Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu raporu iyi okumak gerek

TOBB’un Güneydoğu raporu son derece önemli uyarılarla dolu. Ankara, Kürt sorununu yaşanabilir bir düzeyde tutmak istiyorsa bu rapordaki önerileri ciddiye alır ve harekete geçer. Aksi halde, “kendi düşen ağlamaz”.

Kaçıncı “Güneydoğu raporu” olduğunu bilmiyorum, ancak TOBB’un son yayınladığı çalışma çok önemli. İçinde, şimdiye kadar hiç duyulmamış, hiç kimseninaklına gelmemiş fikirler yok. Hatta daha önceki TOBB raporlarını inceledim, farklı şekilde aynı konulara değinilmiş.

 

Bu defaki raporun önemi, Güneydoğu’yu zamanlı şekilde bize tekrar hatırlatması, Mart ayındaki Nevruz “şenlikleri” veya “olayları”öncesinde dikkatimizi çekmesindenkaynaklanıyor.

 

Hiç ayrıntılarına girmeyeceğim. Raporda gördüğüm, hani “biz söylemiş olalım” şeklindeki bazı önerileri de görmezden gelip, en ciddi olanlarını seçtim. Bunları lütfen not edin ve sahip çıkın:

 

GAP’I  TAMAMLAYIN:

 

GAP projesinin eksik kalan bölümleri hızla tamamlanmalı, sulama kanalları kısa sürede bitirilmeli ve Siverek-Hilvan ilçeleri de kapsam içine alınmalı.

 

TARIM VE HAYVANCILIK:

 

Bölgenin en büyük gelir kaynağı olan Tarım ve Hayvancılığa destek verilmeli.Mayınlı arazilerin temizlenip tarıma açılmasından, destekleme prim kapsamının genişletilmesine kadar bir dizi önlem hemen devreyesokulmalı.

 

ENERJİ:

 

Vergi yükü nedeniyle artan kaçak akaryakıt önlenmeli, mevcut enerji hatları yenilenmeli, doğalgaz bölgeye getirilmeli, Batmanrafinerisinin kapasitesi arttırılmalı. Sınır ticareti ve yeni kapıların açılması şart.

 

TOBB’un mesajı açık: Bunu yapalım ki, insanlar iş bulsunlar, para kazansınlar, mutlu olsunlar. PKK’ya gideceklerine normal bir hayat sürsünler.

 

Bu önlemler, bölgeyi ayağa kaldırmaya yetecek.

 

Ankara’nın sıkıntısı, kaynak. Ancak “para yok” diye oturup seyredersek, sonunda hepimiz kaybedeceğiz.

                                                   *                    *                    *


DAHA ÇOK RUM GEMİSİ GELECEK

 

Çarşamba günkü olayı ciddiye almalıyız.

 

Bir Rum gemisinin Mersin limanına girmek istemesi, beklenen bir kampanyanın fiilen başladığını gösteriyor. Yapmak istedikleri de çok açık:

 

Türk limanlarına gemiler yollanacak... Türkiye, resmen tanımadığı Rum yönetimine kayıtlı gemiyi kabul etmeyecek. Rum yönetimi, hemen Avrupa Birliğine başvuracak ve Türkiye’nin tam üye olmuş bir ülke gemisini engellediğini bildirecek. Karşılığında da, Türkiye’nin verdiği  sözü tutup Gümrük Birliğine uyup limanlarını açmasını veya müzakerelerin durdurulmasını isteyecek.

 

Kızmayalım, abartmayalım. Rumlar, ellerine geçen bir olanaktan yararlanmaya çalışıyor. Aynı fırsat bizim elimize geçse, bizde aynını yapardık.

 

Ancak hazırlıklı olmakta yarar var.

 

Önümüzdeki dönemde daha fazla gemi yollayacaklar. Önemli olan, Ankara’nınne yapacağı. Savunmada mı kalacağız, yoksa AB’yi yanımıza çekebilmek için, başka kozlarımızı mı kullaacağız?

 

Rum baskısını bertaraf edebilmenin tek yolu, maçı kendi sahamıza çekmektir. Başka alanlarda adımlar atmak, bekleyen reformları yapmak ve AB’ye farklı bir mesaj yollamak.

 

Özetle, Türkiye hareketlenirse Rumlar etkili olamazlar.

                                                   *                    *                    *

 

MÜTHİŞ BİR MAÇ SEYRETTİK...

 

Şampiyonlar Kupasının, Çarşamba akşamki Chelsea-Barcelona maçını izlediniz mi?

 

Aman Allahım, neydi o mücadele...

 

Sahada gördüğümüz futbolcuların en ucuzu milyonlarca dolar değerinde. Hele bir Makakele, Ronaldinho, Messi veya Eto’nun attıkları her adım para.

 

Nasıl koştuklarını, maça nalı asıldıklarını görmüşsünüzdür. Aldıkları paranın karşılığını öylesine veriyorlar ki, insanı büyülüyorlar.

 

10 kişi kalmış bir Chelsea’nin müthiş savunması gözleri kamaştırdı. Barcelona’nın 1-0 mağlup durumadüştükten sonra maça asılması ve sergilediğifutbol müthişti.

 

Maç bittikten sonra, Star TV’de Serhat Ulueren’in programı başlayınca, nasıl farklı dünyalarda yaşadığımızı anlayıverdik. Adamlar nerede, bizler neredeyiz. Bizim futbolumuzun sorunları, sahada oynanan oyun ve kulüplerimizin yönetim şekline bakınca, insan attan düşmüşe dönüyor. Adeta soğuk bir duş gibi geldi.

 

Futbolcularımız küçük düşünüyor. Yöneticilerimiz küçük düşünüyor. Ne büyük futbol oynayabiliyor, ne de büyük düşünebiliyoruz.

 

Yazık...

X