Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Buruk acı

KEŞKE tek mesele kitap rezaleti olsaydı.

Tavsiye ettiği kitapların içinde neler bulunduğunu duyunca gözleri şaşkınlıktan fal taşı gibi açılarak yayınevlerini sorumlu ilan eden bakanla ilgili aklımdan geçenleri yazsaydım.

Okumadan kitap tavsiye edilmez deseydim. Bundan sonra kitapları birilerine okutun ondan sonra çocuklara tavsiye edin, yayınevlerini de belirtin. Bizim zamanımızda bu işler böyle yapılırdı. Yayınevinden çevirmenine kadar ayrıntılı yardımcı ders kitapları listeleri ellerimizde Cağaloğlu’nda kitapçı kitapçı dolaşırdık. Sadece kendi öğrenciliğimden söz etmiyorum, çocuklarım öğrenciyken de böyle yapılırdı bu işler.

Eh tabii, rant için ihale sistemleri ile oynanmadığı zamanlardan söz ediyorum yine de.

Ama tek mesele o değil ki.

***

ALEV
alev yanan ormanların önünde çocuklarla futbol oynamaya kalkışan çevre bakanı da var. Hayır alevlere arkasını dönmüş çocuklarla top oynayan resmi de değil esas mesele.

Ağaçları, hayvanları, böcekleri önüne gelen her canlıyı yakan alevlere teslim olduğumuz sırada bakanın Of’ta Orman Bölge Müdürlüğü’nün fidanlığında seraları incelerken çekilen resmini de sindirdim diyelim.

Beni çileden çıkartan "onların topu tüfeği varsa bizim mangal gibi yüreğimiz var" türünden yaptığı açıklama oldu.

Yunanistan’ın ve Fransa’nın bizden daha çok uçağı olmasına rağmen bizden çok daha fazla orman kaybettiklerini söyleyen bakan bunun nedenini de "Onların bizim gibi yüreğini ortaya koyan ve bu işi yurt savunması olarak kabul eden ormancıları yok" diye açıkladı.

Ormancılarımızın özverili çalışmalarına diyeceğim yok. Teşekkür etmekten başka. Ama bakan neden öyle diyor diye uzun uzun düşündüm.

Bizim ormanlarımız yanıp dururken neden Yunanlı ormancıları eleştiriyor, Fransızları neden vatan haini ilan ediyor anlamaya çalıştım.

Yoksa mesele onlar değil miydi? Her yaz aynı sorunla karşılaşılmasına rağmen önlem alınmadığı eleştirilerini mi yanıtlamaya kalkışıyordu çevre ve orman bakanımız?

Yangın söndürme uçaklarının yeterli sayıda bulunmayışı, var olanların da neden arızalı durumda bırakıldıkları yanıtsız kalınca "mangal gibi yürek" hamasetinin içimize su serpmeye yeteceğini mi düşünüyordu?

***

KARA
Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki değişim törenini dikkatle izledim. Yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı Diyarbakır bölge komutanlığı sırasında tanımıştım. Güneydoğu’nun ve terörle mücadelenin siyasiler tarafından askere ihale edildiği o dönemde, "Terörizmle mücadele sadece askeri bir mücadele değildir. Siyasi boyutu da vardır. Siyasiler üzerlerine düşeni yapmalı" diyen çok az kişiden biriydi. Terörle mücadelede uzman bir ekip ile yeni görevine başlarken, daha az siyasi mesaj verebilirdi.

Örneğin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin etkisizleştirilmek istendiğini söylemesini yadırgadım.

Türkiye’nin demokratikleşmesi, ordunun siyasetten elini çekmesi TSK’nın etkisizleştirilmesi anlamına gelir mi? Demokrasi halkın gücünü sağlamlaştırır, rejimin gerçek garantisi de budur.

Komutanların, sadece cumhurbaşkanını muhatap alarak başbakan ve bakanları dışlamalarını da, AKP politikalarını ne kadar eleştirirsem eleştireyim, doğru bulmadım. Ben seçmemiş olsam bile halkın temsilcisi olarak o davette hazır bulunan başbakanın muhatap alınmamasını iyi karşılamadım. Devlet kurumlarının zirvelerine hákim olan bu zıtlaşma üslubu, vatandaş olarak beni tedirgin ediyor.

Cumhurbaşkanı Sezer’in, Meclis’teki tartışmayı beklemeden Türk askerinin Lübnan’a gitmesini istemediğini açıklaması gibi. Konuşmadan önce en çok düşünen cumhurbaşkanı sıfatına hak kazanan Sezer’in, böylesine kritik bir tartışmaya apar topar neden ağırlık koyma ihtiyacı duyduğunu da anlamadım.

Bana mı öyle gelmeye başladı yoksa gerçekten her şey iyice tuhaflaştı mı?

Çok eski bir şarkı geliyor aklıma.

"Hangi kapıyı çalsam" diyordu "her yerde buruk acı."
X