"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Bu ülkeyi yöneten birileri var mı?

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin çevresinde “keşif yaptıkları” iddia edilen subaylar ile ilgili olarak elimizdeki “resmi bilgiler” şöyle:

Genelkurmay açıklamasına göre subaylar, bölgede “köstebek” takibindeymişler.


İddia edildiği gibi subayların kullandığı otomobilde “teknik takip araçları” ele geçirilmemiş.


Ele geçirilen ve üzerinde adres yazılı bir kâğıt var ama adres kime ait bilinmiyor.


Subaylar savcılık tarafından serbest bırakılmışlar, demek ki savcılar da “eldeki kanıtları” tutuklamayı gerektiren ağır bir suç için yeterli bulmamış.


Tuhaf bir tablo çıkıyor ortaya.


Subaylar, gözaltına alındıklarında kimliklerini ve görevlerini neden açıklamamışlar?
“Gizli görev”de iseler, neden amirleri, tutuklamayı yapan polislerin amirlerini arayarak durumu bildirmemiş?


Yürüyen bir operasyonun böylece açığa çıkması makul bir durum mu?


“Teknik takip araçları” ele geçirilmediyse, polis neden Bülent Arınç’a böyle bilgi verdi ve hatta bazı kamera kayıtlarını izletti?


Polis içinde birileri asker ile hükümeti karşı karşıya getirmek için her fırsatı kullanıyor mu?


Bülent Arınç, kendisine yönelik bir girişim olduğunu haber alınca neden Genelkurmay ile hemen temasa geçip, meselenin aslını ilk elde öğrenmedi de spekülasyonun büyümesine neden oldu?


Yapılan bütün açıklamalara rağmen olay giderek daha da karanlık bir niteliğe bürünüyor. Devletin en önemli kurumlarının birbiriyle iletişimi yok, kimse kimseye güvenmiyor, titizlikle aydınlatılması gereken bir konu bile kolayca karanlık komploların aleti haline getirilebiliyor.


Böyle bir ülkenin iyi yönetildiğini söyleyebilir misiniz?

 

Bu sadece ‘polis devletinde’ olur!

 

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı son belge, bir hukuk devletinde değil, polis devletinde yaşadığımızı ortaya koyuyor.

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği “ucu açık” arama izninin başka bir anlamı yok.


Kişilik haklarımız hesapta Anayasa ve kanunlar tarafından güvence altına alınmış.


Orada yazılı belli şartlar yerine getirilmeden ve geçerli bir mahkeme kararı olmadan aranmayacağımızı, dinlenmeyeceğimizi varsayıyoruz.


Ama mahkeme, öyle bir karar vermiş ki polis içini istediği gibi doldursun, canının istediği kişinin evini, işyerini aklına estiğinde arasın!


Hiç kuşkunuz olmasın ki böyle bir arama kararı verildiyse, böyle bir “iletişimin takibi kararı” da verilmiştir!


Türkiye’de vatandaşların haklarının koruyucusu olması gereken hukuk kurumlarının bu hale dönüşmesi, polisin keyfi işlemlerine karşı vatandaşı korumak bir yana, ona zemin hazırlamasının da bir tek adı var: Sivil bir darbe hazırlığı!


Hükümetin hoşuna gitmeyen kişi ve kurumlara karşı başlatılan bir darbe girişimi bu!


Muhalefetin sindirildiği, basının susturulduğu, vatandaşların keyfi şekilde tutuklanıp, kişisel özgürlüklerinin elinden alındığı bir yönetim için atılmış adıma başka türlü bir isim verebilmek imkânsız
.

 

Ölümlerin sorumlusu Başbakan’dır


DOMUZ gribi salgını Avrupa’da 1470 kişinin ölümüne neden olmuş. Bu ölümlerin 458’i Türkiye’de!


Hatırlayacaksınız, Türkiye’de domuz gribinden ilk ölüm 24 Ekim’de gerçekleşti.


Yani, domuz gribi ile Avrupa ülkelerinden daha sonra karşılaşılan Türkiye’de iki ay içinde ölenlerin sayısı, Avrupa’da daha uzun sürede ölenlerin sayısının neredeyse üçte birine denk geliyor.


Bakanlığın domuz gribinden ölümler ile ilgili verileri açıklamama kararı da sanıyorum bundan kaynaklanıyor.


Çünkü bu hızla giderse, Türkiye’deki ölümler, öteki Avrupa ülkelerindeki ölüm sayısını geçecek ve hükümet kendi beceriksizliğinden kaynaklanan bu durumu örtbas etme çabası içinde.


Sağlık Bakanı Recep Akdağ 64 milyon kişinin risk grubunda olduğunu açıkladı. Ama aşı olanların sayısı 2 milyonu ancak buluyor
.

Bunun tek sorumlusu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın aşı konusundaki tutumudur.


Elbette kimse Başbakan’ı aşı olmaya zorlayamaz. Bu, onun kişisel kararıdır ve nasıl istiyorsa öyle davranabilirdi.


Ama televizyon kameralarının önüne çıkıp aşının güvenilir olmadığı ile ilgili kuşkular yaratması, “Ben aşı olmayacağım” diye demeçler vermesi, bu yüksek ölüm sayısının en önemli nedenidir.


Başbakanını bile aşı konusunda ikna etmeyi başaramayan bir Sağlık Bakanı’nın o koltukta oturmaya devam ederek, ölümleri seyretmesi ise sadece ibret alınması gereken bir durum olabilir.

X