.

 

Liderler, kamuoyunu yönlendirmesini bilen, ülkelerini maceralardan koruyabilen kişilerdir.

 

Kuzey Irak krizi, Erdoğan’ın gerçekten bir lider mi yoksa günün koşullarının yarattığı bir hükümet başkanı mı olduğunu gösterecek.

 

Başbakan’ın acele etmemesi, diplomasiye yeterli süre tanıması doğru bir yaklaşım. Ancak asıl liderlik testi, krizin ileri safhalarında gerçekleşecek.

 

 

X