"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Bugün birine bir iyilik yap

2 Şubat saat 10.21’de, tepemde 10 kişi vardı.<br><br>Doktorum, narkozitörüm, hemşireler, hastabakıcılar.

Sayılarını ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.

Saçımı okşayan ‘Her şey iyi olacak’ diyen sevgilim.

Doğum fotoğrafçım.

Her türlü komplikasyona karşı tecrübeli bir ekip.

Hazır ve nazır.

Bir tantana, bir tantana...

Herkes güleryüzlü.

Her tarafta modern cihazlar, kordonlar, ipler.

Ameliyathanenin ışıkları göz alıcı.

Fonda klasik müzik.

Başıma ilk kez geleceği için ‘Acaba ne olacak, nasıl olacak?’ diye biraz endişeliyim ama bu kadar ilgi, bilgi ve teknoloji insana güven veriyor.

Biliyorum ki, emin ellerdeyim.

Aç değil, açıkta değilim.

Şefkat ve sevgiyle sarıp sarmalanmış vaziyetteyim.

*

26 Ekim saat 13.00’te, Beşiktaş Parkı’nda bir bankın üzerinde doğum yaptığında yalnızdı.

Sevgi ve şefkat, o gün o parka uğramamıştı.

Yanında getirdikleri arasında battaniyesi vardı.

Ve kendisi.

Sadece.

Bir de yoldan geçen bir turist.

Doğum başlamıştı ve o turist kadın yardım etti.

Bebeği doğduğunda çevredekiler de geldiler, bebeği eline verdiler.

Battaniyesine sardı ve gitti.

Hiç kimseye hiçbir şey söylemeden.

*

15-20 santimlik bir haber.

Gazete sayfasının altında öylece duruyor.

En altta, köşede bir yerlerde.

Muhtemelen sizin de içiniz acıdı.

Ben ne zaman böyle bir haber okusam, fena oluyorum.

Ne kadar şanslı olduğumun farkına varıyorum.

Ne kadar şanslı olduğumu bir kere daha hatırlıyorum.

Ey bu satırları okuyan okur...

Ben bu konuda tek değilim.

Sen de o şanslı kullardan birisin.

Ne var ki, 25 yaşındaki A.P., bize sadece ne kadar şanslı olduğumuzu değil, onun ve bazılarımızın ne kadar şansız olduğunu da hatırlatmalı.

Ne kadar yardıma muhtaç olduğunu.

Yani ‘Sahip olduğum her şey için şükürler olsun sana Allah’ım’ deyip, gitme yoluna.

Ben de gitmeyeyim.

Kimse gitmesin.

Bir sonraki habere geçmesin.

Vicdanımız el vermesin.

Çünkü bu tür haberlerin ‘Allah’tan ben iyiyim’ kısmı dışında ‘Eyvah, onun durumu ne kadar kötü!’ bölümü de var. Çoğunlukla es geçtiğimiz bölümü. Oysa, bizler empati yapıp, kendimizden daha muhtaç olanlara yardım edebildiğimiz ölçüde insanız.

Siz de öyle düşünmüyor musunuz?

HAMİŞ: Merak edenler olur diye; A.P., parkta doğum yaptıktan sonra Şişli Etfal Hastanesi’ne getirilmiş. 1 kilo 420 gr. doğan bebeği kuvöze konmuş. Bebek P., hálá kuvözde, sağlık durumu iyi. Ama annesi A.P., Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Şefi Dr. Melahat Dönmez Kesim’in söylediğine göre bir psikoz içindeymiş, sorulara cevap vermek istemiyormuş, sadece önüne bakıyormuş, parkta doğuran birinin psikolojisinin normal olması beklenemez tabii.

Travma yaşadığı için onu Psikiyatri Servisi’ne yatırmak istemişler, Kadın Doğum’da kalırsa kendini camdan filan atar diye korkmuşlar, korumalı bir klinikleri yokmuş, Psikiyatri’de de yer yokmuş, dolayısıyla Bakırköy’e sevk etmeye karar vermişler, A.P. de bu karışıklıktan faydalanıp kaçmış. Yedi yıl önce Maraş’tan gelen A.P., son altı aydır parklarda yatıp kalkıyormuş.

Bebek P.’ye gelince, şu an annesiz ve kimsesiz.

Dünyaya bir parkta geldiği yetmiyormuş gibi, kuvözden çıkmayı becerebilirse, büyük bir ihtimalle Çocuk Esirgeme Kurumu’nda hayatına devam edecek.

HAMİŞ 2: Şişli Etfal Hastanesi Bebek P. için yapabileceğiniz iyiliklere açık...

ANNIE TRINITY

Son dönemlerin kafamı en kurcalayan haberi:

Annie Trinity.

Siz de okumuşsunuzdur, İngiltere’de 53 yaşındaki bir kadın, kızının kızını doğurdu. Yani torununu. Kızdan alınan yumurta, damadın spermiyle döllendirilip annenin rahminde büyütüldü. 9 ay sonra, bu üç kişinin meydana getirdiği bebeğe Annie Trinity ismi verildi.

Bu haber de beni acayip etkiledi.

Nasıl etkilemesin?

Baştan alalım:

Çok ender görünen bir hastalığınız var, doğum yapmamanız gerekiyor, bırakın doğumu, durumunuz o kadar ciddi ki, ömür boyu uçağa bile binemiyorsunuz ama aynı zamanda da içinizde çok kuvvetli bir içgüdü var. Anne olmak istiyorsunuz. Bu duygunun önüne geçemiyorsunuz. Ve olamadığınız için çok üzülüyorsunuz, kendi kendinizi yiyorsunuz.

Ama olaya karışan bir anne daha var, sizin anneniz, yüreği dayanamıyor ve diyor ki, ‘Peki o zaman, ben, senin ve kocanın bebeğinin taşıyıcısı olacağım.’

Yani bebeğin hem anneannesi hem de taşıyıcı annesi.

Ve o bebek dünyaya geliyor.

Da...

Beni bir düşünce alıyor.

Teknoloji artık bizim bildiğimiz hayat kalıplarını zorlamaya başladı. Bu mesela bizim bilgi haznemizdeki bir doğum stili değil. Sonuçları bizim bildiklerimizden farklı olabilir. Akrabalık ilişkileri değişebilir. Değişiyor da zaten. Annie Trinity tam olarak kimin çocuğu? Bu soruya net cevaplar vermek zor. İşin başka yönleri de var, hukuku gibi. Mesela miras. Ama bence en zoru, işin duygusal yönü...

O çocuğu dokuz ay içinde taşıyan anne, doğumdan sonra ‘Al bu senin çocuğun!’ diye verirken hiçbir duygusal kopma yaşamayacak mı? Ona ait bir şey elinden alınıyormuş gibi hissetmeyecek mi? Kendi kızına başka bir gözle bakma ihtimali yok mu? Valla, insan doğurduğu bebeğe atmaca gibi sahip çıkıyor. Kısacası, duygusal ilişkilerini nasıl ayarlayacaklar?

Bence durum karışık, çok karışık.

Yeni hayatlar bunlar. Ve yepyeni tartışmalar. Gelecek nesillerin işi var yani.

Mesela şunu da yeni öğrendik: Sperm bankasından sperm alınarak yapılan çocuklar, büyüyünce babalarını tanımak istiyor ve peşlerine düşüyormuş. ‘Babam kim?’ diye insan merak etmekten kendini alamıyormuş. Öğrenmek için de her türlü şeyi göze alıyormuş.

Bunların hepsi, ayvayı yiyeceğimiz yeni gelişmeler.

Hazır olun yani.

Bizi yeni hayat kalıpları bekliyor.

Sonumuz iyi olur inşallah!
X