"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Bu nasıl ustalık anlayan var mı?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan son genel seçimlerde bu dönemin “ustalık dönemi” olduğunu söylemişti.

Artık her şeyi yalayıp yutmuştu, bilmediği, çözemeyeceği bir mesele kalmamıştı ve ustalaşmıştı. Bunun için vatandaşın oyuna talipti ki ustalık yeteneklerini konuştursun, Türkiye’yi uçursun!
Ama kendi sözlerine bakacak olursak, 11 yıldır memlekette nelerin olup bittiğinden haberi bile yokmuş da bazı şeyleri şimdi öğreniyormuş gibi konuşuyor.
Kendisinin ve AKP sözcülerinin sözlerine bakarsak memleketin polisinde paralel bir yapılanma oluşmuş.
Bunlar herkesi dinliyorlar, beğenmedikleri insanların başına çoraplar örüyorlar, onunla da kalmayıp Cumhuriyet hükümetini iş göremez hale getirmeye kalkışacak kadar da güçlenmişler.
Oysa daha üç ay önce polisin destan yazan kahramanlar ordusu olduğunu söyleyen de kendisiydi.
Usta dediğin bu sözünü ettiği oluşumun marifetlerinin farkına daha önce varmaz mıydı?
Anayasal güçlerden yargı deseniz en başından bozulmuş!
“Bunu yaparsak yargı daha bağımsız ve daha güçlü olacak” dedi, Anayasa’yı değiştirdi şimdi çıkmış “HSYK işinde yanlış yaptık” diyor.
“Yargı ve emniyet başta olmak üzere devlet kurumları içine yerleşmiş bir örgüt, dışarıdan aldığı talimatlarla Türkiye’nin istikrarına, güven ortamına, Türkiye’nin büyüyen ekonomisine ve kardeşliğine bir suikast girişiminde bulunmuştur” diye anlatıyor.
Dış politika deseniz hiç de iyi yönetilemediğini kendisi ve AKP sözcüleri açıkça söylüyorlar.
Amerika’dan başlayıp İran’a varana kadar “dost bildiğimiz” herkes meğerse kuyumuzu kazıyormuş.
“Ustalık” bütün bunları bir denge içinde yürütme başarısı göstermekti ama başaramamış.
Belli ki “Ustalaştım artık” derken herkesi kandırıyormuş!

Artık biraz huzur verseniz

DÜNYANIN her yerinde yılbaşında ülkelerin liderleri konuşmalar yaptılar, gevezelikten hoşlanmayanlar da yeni yıl mesajı yayınladılar, vatandaşlarının yeni yılını kutladılar.
Hepsini okuyamadım tabii ama kalbur üstü liderler ne söylemişler acaba diye internette bir gezinti yaptım.
Mesela Obama, “Bu umut dolu olduğumuz bir zamandır” dedikten sonra gelecekteki günlerin daha parlak olacağını, önemli fırsatlar bulunduğunu söyledi.
Angela Merkel gelecek nesillerin daha iyi yaşam ve çalışma koşullarına sahip olabileceklerine, toplumsal dayanışmanın önemine ve vatandaşların siyasete katılmalarının önemine dikkat çekti.
David Cameron, 2014’ün bir canlanma yılı olacağına işaret etti, “daha güçlü bir gelecekten” söz etti.
Liderlerin mesajları genel olarak bu minvalde.
Normal olanı da budur zaten. Bir yıl bitiyor, yenisi başlıyor, insanların umuda ihtiyaçları var ve yeni bir yılın kendilerine iyilikler getirmesini diliyorlar.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise yeni yıl nedeniyle televizyonlara asık bir yüzle çıktı.
Kaşları çatık, vücut dili gergindi, bir tek kere tebessüm etmedi ve bir yeni yıl konuşmasından daha çok savaş ilanı konuşması yapar gibiydi.
Başbakan “millete seslenirken” milletin önemli bir bölümünün iç sıkıntısına kapıldığına kuşkum yok.
Sonuna kadar izlemeye sabrı olanların da konuşma bittikten sonra derin bir “oh” çektiklerine eminim.
Bu söyleyeceğimi Başbakan’ın yakınındakiler söylemeye cesaret edemiyor olabilirler ama ben söyleyebilirim:
Memleketin biraz huzura ve sükûnete ihtiyacı var. İçinizden insanların moralini yükseltecek, iyi sözler söylemek gelmiyorsa hiç olmazsa biraz susmayı deneyin, biraz huzur verin!

Bir tek bu konuda sözü yok nedense

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’a göre rüşvet ve yolsuzluk operasyonu hükümete karşı bir “suikast girişimi” imiş.
Bunu yılbaşı konuşmasında söyledi.
Ama nedense banka genel müdürünün evinde ayakkabı kutularının içine saklanmış 4.5 milyon dolardan hiç bahsetmedi.
Bakanın oğlunun evinden çıkan boyum büyüklüğünde altı adet çelik para kasasından ve 1 milyon 200 bin liradan da söz etmedi.
Bakana hediye edilen 700 bin liralık kol saatini de duymamış gibiydi.
Bakanların çocuklarının nasıl olup da böyle ani bir zihin açıklığına kavuşup milyon dolarlık işler yapabildiğini de açıklamadı.
Oysa o çocukların neler ile beslenerek yetiştirildiklerini öğrenseydik, bizler de çocuklarımızı öyle yetiştirir, milli piyango ve iddia bayilerinin önünde kuyruklara girip, hayal kurmak zorunda da kalmazdık.
Eski Şehircilik Bakanı’na bizzat verdiği talimatlar ile imar durumu değiştirilen arsalardan kimlerin kaç milyon dolar kazandıklarını da anlatmadı.
Kamu ihalelerinin bir kaş-göz işaretiyle bazı kişiler arasında paylaştırılması meselesine de hiç girmedi.
Devlette işi olanların mesela İstanbul’un Etiler semtindeki bir büroya neden mutlaka uğramaları gerektiğini de öğrenemedik.
Başbakan çatık kaşlar ve sinirli ses tonuyla suikasttan sıkça söz ediyor, paralel devlet oluşumlarına savaş açıyor ama yolsuzluk operasyonu sırasında ortaya dökülenleri görmezden gelmeye de devam ediyor.
Neden acaba? Bu konuda söyleyecek hiçbir sözü yok mu?

X