"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Bugünkü köşemde bir konuğum var

BUGÜNKÜ köşeme Doğan Haber Ajansı’nın İzmir Temsilcisi İlyas Özgüven’i konuk ediyorum. Sevgili İlyas, geçen gece kızı Ekin’i Fuar’a götürmüş.

Ama götürmeden önce de geçmişte, gençliğinde, gazeteciliğe başladığı dönemdeki fuarları anlatmış.

İşte, İlyas Özgüven’in izlenimleri, kızı Ekin ile yaşadıkları...

BÖYLE FUAR GÖRMEDİM

EKONOMİ muhabirliğini de magazin muhabirliğini de polis muhabirliğini de kent muhabirliğini de Fuar’da öğrendim. 10 yıl aralıksız, Fuar’ın açıldığı saatten, kapandığı saate kadar her gün, her metrekaresini dolaştım. Bülent Ersoy’un fotoğrafını çektim, Cem Karaca’yla da o dönemin TOBB Başkanı’yla, bakanlarıyla da röportaj yaptım.
Yaklaşık 10 yıldır da Fuar’a, yani İEF’nin açık olduğu tarihlerde belki bir kez gitmişimdir. Onun da üzerinden yıllar geçti. Kızım Ekin 13 yaşında, bugüne kadar Fuar açıkken bir kez bile görmedi. Hiç olmazsa Fuar’ı yaşasın diye 6 Eylül Cuma akşamı götürdüm. İşte izlenimlerim...

***

26 Ağustos’tan giriş... Bir anda kendimizi sahil kasabalarında kurulan gece pazarında buluyorum. Fuar’ın ana caddelerine promosyon dağıtan, satış yapan stantlar konulmuş, yürümek mümkün değil. Bu stantlar bir set gibi ana caddenin iki tarafını kapattığından arkasında ne var, ne yok görülmüyor.
Bir ara kendimi çimlerin, çiçeklerin üzerinde yürürken buldum. Ne çiçek kalmış, ne yeşil alan, talan olmuş, ezilmiş. Avucumun içi gibi bildiğim fuarda yolumu kaybettim. 26 Ağustos’tan girdim, hediyelik eşya ve yiyecek satan stantlarla karşılaştım. Paraşüt kulesine geldim, hala benzer stantlar var.
Geçmişin çok ünlü bir gazinosunun önünden geçtim, üst kattan pavyon (Artık eski Fuar’ın pavyonu değil...) müziği çevreye yayılıyor.
Eskiden de burasının iki cephesine birer büfe konulurdu. Ama öyle değil, aynı mekanın altında sıra sıra tavuk döner, et döner, tekrar tavuk döner, arada çağ kebabı, kokoreç, midyeci, turşucu sıralanmış. Sandalyeler, masalar yeşil alanların, yürüme yollarının üzerinde. Bu arada, nasılsa bu hengamenin içine düşmüş ve yolunu kaybetmiş birkaç Avrupalı’nın ellerinde broşür çaresizce yön bulmaya çalıştığını da görüyorum.

***

Bir ara yöre mutfaklarının olduğunu alana girmek için hamle yaptım, dumandan göz gözü görmüyor, nefes almak mümkün değil.
Kızıma Fuar’ın ne olduğunu, neden kurulduğunu anlatmam, bunun için de yerli yabancı şirketlerin ürünlerini sergilediği hizmetlerini tanıttığı pavyonları göstermem lazım. Geliş amacımız bu... Bir türlü bulamıyorum. “Kabahat bizde, bunlar için büyük hollere gitmemiz lazım...”

***

Holün girişi de başka tiyatro, kaldırımda sıra sıra sandalyeler, masaj yaptıranlar, su arıtıcıları, klimacı, banka kartı stantları yan yana... Biraz ileride zeybek gösterisi, çıkış kapısında Rock konseri...
Kendimizi içeriye atıyoruz, dışarıda yürümek mümkün değil, holler bomboş değil, ama bildiğiniz tenha. Burada Kitap Fuarı’nı gören kızım “Neden kimse yok?” diye soruyor.
Bazı stantlarda oturan görevliler sıkıntıdan patlamak üzere... Holde ne tema var, ne konsept... Pınar’ın dev standıyla belediye stantları, STK masaları yan yana... Küçük bir tur ve yeniden açık alana çıkıyoruz. Bu arada, Lunapark’a bakmadan olmaz. Burada da midyeciler, mısırcılar, kokoreççiler, turşucular... Bir kokoreççi mini kamyonetiyle gelmiş. Tamam; bunların bazıları kaçak girmiş ama görünüşe göre çoğu bastırmış parasını, yerini kiralamış.
Kararlıyım, Ekin’e büyük holdinglerin birinin pavyonunu göstereceğim.

***

Eski TRT binasının olduğu alanının geniş olduğunu düşünüp burada mutlaka bir stant olacağını tahmin ediyorum. Burada MAN stant açmış. Otobüslere, kamyonlara şöyle bir bakıyoruz. Karşıda da birkaç kepçe, traktör görüyorum. Kızıma eskiden fuarın her alanının yerli yabancı şirketlerin makina, otomobil, araçlarıyla dolu olduğunu. Sovyetler’in ABD’nin, Batı Almanya ile Doğu Almanya’nın “Pavyon rekabetini” anlatıyorum.
İleride Işın Karaca’nın konseri var, söylüyor, “Dert Bende, Derman Sende...”
Fuar Golf’un, Kübana’nın önünden geçiyorum. Elbette nostalji peşinde değilim ama bir İzmirli zerafeti arıyorum. Yok, yok, yok.

***

Eskiden en revaçta alanların başında gelen Açıkhava Tiyatrosu çevresi karanlık. Bir büfe yeşil alanın üzerine masaları sıralamış, çalışanları yoldan geçenleri zorla oturtmaya çalışıyor. Biraz ileride at turu var. Güzel bir etkinlik... Ancak bu turun nerede yapıldığını görünce şaşırıyoruz. Bildiğiniz yeşil alan manej yapılmış. Sonra İZFAŞ önünden geçiyorum. Fuar’ın eskiden en fazla kullanılan çevre yolu karanlık, kimseler yok. Eski pavyon binaları yıkılınca açık alanlardaki sergi stantlarının da ışıklandırması yetersiz kalmış. Montrö kapısı önünde bir sahne daha var. Biz geçerken sanatçı “A be gaynana”yı söylüyor. Kapıya doğru bizim adımlar hızlanıyor ve Montrö’den çıkış. Elinde tepsiyle bir genç bizim çıktığımız yerden giriyor. Eee, girişteki onca güvenlik, “ince arama” niyeydi o zaman?

***

Yorgunluk, hayal kırıklığı, kızıma karşı biraz mahcubiyet, kendimizi dışarıya atıyoruz. Ben şimdi ne diyeyim? Elinden akıllı telefonu, tableti düşürmeyen o gençlere Fuar’ı bu haliyle gösterip, “İşte Türkiye’nin dışa açılan penceresi” diyebilecek, unutulmaz Başkan Ahmet Piriştina’nın “İzmir Fuarlar ve Kongreler Kenti Olacaktır” sözünü anlatabilecek biri varsa beri gelsin.
Ama umudumu söyleyeyim. Yeni Fuar Alanı...

Başkan Aziz Kocaoğlu “Seneye belki” dedi, ama bence artık Fuar 83. yılında mutlaka Gaziemir’deki Yeni Fuar Alanı’nda, ama yeni düşüncelerle, yeni ufuklarla, yeni hedeflerle açılmalı.
Gençler dünyanın bilişim devleri Google’ı, Microsoft’u, Samsung’u, Türkiye’nin devleri Koç’u, Sabancı’yı, Vestel’i burada görmeli. Sanayi Odası, Ticaret Odası göğsünü gere gere yabancı heyetleri, işadamlarını davet edebilmeli.

***

Eski Fuar mı? O Fuar Kaskatlı Havuz’un önünde çocukken elimizden kaçırdığımız kırmızı balonla birlikte uçtu gitti. Farkına bile varamadık. İzmir’e geçmiş olsun...

Benim notum

İZMİR’in yeni fuar alanıyla çok başarılı olacağına inanıyorum. Çünkü, Mermer Fuarı Gaziemir’in bitmesiyle Verona’yı geçebilir hale gelecek. Gelin-Damat Fuarı’nda zaten Avrupa’nın en iyisi... Kitap Fuarı’nı her geçen yıl daha başarılı buluyorum. O yüzden yeni fuarı sabırsızlıkla bekliyorum. Kültürpark’ın da uluslararası bir yarışmayla yeniden ele alınması gerektiğine inanıyorum. Kongrelere ev sahipliği yapabilecek, ama İzmirlilerin nefes aldığı, bitki örtüsünün zenginleştirileceği bir yer hayal ediyorum. İflah olmaz iyimser yanım, hep iyi şeyleri görüyor. Ve İzmir’in herşeye layık olduğuna inanıyorum.

X