"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Bu savcılar acilen açığa alınmalı

İSTANBUL Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in günün 24 saati tüm telefonlarının dinlendiği ortaya çıktı.

Dinleme, yetkili bir mahkemenin verdiği izim ile yapılmış.

Yasaya bakıyorum, demek ki Aykut Cengiz Engin’in telefonlarının dinlenmesi için “suç işlediğine ilişkin kuvvetli şüphe” varmış!

Buradan dinleme izni isteyen savcının elinde “bu kuvvetli şüpheyi haklı gösterecek bazı delillerin bulunduğunu” da varsaymak zorundayız.

Ancak Engin hakkında her hangi bir dava da açılmamış. Buradan şu sonuç çıkıyor: Savcının elinde “kuvvetli şüpheyi” haklı çıkaracak delil olmadığı gibi, dinleme iznini veren yargıç da kanunun aradığı hususlara hiç aldırmadan dinleme iznini kolayca vermiş.

Saygın ve meslekte çok kıdemli bir savcının bile başına bu işler geliyorsa, biz sade vatandaşların durumu şöyle özetlenebilir: Yandı gülüm keten helva!

Öte yandan Başsavcının açıklamalarından anlıyoruz ki o da dinleme yapıldığını bizler gibi gazete haberlerinden öğrenmiş bulunuyor.

Oysa CMK’da öngörülen dinleme ve izleme tedbirlerinin uygulanmasıyla ilgili yönetmeliğin 13. maddesi çok açık.

Dinleme sonucunda bir soruşturma açılmıyorsa, dinlemenin hemen kesilmesi, mevcut kayıt tutanaklarının ve kayıtların imhası gerekiyor.

Ve daha da önemlisi, bu durumun 15 gün içinde ilgilisine bir yazı ile bildirilmesi de gerekiyor.

Yani dinleme izni alan savcı her kimse, yasanın hükümlerine uymadığı gibi yönetmeliği de hiçe saymış ve Başsavcıya dinlendiğini, dinleme tutanaklarının imha edildiğini bildirmemiş.

Kanunlar ve yönetmelikler, bunları bizzat uygulamak ile sorumlu savcılar tarafından belli ki hiç ciddiye alınmıyor. Bu savcılar ciddi bir soruşturmayı hak ediyorlar. O soruşturma bitene kadar da yasaları takmama alışkanlıkları devam edeceğinden açığa alınmaları şart.

 

Çözülmüş bir sırrın üzüntüsü

 

YAZININ başlığını, İsmet Özel’in bir şiirinden aldım.

Özel, bu şiirinde kendi yaşam süreci ve siyasi kavgalarıyla ilgili bir muhasebe yapıyor.

Bütün büyük şairlerin şiirlerini okurken yapabileceğiniz gibi bu şiirin iç sesinde kendinizi bulabilir, o sese kulak vererek kendinize göre okuyabilirsiniz.

Şöyle başlıyor:

“Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka / sonuçları bir bir gözden geçiriyorum.”

Sanırım insanın yaşamının değişik dönemlerinde durup yapması gereken şey de bu: Sonuçları gözden geçirmek!

Bu bir işe yarar mı diye soracak olursanız, bence hayır, yaramaz. Yararsa da çok ender durumlarda olur bu. İnsanoğlu kendi deneyimlerinden dersler çıkarıp kolaylıkla öğrenebilecek bir yaratık değil ne yazık ki.

Yıllar geçse de insanın hataları da hayalleri de değişmiyor, çoğu kez birbirini tekrarlıyor.

Aslına bakarsanız, bu yaşam muhasebesi dediğimiz şeyin iyi sonuç vermemesinin temel nedeni de gördüklerimizin hiç hoşumuza gitmiyor olması. Gözümüzün önündeki gerçekleri görmek istememek ve onu bir şekilde birisi gözümüzün içine sokunca da hayal kırıklıkları içinde boynumuzu bükmek temel davranış biçimimiz.

Bu yüzden yaşamımızdaki sırları çözdüğümüzde mutlu olamıyor, tam tersine üzülüyoruz. Çünkü o sırrın çözümlemesi aslında kendimizin de dünyadan ne kadar kopuk olduğumuzu gösteriyor.

Ömer Seyfettin’in “Yüksek Ökçeler”indeki kadın gibi olmak istiyoruz: Duymak istemediklerimizi duymamak, görmek istemediklerimizi görmemek!

Sır çözülünce tokat yemiş gibi sersemlememiz bundandır. İsmet Özel’in şiiri ile başladık, aynı şiir ile bitirelim:

“Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor / böylesine hazırlıklı değilim daha. / Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: / Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar / çocuklarda.”

 

Gidiyoruz gündüz, gece

 

GEÇEN gün Tempo Dergisi’nin Aralık sayısında vereceği özel takvimin fotoğraflarının seçimine katıldım.

Bir yayla fotoğrafında yumuşak kıvrımlarla uzanıp giden incecik bir yol dikkatimi çekti.

O yolun gittiği yeri, orada bulabileceklerimi hayal ettim.

Mutlak bir ıssızlık duygusu verdi bana. Sanki üzerinde yeterince yürürsem, bu dünyanın dışında bir yerlere çıkabilirmişim gibi hissettim.

Chesterton’un “Bay Perşembe”sinde “metroda karşılaştığı üzgün yüzler” ile söylediklerini hatırladım daha sonra.

İnsanlar asık yüzlüdür çünkü nereye gideceklerini biliyorlardır. Tren dosdoğru oraya götürür onları ve orada ne ile karşılaşacaklarını zaten yaşayarak öğrenmişlerdir. Sürpriz yoktur!

Plansız yolculuklar belki bu nedenle mutlu eder insanları. Hele varılacak yerde sürprizle karşılaşma olasılığı varsa!

Hermann Hesse, “Her insanın yaşamı, onu kendisine götüren bir yoldur, bir yol denemesi, bir yol taslağıdır” diyor.

Herkes için geçerli olmasa gerek. Ya da şöyle söyleyebilirim:

Bir “taslak” bile sayılamayacak yaşamların sahipleri, o yolun sonunda nereye varabilirler ki?

X