Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bünyeyi zorlasa feminist olacak halk ozanı İbrahim Tatlıses

Öncüsü artçısı, bitmeler bilmeyen deprem fırtınası sağolsun, bir haftaya yakındır koşu bandı üzerinde sabit durmaya çalışırcasına yaşıyor olmamızın da etkisi vardır elbet ama midemdeki bu ekşimeyle karışık bulantının daha çok magazin dünyamızda kopan fırtınalardan, ordaki şiddetli sarsıntı silsilesinden kaynaklandığını zannediyorum.

Aysun Kayacı ile Fatih Aksoy’un ayrılığı tapuydu, mücevherdi, cillop başroldü, şuydu buydu, Aysun Kayacı’nın sonu gelmez isteklerinden mi kaynaklandı? Azzz sonra...

Yok efendim, hevesimiz kursağımızda kaldı. Zira Fatih Aksoy cibiliyetli adam çıktı, ilişkinin faturasının ayrıldığı kadına çıkartılmasına kıyamadı. (Mühim not: Geçtiğimiz cümle içindeki fatura kelimesi, kinayeli gönderme maksadı taşımamaktadır!)

Yedi ay boyunca birlikte olduğu kadını ayrılınca kevaşelikle suçlamadı, ‘Paramı yedi’ demedi, ‘İyi kızdır, dürüst kızdır’la filan konuyu geçiştirdi.

MÜHİM OLAN İNSANLIK

Bu aralar magazin şöhretlerimizin maldan mülkten geçip masumiyeti ‘keşfettikleri’ bir dönem yaşamaktayız zaten. Bakınız, İlker İnanoğlu ile ilişkilerinin hiç de bile reklam ilişkisi olmadığını Sema Denker’e birlikte verdikleri röportajda tatlı tatlı anlatan Yeşim Salkım da Özdemir Erdoğan’ın ünlü ‘Paranın ne önemi var / Mühim olan insanlık’ şarkısını terennüm ediyor:

SORU: Son beş yıldır inanılmaz bir hayat yaşadın. Bir zamanlar tahtta oturan bir kraliçeydin. Şimdi ise koltuk üzerinde dans eden bir kadın var?

CEVAP: O sırça köşkte, kraliçeler gibi oturan kadın ben değildim. Şimdi, benim! İlker’le olmaktan gurur duyuyorum. Yanımda yürüyüp elimi tuttuğunda, dans ederken, ‘Gel şuraya otur’ dediğinde o kadar mutlu oluyorum ki! Bugüne kadar hiç kimse beni bu kadar sahiplenmedi. Ve o yüzden İlker’e çok saygı duyuyorum. O işler, öyle olmuyormuş.

ONAY SORUSU: Parayla, mücevherle?..

HIÇKIRIKLARA GARK EDEN CEVAP: Evet, kır çiçekleriyle oluyor. Şu anda benim evimin her yeri kır çiçekleriyle dolu. İlker nasıl kahve içtiğimi, içine kaç tane şeker attığımı biliyor. İşte gerçek hayat, gerçek ilişki budur.

KADINLAR, KADINLARIMIZ...

Anlaşıldı değil mi? Budur yani... Büyük Türk düşünürü İbrahim Tatlıses’in de Bugün’deki sütununda şairane bir dille ifade etmiş olduğu üzre: ‘Dışarıda kızgınlığımızı atamadığımızda eve gelince onlara patladığımız, hıncımızı onlardan aldığımız, icabında dövdüğümüz, sövdüğümüz... Kadınlar, kadınlarımız...’ sahiplenilmek ister... Bildiğiniz gibi...

Yani var ya... Beyefendinin kadınların adını ağzına almadan önce zemzem suyuyla gargara yapması gerektiğini düşünenleri lütfen, Tatlıses’in içindeki duyarlı şaire kulak kabartmaya çağırıyorum. Bir maço böyle poetik poetik dile gelende (!) dinleyeceksin bacım. Yoksa Allah yarattı demez, ekleştirir şişeyi kafana; haddini bil, duyarlı ol yani!

FLAŞ SAC AYAĞI

Şiir demişken, yüzyılın paçozluk Oscar’ını, hoptop portakalını, her bir şeyini bileğinin hakkıyla elde eden, son zamanların flaş sac ayağını es geçmeyelim derim.

Şenol İpek, Şebnem Schaffer ve valide sultan Lale Schaffer’in arasında vuku bulan sözel istifrağ kıvamındaki kenar mahalle muharebesinde sizin favori ithamınız nedir?

Şebnem Schaffer’ın kanal kanal dolaşıp bakire olduğunu anlatması mı? Valide Lale Schaffer’in Şenol İpek’in ‘çok tuvalet káğıdı tüketen’ kızına bir tuvalet káğıdı bile alamadığını, 36 YTL’lik hesabı cebinde 10 YTL olduğu için kızına ödettiğini söylemesi mi?

Ben derim ki Şenol İpek’in, şizofren olduğunu iddia ettiği eski sevgilisinin annesinin bu kavgayı ‘şiir kitabının reklamını yapmak için’ çıkardığını iddia etmesi!..

TÜYAP’tan önce kapışsalarmış keşke! Lale Schaffer, düzenlediği imza gününde, şiir dostu okurlarına kızının ne boy tampon kullandığını filan da anlatırdı, hoş olurdu.

Şenol İpek; ‘Beni konuşturmasınlar, bildiklerimi anlatırsam, Türkiye’ye giremezler’ filan diyor ya, hiiiiiç konuşmayan bir ikigözümüzönümüzeaksınkiaseksüeldeğilenseksüel adam olarak...

Merak etmesin yani; hacet kalmadı... Schaffer’lar da Türkiye’deki seviyesizlikten bunalmışlar. Şebnem Schaffer, ‘Burada insanların ar damarı çatlamış. İstanbul’da hayat şartları insanları bozmuş. Türkiye’de negatif elektrik alıyorum artık’ diyor.

FAY HATTI AR DAMARI

Valide Hanım da Türk pasaportunu yırtıp Almanya’ya gitmekten bahsediyor.

Hakikaten var mıdır dersiniz öyle bir ihtimál? Fay hattına dönmüş ar damarlarını ve negatif-pozitif, ne dalga boyuysa, tüm elektriklerini alıp da giderler mi hakikaten?

Ya da meselá onun yerine Savaş Ay’ın programına çıktıklarında, Şebnem Schaffer, birkaç Türk yapımcının kendisine yalvarması hálinde, her türlü teklife açık olduğunu söyler mi?

Bu satırlar Cuma günü kaleme alındığı için gecesinde yayınlanacak, konukların arasında İbrahim Tatlıses’in de bulunduğu Show Biz’i henüz izleyebilmiş değiliz; dolayısıyla ancak tahmin yürütebiliyoruz.

Bir şeyden neredeyse eminim ama: Ortamda Savaş Ay var, bünyeyi zorlasa feminist olacak halk ozanı İbrahim Tatlıses var, e Şebnem Schaffer’in şair olduğunu öğrendiğimiz annesi var. Tahminim o ki bu ekip bir araya geldi mi şiirde kopar...

Şebnem Schaffer’ın bekáreti umrumun ucu değil ama şiire Tecavüzcü Coşkun edasıyla girişmiyorlar mı...

Yine midem, midem, midem...
X