Bu olağanüstü sarkıtların bir santimetresi 12 yılda oluşmuş

Hürriyet Haber
16 Temmuz 2012 - 09:25Son Güncelleme : 16 Temmuz 2012 - 08:40

    

Hülya Meral, seyahat etmeyi yaşam biçimi haline getirenlerden. Şimdiye kadar yurtiçi ve yurtdışında birçok şehir gezdi. Yeni kültürleri keşfetmeyi seviyor. Gümüşhane gezisi sırasında yolu Torul İlçesi’ne bağlı Karaca Mağarası’na düştü. “Mağara içi kadar, dışındaki manzaradan da etkilenmemek mümkün değil” diyor./images/100/0x0/55eaf7def018fbb8f8a25abd 

Hülya Meral (30), İstanbul’da yaşıyor. Fotoğraf, mimarlık, arkeoloji, siyasi tarih, medya ve seyahate ilgi duyuyor. Bu konularda kitaplar okuyor, belgeseller izliyor. Kültür ve sanat etkinliklerini yakından takip ediyor. 12 yıl önce fotoğraf çekmek için başladığı yolculukların zamanla yaşam biçimine dönüştüğünü, bu yolla büyük şehir atmosferinden kaçtığını söylüyor. “Nerdeyse her hafta sonu kendime keşfedecek bir şehir veya ülke buluyorum. Uçak biletlerimi bir yıl önceden alıyorum. Arkeolojik alanları, müzeleri, mimari yapıları görmek, gittiğim şehrin arka sokaklarında dolaşmak, insanlarıyla sohbet edip sosyal hayatına dahil olmak, lezzet noktalarını keşfetmek ve fotoğraf çekmek beni motive ediyor. Bazen bir ülkedeki tek bir binayı veya arkeolojik alanı görmek için o ülkeye gidebiliyorum...”

OKYANUS KIYISINDAKİ VAKUR DENİZCİ

Kaliforniya Eyaleti’nin Meksika sınırındaki San Diego dünyanın en çok turist çeken şehirlerinden biri. Kumsalları, yumuşak iklimi, tarihi ve sportif etkinlikleriyle ABD’de hep bir cazibe merkezi.
Bu olağanüstü sarkıtların bir santimetresi 12 yılda oluşmuş
İstanbul’dan yaklaşık 16 saatlik uçuş mesafesinde. San Diego ilk bakışta gökdelenleriyle sıradan bir Batı şehri izlenimi verebilir.

Fikrinizi değiştirmek için birkaç gün yeterli.Tarihçiler günümüzden 10 bin yıl kadar önce bölgeye ilk yerleşenlerin Kumeyaay yerlileri olduğunu söylüyor. 1542’de kaşif Juan Cabrillo’nun gelmesi ve bu topraklarda İspanya kralı adına hak iddia etmesiyle yerlilerin yaşamı tümüyle değişmiş.

1769’da bugünkü şehrin temelleri atılmış. 1821’de Meksika İspanya’dan ayrılıp bağımsızlığını ilan edince şehir yeni devletin parçasına dönüşmüş. 1850’de yapılan Meksika-Amerika Savaşı sonrasında ABD’ye katılmış, daha doğrusu satılmış. İlk yerleşim Presidio Tepesi’nin eteklerine kurulmuş. 1860’da deniz taşımacılığından faydalanmak ve dolayısıyla ticareti geliştirebilmek için deniz kıyısına taşınmış.

Deniz kuvvetlerine ait bazı tesislerin 20’nci yüzyılın başında burada açılması ise bir başka dönüm noktası olmuş. San Diego bugün dünyadaki en büyük filonun ev sahibi. Ülkenin sekizinci büyük şehrinde en büyük işveren ABD Donanması.

DERİN LİMANIN SÖRFÇÜLERİ

San Diego’nun ilk kurulduğu tarihi semt bugün tarih parkına dönüştürülmüş: “Old Town San Diego State Historic Park.” Semtte geçmişin izini sürebilir, geleneksel Meksika restoranlarının keyfini çıkarabilir, turistik eşyaların satıldığı mağazalardan alışveriş yapabilirsiniz. Gaslamp Bölgesi, sırtını denize yaslamış. İçindeki 16 blokta 18 ve 19’uncu yüzyıllara ait birçok bina, her zevke hitap eden dükkanlar, sanat galerileri, antikacılar ve alışveriş merkezleri, restoranlar, barlar, gece kulüpleri bulunuyor.

Yerel yönetimin çabasıyla, adını aldığı tarihi gaz lambalarıyla süslenmiş sokakları.

Seaport Village da burası gibi çok sayıda restoran ve mağaza bulunan bir diğer cazibe merkezi. San Diego Limanı bildiklerimize pek benzemiyor. Suyu doğal olarak derin. Sörf yapanları görmek insanı şaşırtıyor. Balina gözlemi dahil pek çok tur düzenleniyor. (www.sdhe.com)

CORONADO ADASI’NIN GÖRKEMİ

Lüks ve ihtişamı sevenlere bir hatırlatma: Limana gelmişken şehre köprüyle bağlanan Coronado Adası’nı görmeden dönmeyin. Sadece köprüden geçerken göreceğiniz manzara bile muhteşem. Adaya tekneyle de gidebilirsiniz.

İkinci Dünya Savaşı’nda görev yapan gemilerin yanı sıra ülkenin en lüks, pahalı evlerinden bazılarını görebilirsiniz.

KELKİT ÇAYI ÇEVRESİNİ YEŞİLE BOYAMIŞ

Seyahat gözlemlerini “Hülya’nın Valizi” isimli blog’unda, yine aynı isimdeki Facebook sayfasında ve Twitter’da paylaşıyor. “Seyahat firmasında bilet kestirirken 1 saate yakın sıra bekleyen bir bey sıra kendisine geldiğinde bana dönüp ‘Hiç şimdiye kadar sizin gibi seyahat eden birini görmemiştim. 24 bilet kestirdiniz, hepsine gidiyor musunuz sahiden’ diye sormuştu” diyor.

Daha önce seyahat ettiği yerleri anlatırken şunları söylüyor: “İtalya çocukluğumdan beri hayranlık duyduğum ülkeydi. Her sene mutlaka giderim. Fransa’nın irili ufaklı pek çok şehrini gezdim. Yunanistan, Belçika, Hollanda, İngiltere, Almanya, Makedonya gördüğüm diğer ülkeler. Karadeniz’in doğasına, insanlarına hayranım. Baharda mutlaka yaylalarına çıkarım, köylerini keşfediyorum. Zonguldak’tan Artvin’e gördüm. Side’den Kaş’a sahildeki antik yerleşimleri gezdim. Hafta sonlarında İstanbul çevresinde yürüyüş turlarına katılıyorum. Gelecek hafta Mezopotamya’ya yolculuk yapıp Urfa, Harran, Göbeklitepe, Halfeti, Mardin, Midyat, Hasankeyf ve Dara antik kentini göreceğim.”


Peki Karaca Mağarası’na ne zaman, nasıl gitti? “İki yıl önce ağustosta Karadeniz’i boydan boya gezerken uğradım. Bir gün boyunca Gümüşhane Torul’daki Karaca Mağarası’nı, 3 kilometre yakınındaki İmera Köyü’nü ve Kromni Vadisi’ni gezdim. Torul’a çok yakın olan Kelkit İlçesi’ne 17 kilometre uzaklıktaki Sadak antik kentini, Özen (İsgah) Köyü Şelalesi’ni, Kelkit’in içindeki organik tarım alanını, organik süt tesislerini ve Gümüşhane’de doğal kök boyalarla dokunan ‘zilli kilim’ atölyelerini gezdim. Trabzon Maçka’ya doğru geçerken Zigana’daki Limni Gölü’ne uğradım. Gümüşhane tam bir Doğu Karadeniz şehri. Karadeniz’in yemyeşil bitki örtüsü burada da kendini göstermiş. Özellikle Kelkit Çayı ulaştığı her noktayı adeta yeşile boyamış. Diğer taraftan Doğu’nun yüksek ve sarp dağları da alabildiğine geniş bir alana yayılmış. Keza Karaca Mağarası 1550 metre yükseklikte. Bahar ve kış aylarında Zigana Dağı’nda yürüyüş de yapılabiliyor. Hem Doğu hem Karadeniz’in muhteşem uyumu diyebilirim.”

GÖZ ALICI SARKIT VE DİKİTLER

Karaca Mağarası’nı anlatırken şunları söylüyor: “Burası 90’lı yıllardan sonra keşfedilmiş karstik bir alan. Mağarada damlayan kireçli suyun oluşturduğu sarkıtlar, dikitler ve bunların birleşmesiyle meydana gelmiş iri ve geniş sütunlar olağanüstü. 1 santimetre sarkıt veya dikitin 11-12 yılda oluştuğunu öğrenince görüntünün tamamından etkilenmemek mümkün değil. Girişten itibaren önce küçük dikitlerle, ilerledikçe de uzunlukları artan kirli sarı ve beyaz renkli sarkıt, dikit, geniş sütunlar, damlataşlar ve traverten havuzlarıyla karşılaşıyorsunuz. Yaklaşık 100 metre sağlı sollu devam eden geniş koridor boyunca ve kimi yerde basamaklarla çıkılan odaları hep bu karstik şekiller kaplamış. Mağaranın en sonuna gittiğinizde tavan yüksekliğinin 20 metreye kadar çıktığını ve nem oranının yükseldiğini görüyorsunuz. Dokunmadan önce yumuşak sünger izlenimi veren sarkıt ve dikitler aslında kaygan, sert ve ıslak.”



Meral’ın Karaca Mağarası’na gitmek isteyenlere önerileri şöyle: “Mağara çıkışındaki kır kahvesinde soluklanıp 1550 metre yukarıdan dağların oluşturduğu muhteşem manzara izlenmeli. Çevresindeki Kürtün Barajı, Zigana Köprüsü, Kelkit Havzası ve yaylalarını gezip köme, pestil ve kuşburnu almak gerek. Kuşburnu yörede çok ünlü, kış aylarında çayı yapılıp içilebiliyor. Yaz sıcağında bunalanlar için kesinlikle en azından bir kez denenmesi gereken bir yer burası. İklimi seyahat ederken bunaltmıyor. Yol üstünde pek çok çeşme ve göze var. Dağlardan gelen soğuk suyu içtikçe içesiniz geliyor.”

HAMSİKÖY SÜTLACININ TADI DAMAĞIMDA KALDI

Karaca Mağarası çevresinde konaklama için çok fazla alternatif yok. Gittiğimde yakınındaki Maçka’da konaklamış, otele yerleşmeden önce yolumun üstündeki Hamsiköy’e uğrayarak ünlü Hamsiköy sütlacını denemiştim.

85’LİK KADIN GEZGİN

Seyahatler yeni insanlar tanıyıp bambaşka hikayeler dinlemenize olanak sağlıyor. Örneğin iki yıl önce evini elindeki iki çantaya sığdırıp gezen 85 yaşındaki Muazzez Teyze’yle tanışmıştım. Önemli hastanelerimizin birinden emekli olmuş, çocukları Amerika’da yaşıyor. Dolaşarak eliyle şifa dağıtmaya devam ediyordu. Bana yaşı ilerlese de her bireyin mutlaka insan ve doğa için pek çok şey yapabileceğini öğretti.

En sevdiği beş şehir: Brugge, Baden Baden, Katmandu, Racastan, Tokyo
Seyahate hangi ulaşım aracıyla gider? Uzun mesafeleri uçakla, kısa mesafeleri tren ve otobüsle
Seyahatte ne yer ne içer? Yerel yiyecek ve içecekler
Seyahatte nerede kalır? Otelde veya hostelde
Kiminle seyahat eder? Tek veya arkadaşıyla
Seyahatten ne alır? Şal, maske
Seyahatte ne okur? Gittiği yerde geçen romanlar, cep kitapları

Etiketler:

    Sayfa Başı