Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bütün dikenli yollar nisana çıkıyor

WASHINGTON ziyaretinde Başbakan Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama arasındaki en gerilimli konulardan biri İran ise diğerinin de Ermenistan açılımı olduğu anlaşılıyor.

Dün Sedat Ergin de aynı tesbitte bulunuyordu. Ermeni diasporasına soykırım konusunda güçlü sözler vererek Başkanlık koltuğuna yürüyen Obama, geçen yıl nisan konuşmasında “soykırım” sözcüğünü kullanmamak için Ankara ile Erivan arasındaki sıcak rüzgarların estiğinin altını çizdi ve gelişmelerin izlenmesi mesajını verdi.

Bu yıl, bu yetmeyecek. Obama’nın, “soykırım” sözcüğünü telaffuz için gelen baskıları telafi edecek yeni adımlara ihtiyacı var.


Bu da Nisan ayının sonuna kadar Ermenistan sınırının açılması ya da en azından protokolün imzalanması ile mümkün.


Ama Başbakan Erdoğan, işgal altındaki Azerbaycan topraklarının iadesi yoluna girilmeden protokolün imzalanmayacağı mesajını açık bir biçimde iletti. 

Dün ilginç bir gelişme oldu. Önümüzdeki yıl Karabağ sorununda ilerleme kaydedileceği şönünde Rusya kaynaklı bazı haberler geldi.


Umuyorum haberler doğrudur. Bu yönde bir gelişme olmazsa önümüzdeki yıl başından itibaren Türkiye üzerindeki baskıların artacağı kesin.

* * *   


2010’nun ilk dört ayında dikkatlerimiz başka bir gelişmeye, Kıbrıs meselesine de yoğunlaşacak. Kıbrıs’ta çözüm sürecini hızlandırmak için herkesin gösterdiği hedef “nisan”. Nisan ayında KKTC’de yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar bu sorun çözülmezse durumun zorlaşacağına inanılıyor.

Avrupa Birliği’nin de baskısı bu yönde. Öümüzdeki bahar aylarında AB durumu yeniden değerlendirecek.


Demek ki sadece Ermenistan’a sınırların açılması değil, Türkiye üzerinde Kıbrıs’ta çözüm baskısı da önümüzdeki yılın ilk dört ayında yoğunlaşacak.

* * *   


BUNLAR iç politikayı doğrudan etkileyen konular. Zaten Kürt sorununda ciddi bir tırmanış ile karşı karşıya olan Türkiye’nin dış baskıları göğüsleyebilmesi, içerideki güven krizini aşmasına, birlik ve bütünlük söylemlerinin somut hareketlerle desteklenmesine bağlı.


Dış baskıları göğüslemek derken, çözümsüzlüklerde ısrar etmeyi kast etmiyorum. Zor konularda çözüm için yaratıcı adımlar atabilmekten söz ediyorum. Ayrışma içindeki bir toplumda hiçbir siyasi irade, geniş uzlaşma gerektiren bu adımları kolay kolay atamaz. 


Washington Büyükelçimiz Nabi Şensoy’un Başbakan’ın ziyaretinde çıkan bir sorunla ilgili görevden alınma talebi ve bunun hemen kabul edilmesi Türkiye’de güven krizinin kaygı verici boyutlara ulaştığını gösteriyor. Olayla ilgili çeşitli senaryolar var. Ama kesin olan, sorunun Türkiye’nin en önemli postlarında görev yapmış deneyimli bir Büyükelçi ile Başbakan ve Dışişleri Bakanı arasındaki tartışmanın krize dönüşmesinden kaynaklandığı. Dışişleri mensupları ile “monşerler” diye dalga geçen ilk Başbakan sıfatını taşıyan bir politikacı ve ekibinden böyle bir sorunu yönetebilmeleri beklenir miydi zaten?

X