Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bugün bayram

<B>BUGÜN </B>Ramazan Bayramı'nın birinci günü.<br><br>Ramazanı idrak etmiş olanlar bayram edecekler. Sözde yani. Yoksa esas bayram edenler bir gün dahi oruç tutmamış olanlardır ki şu anda dünyanın neresinde gezip tozuyorlardır, Allah bilir.

Bir ay boyunca orucunu aksatmayanların ise bayramdan anladığı şey ‘‘bayram temizliği’’dir.

Camlarını, halılarını silmiş oturuyorlardır şimdi. İki akrabayla üç komşunun eline kolonya dökecekler; bir de duruma göre káğıtlı şekerden çikolataya uzanan bir ‘‘Tatlı yiyelim tatlı konuşalım’’ hali. Hepsi bu.

Kolonya deyince...

Bir arkadaşım anlatmıştı:

Bir bayram babasının yanında çalışanlardan biri eşiyle ziyaretlerine gelmiş. İki hoş beşten sonra bizimkiler çikolatayla likör ikram etmişler gelenlere. Misafir adamcağız almış kadehi, bakmış bakmış ve sonunda içindekinin kolonya olduğuna kanaat getirmiş olacak ki avucuna boşaltıp önce ellerine, sonra yüzüne sürmüş likörü.

Karısı da ‘‘Kocam neylerse doğru eyler’’ diye düşündüğünden aynısını yapmış. Yapış yapış kalkıp gitmişler.

Adamın aklına gelir mi, dini bayramda dinimizce haram sayılan içkinin ikram edileceği? Ortada çilingir sofrası falan olsa uyanacak. E, kahveye çaya da benzemiyor... Haksız değil yani.

Çıkışta karısına ‘‘Kolonyası bile hileli bizim patronun’’ demiştir.

Yoksa bu hikáyeyi daha önce anlatmış mıydım? Bir aşinalık var da... Hikáyeye tabii ki aşina olacağım, o değil. Anlatım tarzım, kelimeleri seçişim falan. Hıncal'ın her yılbaşı tarakla kösteğin hikáyesini anlatması gibi. Gerçi o bilerek tekrarlıyor. Çok da iyi ediyor. Her seferinde aynı zevki alıyorum. Bu da benim mutat bayram hikáyem olsun. Eğer daha önce anlattıysam...

***

Annecim de şimdi likörüyle çikolatasını hazırlamış, sabahın 08.00'inden itibaren hazır nazır misafir beklemeye başlamıştır.

‘‘Anacım kaç bayram geldi geçti, hiç sabah 08.00'de bayramlaşmaya gelen oldu mu?’’

‘‘Ne olur ne olmaz, her şeyin bir ilki vardır’’
diye düşünüyor herhalde.

Kapıya gelecek çocukların, mendilin içine konmuş paraları da hazırdır. Gerçi çocuklar içindeki parayı aldıktan sonra ‘‘Bu manasız kumaş parçası da neyin nesi?’’ diye bakıp kapının önüne bırakıp gidiyorlar ama annem gelenekleri sürdürme azmi ve kararlılığı içerisinde, her bayram bir düzine mendili heba etmeye devam ediyor.

Ben de seviyorum aslında eski ádetleri yaşatmayı. Bir bayram sabahı farklılığıyla uyanmayı ben de isterim. Ama olmuyor buralarda. Ayrık otu gibi kalıyorsunuz.

Bizim çevrede bayram ancak şu cümleyle anılıyor: ‘‘Bayramda nereye gidiyorsun?’’

‘‘Bayramda evde misin?’’
değil. Evde olunmayacağı kesin de... Nerede olunacağı merak ediliyor.

‘‘Bir iki ziyaretim var, ondan sonra evde misafir bekleyeceğim’’ deseniz gömlek giydirip götürürler.

***

Bu konuda annemden sonra Demirel'i çok takdir ediyorum. Bir bayram Antalya'ya, şuraya buraya gittiğini duydunuz mu? Evinde misafirini ağırlar.

Dini bütün Erbakan bile torununu torbasını alıp otel otel geziyor.

Ecevit de oturur evinde. Ama bayram diye değil. Onlar Ankara'nın dışına çıkmıyorlar zaten. ‘‘Dönüşte yolu bulamayız’’ diye. Evin dışında yiyip içmezler de. Bağırsakları bozulur maazallah.

Mesut Yılmaz Abant'çı. Bir de Kartalkaya'cı. Zaten nereye gittiği önemli değil. Bir binanın içinde oturup sigarasını içiyor. Bina ha Bodrum'da olmuş ha Kartalkaya'da.

Bahçeli'yi hiç bilmiyorum. Hatta hakikaten öyle biri var mı ondan da şüpheliyim.

Bana gelince...

Son anda bir değişiklik olmazsa bu akşam bir görevle Ankara'ya gidiyorum. ‘‘Ankara’’ ve ‘‘Görev’’ bir araya gelince sanki bakanlığa atanmışım gibi oldu. Değil.

YENİ KÖŞE

Bir önceki yazıda yapılmış olan teknik hataları düzeltmek için yeni bir köşe açmaya karar verdim. Şart oldu zira.

Dünkü yazının sonu aslında şöyleydi:

‘‘Bu yazının mesajı mı?’’

Yok.

Cep telefonlarınızla idare edeceksiniz artık.''

‘‘Bu yazının mesajı mı?’’
kısmı yayımlanmadığından yazı manasız bir şekilde bitmiş.

Perşembe günkü yazıda ise battaniyenin altından gelen ses ‘‘soğuk’’ değil ‘‘boğuk’’ olacaktı.

Düzeltir, özür dilerim.


MIŞ-MUŞ


İngiliz The Economist Gazetesi, ‘‘Türk ekonomisi için ışık göründü’’ demiş.

Yalnız teleskopla bakmak gerekiyor.

*

Beşiktaşlı İlhan, ‘‘Sevgilim renkli gözlü, sarışın, sportif, ince hatlı ve en az 1.70 boyunda olmalı’’ demiş.

Kalıbı hazırladık, malı on gün sonra teslim alabilirsiniz İlhan Bey.

*

Amerikalı psikolog Sternberg insanın iki kişiyi aynı anda sevebileceğini söylemiş.

Bizim erkek kısmı bunu çoktan keşfetti.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI