Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bunlar olmaz

İKTİSAT, maksatlı davranmak demektir.

Ben de gece gündüz demiyor, memleketimden "iktisat/maksat" manzaraları seyrediyorum; gözlerim açık. Birden Demirel’in ünlü sözlerinden birini hatırlıyorum. "Neyin olacağını, nelerin olamayacağı belirler". Mühendis Demirel, matetamikte "olmayana ergi" yöntemini hayata tercüme etmiş diyorum. Durumdan vazife çıkartıp, Türkiye’de nelerin yapılabileceğini saptamak için, yapılamayacakların listesini çıkarmaya karar verdim.

1. Ne Boğaziçi’nde, ne Bodrum’da; ne sosyete eğlencesinde ne de köy düğününde gürültü ile mücade edilemez. Gürültü, hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Gürültü, neşedir. Gürültü, aslanın kükremesi gibidir. Gürültü çıkaran insan, çevresine hükmetmiş olur. Gürültü, toplumsal tercihtir. Dolayısıyla medyada çok büyük destekçileri vardır. Birçoklarının, o istese mutlaka yaptırır dediği, başyazarımız ve hukukçu, zavallı Oktay Ekşi, kendi evinde, kendi yatağında geceleri uyuyabilmek için, burnunun dibindeki sosyetik gece kulübünün sesini kısmaya çalışmış, başaramamıştı. Kulüp kendiliğinden kapandı da hikaye bitti.

2. Başıboş köpeklerinin, sokak hakimiyetine engel olunamaz. Geçen hafta İstanbul’un üç semtinde köpeklerin bulaştırdığı kuduz vak’aları görüldü ve karantina ilan edildi. Sokak köpeklerinin toplanması meselesi gündeme bile gelmedi. Nasıl Hindistan’da inekler, Hindu inanışına göre kutsalsa, ülkemizde de köpekleri "kutsal hayvan" kabul eden güçlü bir tarikat vardır. Osmanlı’dan beri bu gelenek değişmemiştir. Asrın başında, Avrupa’da geçerli olan sokak köpekleri nizamnamesini İstanbul’da da uygulamaya kalkan Belediye, bunları toplayıp Hayırsızada’ya enterne etmiş, halk kayıklarla Hayırsız’a gidip, köpekleri geri getirmeye başlayınca kararından çark etmiştir. Türkiye eskaza Avrupa Birliği’ne girse, AB ülkelerinde uygulanan "sokak köpekleri yönetmeliği" yine de uygulanmayacaktır. Buna yargı karar verse, medya izin vermez.

3. Kaçak inşaata engel olunamaz. Diyelim tatil beldelerinde denize sıfır arsalarda, özel konut olarak kullanılacak bina inşa edilemez diye bir imar yasağı var. Ne gam? Siz de "turistik tesis" izni alıp lebiderya arazilere, özel konut olarak kullanılacak binalar inşa edersiniz. Hatta "pansiyon tapusu" gibi bir "hülle" yaratıp, bağımsız bölümleri ayrı ayrı satarsınız. Daha da cesursanız, sahiline kulübe bile yapılamayan "ulusal park" olarak belirlenmiş cennet koyların birinde, "duba üstü konak" inşa edersiniz. Dubaya, uyduruk bir motor koyarsanız, onun adı "gemi" olur. Dubayı da sahile bağlarsınız. Dubayı yıllarca hiç yerinden oynatmasanız da olur. Her gemi, sefere çıkacak değil ya? Bu da sefere çıkıp da memnun olduğu için dönmeyen değil, bağlı olmaktan memnun olduğu için sefere çıkmayan bir gemi olur. Neden olmasın? Dikkat edeceğiniz iki husus vardır: Medyayı ve hukuku arkanıza almak.

Son Söz: Hukukun üstünlüğü varsa, kanun hakimiyeti yoktur.

Sevgili kardeşim, ODTÜ’nün ünlü hocası Muhan Soysal aramızdan ayrıldı. Onun ruhu öğrencilerinde yaşamaya devam edecektir.
X