"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bunları bırakalım, yapacak çok işimiz var

<B>DÜNKÜ </B>23 Nisan töreninden sonra Denizli Belediye Başkanı <B>Nihat Zeybekci</B> ile konuştum. Tabii ki konu eşinin başını açmasıydı.

Kamusal alan tartışmasının bir türlü bitmediği bir ülkede, bir belediye başkanının eşinin başını açması elbete çok önemli bir sosyolojik olaydı.

İlk sorum, eşinin başını ilk defa açıp açmadığıydı.

‘Evlendikten sonra kamusal bir alanda ilk defa açıyor’ dedi.

Aslında arkadaş arasında veya zaman zaman tatillerde açarmış, ama dışarda ilk defa oluyormuş.

İkinci sorum, bu kararı nasıl aldığıydı:

‘Kendisi böyle istedi. Bugün 23 Nisan. Hepimiz için çok önemli bir bayram. Başı kapalı şekilde bu törene katılamayacağını biliyordu. O nedenle başını açtı.’

DENİZLİ’NİN YOLLARI

Buraya kadar söyledikleri önemliydi.

Ama bana göre asıl önemli sözleri bundan sonra geldi.

Denizli Belediye Başkanı aynen şunları söyledi:

‘Memleketin meselesi bunlar değil. Yapacak çok işimiz var. Biz artık bunları konuşmaktan vazgeçmeliyiz. İlerde bu tür şeylerle değil, yaptıklarımızla hatırlanmalıyız. Yapacak çok işimiz var.’

Gerçekten de yapacak çok iş var.

Eşimin ailesi Denizlilidir.

O nedenle Denizli ile hep ilgiliyimdir.

Geçen ay Doğan Yayın Holding’in ‘Anadolu’daki Avrupa’ toplantıları için gittiğim Denizli’de gördüğüm bazı çirkinlikler beni çok üzdü.

Mesela şehrin ana geçiş caddesinin görüntüsü felaketti.

Denizli yılda 1.8 milyar dolar ihracat yapan bir şehir.

Ama ona göre çok daha az geliri olan şehirlerde bile belediyecilik çok daha iyi. Şehirlerin güzelleşmesi için çok daha fazla iş yapılmış.

Başkanın eşinin yaptığı bu harekete gelince.

Bu karar belki de türban tartışmasını bitirecek kadar önemli.

Çünkü türban konusunu inatlaşma aracı olmaktan çıkarıyor.

Ben şuna inanıyorum:

Türkiye’nin türban diye bir sorunu yoktur.

Bunu defalarca yazdım.

Ne ’Vah zavallı çocuklar türbanla okula giremiyorlar’ diye bir sorunu vardır, ne de ‘Türbanla okula girilmez’ diye bir sorunu.

Bu olay, hepsini bir araya getirseniz, toplumun yüzde 5’i bile olmayacak ‘inatçı bir azınlığın’ savaş alanıdır.

İddia ediyorum.

Türban olayını iki üç yıl gündemimizden çıkaralım, bu ülkede isteyen öğrenci türbanla üniversiteye girebilir.

Ama önce bunu iki taraftan birinin ‘zaferi’ veya ‘hezimeti’ olmaktan çıkarmalıyız.

Ben başkanın eşini bu kararından dolayı kutluyorum. Bu karar ‘özgür Türk kadınının’ kararıdır.

Ve onun inancının samimiyetinden hiçbir şey eksiltmemiştir. Türkiye’de türban denilen ‘sorunu’, iki karşıt kutbun yaygaracı azınlığının elinden alacak zihniyet de budur.


Laila’dan umreye


İSTANBUL’un varlıklı ailelerine mensup bazı kadınların umreden dönüşünde gazetecilerin sordukları soruları hayretle izledim.

Hem de ciddi ciddi yayın organlarına mensup gazetecilerin.

Gazeteci, umreden gelen kadına soruyor:

‘Sizin için Laila’dan umreye gitti deniyor.’

Bakış açısı sorunun içinde mevcut.

Kadından ders gibi bir cevap geliyor:

‘Evet, Laila’ya da gidiyorum umreye de...’

İçimden ‘Helal olsun’ çığlığı geldi. Galiba bazılarımızın kafasında şu klişe var:

Sadece yoksul insanlar hacca veya umreye giderler. Başı açık, dekolte giyinen kadınların inançları yoktur ve onların umreye gitmeleri de tuhaftır.

Böyle bir inanç anlayışı olabilir mi? Bunun bir adım ötesi, ‘Varlıklı ve başı açıklar namussuz, yoksul ve kapalılar namusludur’ anlayışıdır.

Efendim, umreden gelen varlıklı kadınlar free shop’a gitmişler. Hatta içki almışlar.

Peki acaba hiçbirinin aklına, umreye giden öteki kadınların veya erkeklerin free shop’a gidip gitmediklerine bakmak geldi mi?

Yoo...

İnanç meselesini artık böyle basmakalıp klişelerden kurtarmamız gerekir.
X