Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bütün partiler aynıdır ama bütün siyasetçiler aynı değildir…

Osmanlı İmparatorluğu da yok artık, Osmanlı Bankası da yok. Osmanlı İmparatorluğu bütün olgularıyla hala hayatımızı etkiliyor. Osmanlı Bankası’ndan ise anılarımızda sadece o televizyon reklamı kaldı:

- Yok birbirimizden farkımız. Ama biz Osmanlı Bankasıyız…

Şu seçim döneminde yarışan siyasi partiler bu reklamın söylemini aynen tekrarlasalar, seçmen de “Acaba bunların birbirlerinden farkı ne?” diye araştırmak durumunda kalmazdı.

“Türkiye gerçeği” ve “dış konjonktür” ışığında siyasi partilerimizi sağ-sol gibi ayırımlara vurup sınıflandırmak yerine “iktidardaki partiler” ve “muhalefetteki partiler” diye kategorize etsek, en doğru tabloya ulaşırız.

Muhalefetteki partinin her konuda her şeyi söyleyip, vaatlerde bulunması mümkündür. Muhalefetteki partinin sözcüsü Öcalan’ı asabilir, Irak’a girebilir, ABD ile savaşabilir, mazotu 1 liraya, benzini 50 kuruşa satabilir, üniversiteye sınavsız girişi ve hatta sınavsız üniversite diplomasını da gerçekleştirebilir.

 

Hep o şarkı

 

İktidar olan partinin ise, iç ve dış konjonktürün koşullarını içeren yumurta sepeti yüklenir sırtına.

Bunu hep görmedik mi? “Öcalan’ı asacağız” diye 1999 seçim kampanyasını sürdüren MHP, sonunda idam cezasının kaldırılmasının da katkıcısı olmadı mı? Çünkü Öcalan’ı Türkiye’ye teslim eden ABD bu koşulu öne sürmemiş miydi?

Hatırlayın 1942’de tüm Avrupa’yı ele geçiren Hitler Almanya’sının Büyükelçisi Von Papen’i hedef alan Ankara’daki bombalı suikast girişimini. O dönemde suikastın failleri olarak, iki Sovyet diplomatik görevlisi (Pavlov ve Kornilov) tutuklanıp, hapse atıldılar. Sonra Almanya yenilip, Sovyetler de galip gelince bu iki kişi hapisten çıkartılıp, Sovyetlere iade edilmediler mi?

 

Hizmetçi ve hizipçi

 

Edmond Rostand’ın dediği gibi, “Taç giyen baş akıllanır” ve Türkiye’de iktidar olan partiler de kuru sıkı atmayı bırakırlar.

Hani Balkan Savaşı’nda (1912) karşıdaki Osmanlı ordusuna saldırı emri veren minik Karadağ’ın (Montenegro) Kralı, “Bütün toplar ateş” diye bağırdıktan sonra yaverinin kulağına eğilip “İkisi birden” demiş ya… İşte öyle bir şey.

Siyasi partilerin muhalefette veya iktidarda olmak dışında farkları olmasa da, siyasetçilerin kişiliklerinden kaynaklanan farkları tabii ki var. Buna göre bazı siyasetçiler “hizmetçi”, bazıları da “hizipçi”dir.

Hizmetçiler iç ve dış konjonktürü zorlamak yerine, iş ve icraat yaparlar. Hizipçiler ise, içeride ve dışarıda birileriyle kavga edip, Türkiye’nin yıllarını ziyan ederler.

Siz siz olun. “Kim sağcı, kim solcu” gibi aldatmacalara kaptırmayın kendinizi.

ŞAKA

Ne cevap verebilir ki?

Bir rahim rahatsızlığı üzerine hayatında ilk kez jinekologa muayene olan yaşlı kadın, muayene ertesinde doktora “Senin annen nasıl para kazandığını biliyor mu?” diye sormuş.

‘Spagetti’ mi, ‘sıpa gitti’ mi?

Hürriyet’in Kelebek’inde Cengiz Semercioğlu, çubuk makarnanın “spagetti”, düdük makarnanın “penne”, ince kesilmiş eriştenin “taglietelle”, kalınca kesilmiş yumurtalı eriştenin de “linguine” olmasına takılmış, şöyle yakınıyordu:

- Geçtim Paper Moon’u, La Pergola’yı, esnaf lokantasında bile durum böyle. Özenti aldı başını gitti... Bu kadarına pes artık! Ya oturup İtalyanca öğrenin ya da bir süre sonra aç kalacaksınız, benden söylemesi...

Arkadaşım Semercioğlu’nu teselli edecek bir “şehir efsanesi”ni hatırlatayım.

Bütün makarna (veya pasta) çeşitlerini bulduklarını sanan İtalyanlar, Haçlı Seferleri sırasında Konya’dan geçerken “erişte”yi görüp şaşırmışlar. Hemen buldukları erişteleri eşeklere yükleyip, Çanakkale’de bekleyen gemilerine getirmişler. Eşekler gemilere çıkartılırken fırtına patlamış. Eşeklerden biri denize düşünce, kervanın başındaki Konyalı “Sıpa gitti” diye bağırmış. İşte İtalyanların “spagetti”si, o “sıpa gitti”den türemiş.

Yani İtalyanlar makarna isimlerini söylerken, için içinTürkçe konuşuyor olabilirler.

X