"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Bunu da gördüm

7 SENEDİR Dubai-İstanbul mekik dokuyorum.<br><br>Ayda ortalama 2-3, hatta bazen 4 seferim vardır.

Yani bu 7 senede o kadar çok uçağa bindim ki, ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
Üstelik korkuyorum da uçaklardan.
Bu son seneye kadar Emirates’in Türk Hava Yolları’na konfor açısından bastığını söyleyebilirim. Hatta bunu yazdım da. Emirates’in uçakları hep daha büyüktü, hep daha konforluydu. Bu da milli bir mesele olarak sinirimi bozuyordu. Arada, atla deve fiyat farklı olmamasına rağmen bu nedir diye.
Ve arkadaşlar, müthiş bir değişim oldu.
Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim etmek lazım.
THY’nin Dubai seferlerine çok rahat, şık ve geniş Airbus’lar koydular.
Oldu yani.
Economy’de bile gitseniz, insana koymuyor.
Hele Bussiness’ta, kim tutar sizi.
THY bir sürü atılım içinde, görmemek, fark etmemek ve takdir etmemek, eşeklik olur.
Hayatının bir kısmı gökyüzünde geçen biri olarak, Türk Hava Yolları’na önce teşekkür, sonra da tebrik ediyorum.

HAMİŞ: Ama az kaldı, şunun şurasında 3 ay, sonra uzuuuun bir süre, uçaklarla aramdaki yakın ilişkiyi kesmek istiyorum.

HAMİŞ 2: İki de bir “Aaa sen hâlâ dönmedin mi?” diye soruyorsunuz, asabımı bozuyorsunuz, çocuğun okulunun bitmesini bekliyoruz, kavuşma haziran sonunda inşallah...

İnsanlara, hayvanlara ve doğaya yardım edin

UÇAĞIN köründeyiz.
Yanımda Alya var, benden sorusuna cevap bekliyor.
- Sayıların sonu var mı? Sayılar bir yerde bitiyor mu?
- Bitmiyor diyorum.
- Nasıl yani? diyor.
- Sonsuza kadar gidiyor.
- Uzay gibi mi?
- Evet.
- Tanrı gibi mi?
- Evet, sonsuz...
Kaşlarını çatıyor, düşünüyor, nasıl bir durumla karşı karşıya olduğunu hayal etmeye çalışıyor.
O arada, “Siz Ayşe Arman’sınız değil mi?” diye soruyor bir beyefendi.
“Evet” diyorum.
Biraz çekingen, biraz mahcup, “Size oğlumdan söz etmek istiyorum” diyor, “Oğlumun bir başarısından...”
İlgimi çekiyor.
O anlatmaya devam ediyor.
“Koç’ta okuyor Tolga, 11. sınıfta. Bir proje geliştirdi, daha doğrusu bir web sitesi kurdu: www.sosrooms.com. Bu site, normal, diğerleri gibi bir otel rezervasyon sitesi. On line rezervasyon yaptığınızda bir tıkla booking.com’a yönlendiriliyorsunuz. Booking.com üzerinden yapılan bütün rezervasyonlarda da, sosrooms.com belli bir komisyon alıyor.”
Peki, Tolga’nın sitesinin farkı ne?
Tolga, aldığı komisyonu, HAYTAP, UNICEF ve WWF Türkiye’ye bağışlıyor.
Elde edilen gelirleri ve bu yardım kuruluşlarına yapılan bağışları da, Price Waterhouse Coopers her üç ayda bir denetliyor.”
Bakar mısınız...
Lise öğrencisi bir genç, dünyanın en temel üç unsuru, insanlar, hayvanlar ve doğanın korunması ve onarılması için çaba harcıyor, bir sistem kuruyor...
Tebrik etmek ve desteklemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok...
Bundan sonraki ilk otel rezervasyonumuzu www.sosrooms.com üzerinden yapıyoruz.
Şahane Tolga Babür, devam!...

Görme Engelliler için kitabını seslendir

“KADIKÖY Belediyesi Engelli Danışma ve Dayanışma Merkezi bünyesinde, görme engellilerin kitapları dinleyebilmeleri adına yürüttüğümüz bir hizmet var. Gönüllü okuyucularımız, çeşitli türlerde kitaplar seslendiriyor. Görme engelli kullanıcılarımız da, kendilerine ait şifrelerle, internet sitemiz üzerinden bu eserleri dinleyebiliyorlar. Yeni başlatmış olduğumuz bir programla yazarlarımızın kendi kitaplarını seslendirmelerini hedefliyoruz. Sizden ricamız 2002 yılında çıkan ‘Kimse Okumazsa Ben Okurum’ adlı kitabınızı seslendirmeniz.” (Meyse Yılmaz Budaklı)
- Meyse Hanım, müthiş bir şey yapıyorsunuz, sizi tebrik ediyorum. Gönüllü olarak kitap okuyanları da. Ben de bayılarak yaparım. O kitap, benim en en eski yazılarımdan oluşuyor. Ben de geçmişi yâd etmiş olurum. Ben mi geliyorum, nasıl yapıyoruz? Sizden haber bekliyorum. Tek sorun, hâlâ Dubai-İstanbul arası gidip geliyorum. Ya ara geliş gidişlerde ya da taşındıktan sonra buluşmak üzere.

Sezen âşık olduğunda biz nasipleniyoruz

“PAZAR günkü Sezen yazınızı heyecanla okudum. Hele bir yerde, ‘Sezen’in şarkılarına susamışım’ demişsiniz ya, benim hislerime tercüman oldunuz. Birazcık daha tüyo alsak albüm hakkında? Ne bileyim, o kadar özlendi ki, aslında gayet detaylı anlatmışsınız ama yetmiyor işte. Bir de sahiden âşık olmuş olsa keşke. Sezen’e aşk öyle yakışıyor ki, bakışı, duruşu bile değişiyor. Onun aşka bu kadar uzun ara verdiği bir dönemi hiç hatırlamıyorum. Hoş tabii belki de olmuştur ama onu yakından takip eden biri olarak biliyorum ki, sevdiği adamı hiç yanından ayırmıyor, o zaman da şu anda özel biri yok herhalde diyorum. Yılmaz Erdoğan’ın onun için dediği gibi, ‘Sezen her âşık olduğunda biz nasipleniyoruz!’ O yüzden istiyorum ki hem Sezen âşık olsun, mutlu olsun, hem de biz nasiplenelim.” (Çiğdem.)
- Ne güzel yazmışsınız. Albümün adı da ‘Ey Aşk, nerdesin?’ Buldu mu, bulmadı mı o size söylesin, beni aşar. Aşk, herkesi güzelleştiriyor, herkesin bakışı, duruşu değişiyor. Çevremizdeki kim âşık olsa nasipleniyoruz aslında. Fakat söz konusu Sezen olunca mahareti, marifeti farklı oluyor. Albüm gerçekten çok sıkı, dinleyince ağlıyor insan, bugünlerde beni en heyecanlandıran şey o albümün çıkacak olması...

Uçakta ayak kokusu

AMAN Allah’ım bu ne?
Bu koku...
Feci bir şey...
Havada asılı duruyor...
Burun deliklerimden girip beynime çakıyor...
Bu galiba ayak kokusu...
Uçağa binmişiz, emniyet kemerimizi takmışız, en az 4 saat bu koltukta seyahat edeceğiz.
Ve bu ayak kokusu da bize eşlik edecek.
Kafamı sağ tarafa çeviremiyorum, yüzüme çarpıyor koku.
Başım dönüyor, o kadar keskin.
Kafam soldaydı, sağa çeviremedim çünkü, tabii boynum tutuldu.
Bir ara, sadece bir ara, gözüm kaydı, kokunun kaynağını araştırabilmek için ve koridorun hemen yanında, yerde, iki ölü fare gibi duran, turuncu lastik ayakkabıları gördüm.
Koku oradan geliyor ve şu çıplak ayaklardan! Spor ayakkabısını çorapsız giymiş, demek ki, ayakları da terlemiş...
Ya da çoraplı giymiş, çorapları da bir tarafa da atmış, koku o çoraplardan geliyor, ama ben keşfedemedim, o kadar uzun süre o tarafa bakamadım.
Aslında neler hayal etmiştim, bilgisayarımı açacaktım, iş yapacaktım, Coelho’nun yeni kitabını okuyacaktım, dergi karıştıracaktım, dım, dım, dım. Hiçbirini yapamadım.
Kokunun kaynağı, çıplak ayakların sahibi ise, oralı bile değil, neşeli neşeli film seyrediyor.
Demek ki o havada asıl duran kokuyu duymuyor.
Ne yaparsınız bu durumda?
Bir insana, “Pardon ayaklarınız kokuyor” denebilir mi?
Demek ayıp mı?
Bir çözüm, herhangi bir çözüm önerilebilir mi?
Ama toplu taşıma araçlarında başkalarını rahatsız etmemeleri gerektiği, kokmamaları gerektiğini nasıl öğrenecekler?
Bu soruların cevaplarını aradım, bulamadım, sizin varsa bir fikriniz, öneriniz, söyleyin.
Ben çantamdan parfüm çıkardım, parmak uçlarıma sıktım, burun deliklerine götürdüm Alya’ya da aynı şeyi yaptım...
Parfümlü rüyalara daldık.

X