« Hürriyet.com.tr

Bu mevsimde gidebileceğiniz sekiz sıcak yer

Bu yazıda, dünyanın değişik köşelerinden sekiz sıcak yer var. Karlı havaların etrafta kol gezdiği bugünlerde kemikleriniz biraz ısınsın istiyorsanız, valizleri hazırlayın, güneş dünyamızın bazı bölgelerini hálá cömertçe ısıtıyor.

Saffet Emre TONGUÇ semton@yahoo.com
X
SOMON RENGİ BİR RÜYA MARAKEŞ

Kuzey Afrika’nın egzotik güzeli Fas, THY’nin Kazablanka’ya direkt seferleriyle artık eskisinden de yakın. Batılılar için gizem dolu bir diyar olan bu egzotik krallık, hiç gitmeyenler için sürprizlerin kol gezdiği bir hayaller alemi. Portakal ağaçlarıyla süslü bulvarları, renklerin dansına sahne olan Souk’larıyla (Pazaryeri) meşhur olan şehir Fas Sultanlığı’nın ilk başkenti ve 1062 yılında kurulmuş. Sahra Çölü’ne açılan kervan yollarının bu kuzey kapısına, binalardan yollara, duvarlardan toprağa kadar her yer kızıl (Bana göre somon rengi!) olduğundan "Kızıl Şehir" deniyor.

Eskiyle yeninin büyüleyici uyumundan dolayı Ağa Han mimarlık ödülünü almış bulunan Marakeş’e, Güneyin İncisi ve Mücevheri gibi isimler de veriliyor. Marakeş’teki Medine (Eski şehir merkezi) bizdeki Kapalı Çarşı’yı andırıyor. Kokuların dışarıya taştığı baharatçılar, geometrik desenlerin büyülü uyumunun göz kamaştırdığı halıcılar, kuyumcular, seramikçiler, bakırcılar, tahta oymacıları gün boyu müşterilerini bekliyor. Fas viskisi dedikleri, milli içecek olan nane çayı da mesleklerini icra eden esnafa yarenlik ediyor. Babuş adını verdikleri deri terlikler, berberi takılar, fener, çaydanlık ve entari diyebileceğimiz cebella’lar bu ülkeden alabileceğiniz güzel hediyeliklerden. Fas’ta pazarlık çok yaygın. Ülkedeki en sık sorulan soru "Kaç para?" Fiyatın en azından yarısını teklif edin. Para biriminin Dirhem olduğu ülkede bir dolar yaklaşık olarak 8,6 dirhem civarında.

Fas’ta iki türlü taksi var. "Petit" dedikleri ufak ve hesaplı. "Grand" olanlar ise Mercedes ve pahalı. Taksilerde taksimetreler var ama kullanılmıyorlar, her seferinde şoförle pazarlık yapmanız gerekiyor.

Marakeş’in ünlü meydanı Cemaat ül Fena zamanın durduğu bir ortaçağ panayırı gibi, gündüz de hareketli olan meydanda perde akşamüstü beş gibi iniyor ve ortaya film platolarını anımsatan bir görüntü çıkıyor. Her türlü yemeği pişirip satan seyyar satıcılar, müzisyenler, falcılar, akrobatlar, şifalı ot satıcıları, yılan oynatıcıları, sokak bahisçileri baş aktörler olarak sahnedeki yerlerini alıyorlar. Her gösterinin bir bedeli var, bahşişleri hazırlamayı unutmayın. Sahte rehberlere ve yankesicilere de dikkat edin. Kalabalığa karışmak istemiyorsanız bu sokak karnavalını Cafe de France veya Cafe Argana’dan seyredin.

Marakeş’in sembol binası olan ve 67 metrelik görkemli minaresiyle dikkat çeken Kutubiye Camii ise yaklaşık 800 yıldır şahitlik yapıyor bu renkli dünyaya. 19. yüzyılda inşa edilmiş olan Bahya Kraliyet Sarayı, Fas’ın en çok fotoğraflanan yerlerinden olan Menara Bahçeleri ve Ahmet el Mansur tarafından 1602’de yaptırılan El Badi Sarayı şehrin mutlaka görülmesi geren yerlerinden.

Fas’ın genelinde Riad’lar konaklama için ilginç olabilir. La Maison Arabe (1, Derb Assahbe, Bab Doukkala. www.lamaisonarabe) Marakeş’te şık bir seçim. Gözünüz yükseklerdeyse La Mamounia’yı (www.mamounia.com) deneyin. Kolonyal dönemin görkemini yansıtan, eski Fas Prensi’nin sarayı olarak bilinen bu otelde kalamasanız bile piyano barında bir içki yudumlayın. Marakeş’te Stylia gibi Le Tobsil de iyi restoranlardan biri. Fransız mutfağı için Le Pavillon, İtalyan yemekleri için La Trattoria ve şık bir ambians için Gueliz’deki Grand Cafe’yi tavsiye ederim. Cafe Tur salı ve cumartesi günleri başlayan Marakeş turları düzenliyor. Fiyat 479 Euro. (0212 2444422 www.cafetur.com)

YOLDAN ÇIKARAN ŞEHİR SYDNEY

Benim gibi bir İstanbul aşığına metres olabilecek, her gördüğümde büyülendiğim, yoldan çıktığım tek şehir Sydney. Sydney, yavrularını keselerinde taşıyan kanguruların, uyuşturucu içeren okaliptus yaprakları yemekten kafayı bulmuş koalaların, devekuşundan sonra yaşayan en büyük kuşlar olan emuların, bumerangların ve trajik öykülü Aborginlerin /images/100/0x0/55eb079ef018fbb8f8a66cb1ülkesi Avustralya’nın da gözbebeği. Aslında Avustralya’nın en önemli iki şehri Sydney ve Melbourne ama aralarındaki rekabeti ortadan kaldırmak için olsa gerek, Canbera’yı ülkenin başkenti yapmışlar!

Siyney denince ilk akla gelen, kimilerinin zarif bir yelkenliye, bazılarının ise rahibeler grubuna benzettiği, tüm Sydney ve Avustralya resimlerinin olmazsa olmazı, opera binası. Sydney kentin bağrına girinti ve çıkıntılarla sokulan körfezi sayesinde, sabah işe gitmeden önce evinizin önünden denize girebileceğiniz, sörf yapabileceğiniz bir şehir. Şehrin çok sayıdaki plajlardan en ünlüsü ise Bondi. Yolunuz düşerse Bondi plajında gözünüze bir ziyafet çekin, bir millet nasıl bu kadar güzel olur biraz kafa yorun.

Avustralya’ya gelen ilk Avrupalıların indiği Rocks ve Circular Quay ise restoranların, haftasonu pazarlarının kurulduğu, cafelerinde güneşin tadını çıkaracağınız yerler. Darling Harbour adı gibi çok sevgili bir yer. Akvaryumdan alışveriş merkezine, en iyi balık restoranlarından Imax tiyatrosuna her şeyi bulabileceğiniz, güzel manzaralı bir liman. Circular Quay veya Darling Harbour aynı zamanda Sydney körfezi turları yapan teknelerin kalktığı yerler. Gözünüz yükseklerdeyse, her yılbaşı kutlamasına başrol oyunculuğu yapan Sydney Limanı köprüsünün en tepesine çıkıp kabloların üzerinde yürüyebilirsiniz (www.bridgeclimb.com).

Avustralya’nın en yüksek kulesi olan 300 metrelik AMP Centrepoint Tower, gece hayatının ve alışverişin merkezi Oxford Caddesi, Hyde Park, botanik bahçeler, şık bir alışveriş merkezine dönüştürülen Queen Victoria binası bu dört milyonluk şehrin size sunduğu imkanlardan sadece bazıları. Sydney’in yanı başındaki The Blue Mountains, dağ havası almak isteyenler, trekking yapanlar için ideal. Uçakla gidebileceğiniz Cairns veya Port Douglas’dan ulaşabileceğiniz Büyük Mercan Kayalıkları ise 2000 kilometre boyunca devam eden ve dünyanın yaşayan en büyük canlısı kabul edilen inanılmaz bir doğal güzellik. Golden Bay şirketinin 30 Mart’ta başlayan 20 günlük gemi yolculuğu programında hem Sydney hem de Tazmanya var. Fiyat ise 2599 Euro (0212 2328800 www.goldenbaytour.com)

TAŞIN ŞİİRE DÖNÜŞTÜĞÜ YER ANGKOR/KAMBOÇYA

Müthiş bir tarihe sahip, sadece Angkor Tapınakları ile bile gezginleri büyüleyebilecek bir ülke olan Kamboçya, yıllarca diktatörlerin oyuncağı olmuş. Bugün ise yıllık turist artış oranı neredeyse yüzde 300’lerde! Bangkok’dan bir saatlik bir uçak yolculuğu sonucunda ulaşacağınız Siem Reap şehrinin yakınında bulunan Angkor Wat’ın etrafında 50 kadar tapınak var. UNESCO tarafından dünya kültürel mirası listesine alınan Angkor Wat, akıllara zarar bir kompleks. Khmer İmparatorluğu’nun eseri olan bu bölgeyi ve tapınakları gezmek için birkaç gün rehberle dolaşmanız lazım. İnsanoğlu inancı için neyi var neyi yoksa seferber etmiş ve ortaya taşı şiire dönüştüren eserler çıkmış.

Angkor hem "Kutsal Kent"le "Başkent" anlamında kullanılıyor, hem de 9-12. yüzyıllardaki imparatorluğun adı olarak geçiyor. Başkenti bugün tapınakların olduğu yer olan Angkor, bir döneme askeri, ekonomik ve kültürel güç olarak damga vurmuş. Bölgede bu kadar çok tapınak varken tavsiyem en önemli üçünü ziyaret etmeniz, vakit kalırsa diğerlerini gezmeniz:

Angkor Wat: Bir Hindu tapınağı olarak İS 12. yüzyılda yapılan bina, üç seviyeli ve beş kuleli bir şaheser. Tapınaklardan sadece biri ama en görkemlisi olduğundan tüm bu bölgeye genelde Angkor Wat deniyor. Etrafında 1500 ve 1300 metrelik surlar bulunan bu 65 metrelik tapınağın duvarlarını cenneti, cehennemi ve mitolojik savaşları anlatan yaklaşık 2000 adet kabartma süslüyor. Angkor tam bir panayır yeri gibi, atalarının inşa ettiği bu yerlere akınlar halinde gelen Kamboçyalıların kimi piknik yapıyor, kimi de alışveriş, yeni evlenenler ise üzerlerinde gelinlik ve smokin, fotoğrafçılara poz veriyor. Sabah güneş doğuşunu seyretmek istiyorsanız, tapınağın önündeki havuzun arkasında durun, ilk ışıklarla birlikte hayaller alemini andıran bir yapı gözlerinizi kamaştıracak.

Ta Prohm: Indiana Jones filmleri gibi bir atmosfere sahip bu yapı ağaçlarla bütünleşmiş bir vaziyette. Duvarların, koridorların, kapıların arasından dev ağaçlar çıkıp, gerçeküstü bir resme sokuyorlar sizi. Harrison Ford hangi köşeden çıkacak diye bekliyorsunuz.

Bayon: Khmer sanat ve mimarisinin en güzel örneklerinden biri. 37 kule ve hemen hemen hepsinin dört yüzünde dev boyutlarda yüzler var.

YENİ GEMİ YOLCULARI YENİ UFUKLAR: MIAMI

Adı Seminole yerlilerinin dilinde "nehir ağzı" anlamına gelen Miami dünyada iki dilin aynı yoğunlukta konuşulduğu nadir şehirlerden biri. Çoğunlukla Kübalıların oluşturduğu ve İspanyolca konuşan Hispanikler şehre Latin havası getirmişler. Miami’de mutlaka SoBe olarak da geçen South Beach (Güney Plajı) bölgesine ve özellikle restoran otel, bar ve gece kulüplerinin olduğu Ocean Drive’a gidin. Art Deco tarzında yapılmış hoş binaların olduğu bu bölgede, yıllarca seyrettiğimiz Miami Vice’ın Don Johnson’lı anıları hayallerinizde canlanacak.

Şehir merkezindeki Bayside, Miami’nin en hareketli alışveriş merkezlerinden biri. Burada restoranlar ve Miami’de tekne turu yapan işletmeler de var. Bunun dışında havaalanının yakınındaki Dolphin ve Aventura alışveriş merkezleri de alışveriş meraklıları için ilginç yerler. Coco Walk ve Coral Gables ise Miami’nin şık muhitleri. Biltmore Otel, şehirdeki en görkemli yapılardan (www.biltmorehotel.com). Kalmasanız da bir kahve molası için gidin, kesinlikle değecek.

Dünyanın en büyük yolcu gemisi limanına sahip olan Miami, adeta Karayipler’e açılan kapı. Özellikle haftasonları çok sayıda gemi yeni yolcularıyla, yeni ufuklara buradan yelken açıyor. Setur’un 5 Mart itibariyle Jamaika ve Grand Cayman’ı da içeren gemi turları var. Uçak, gemi ve Miami’de konaklama dahil fiyatlar 1990 Euro’dan başlıyor (0216 5543700 www.setur.com.tr)

KENDİSİ DE CANAVARI DA GERÇEK TAZMANYA

Tazmanya, adını 1642’de bu topraklara ayak basan ilk Avrupalı olan Hollandalı denizci Abel Tasman’dan almış ve anakara Avustralya gibi burası da önce azılı mahkumlar için cezaevi olarak kullanılmış. Bass geçidiyle ayrıldığı Avustralya’dan 200 kilometre uzakta olan, 500 bin nüfuslu Tazmanya, 70 bin kilometrekarelik yüzölçümünün neredeyse yarısına yakını koruma altında olan doğal bir cennet. Güneyinde Antarktika’ya kadar, batısında da Afrika’ya kadar hiçbir kara parçası olmadığından iklimi aniden değişebiliyor. Bizdeki gibi Sibirya’dan değil ama güneyden dondurucu soğuk gelebiliyor, bazen de okyanusun ta öteki tarafından sıcak Afrika esintisi!

İnsanlar Tazmanya’yı da canavarını da hayal ürünü zannediyorlar. Oysa ikisi de gerçek, en kötüsü ise çizgi filmlerin o meşhur canavarının çok sevimsiz oluşu. Domuzun ufağı, garip sesler çıkaran, stres altında kötü bir koku yayan, kemikleri çatır çutur parçalayan, simsiyah bir yaratık... Danimarka veliahtının eşi prenses Mary’nin de memleketi olan Tazmanya’nın başkenti Hobart, Avustralya’da Sydney’den sonra en eski ikinci şehir. Noel zamanı yapılan ve çok çetin şartlarda gerçekleşen Sydney-Hobart yat yarışlarıyla gündemde olan Hobart, Derwent nehri kıyılarında, Wellington ve Nelson dağları eteklerinde hoş bir yerleşime sahip. Tarihi binaları, renkli ufak dükkanları ve lokantalarıyla Salamanca Market şehirde hoş vakit geçirilebilecek yerlerden biri.

Avustralya’daki en eski köprü olan Richmond, kanguruların, koalaların, Tazmanya canavarlarının bir arada bulunduğu Bonorong vahşi doğa parkı, Richmond hapishanesi, en eski Katolik kilisesi St. John’s Tazmanya’ya kadar gitmişken göreceğiniz diğer yerlerden.

KUZEYİN GÜLÜ CHIANG MAI/TAYLAND


Tayland’ın kuzeyi apayrı bir dünya. Egzotik Bangkok’da büyülendikten sonra kısa bir uçak yolculuğunun ardından "Kuzeyin gülü" olarak da adlandırılan 700 yıl önceki başkent Chiang Mai’ye gidebilirsiniz. Etrafı hálá surlarla çevrili eski şehir ve gece pazarı Chiang Mai’yi daha da ilginç hale getiriyor. Ortalıkta etnik kıyafetleriyle dolaşan, değişik kabilelere mensup insanlar görüyorsunuz. Chiang Mai’ye özgü Khantoke usulü yemek için özel restoranlara gittiğinizde, bol pilav eşliğinde yerel lezzetleri deneyip, farklı kabilelerin danslarını da seyredebiliyorsunuz. Kısa bir uçak yolculuğu daha yaptığınızda, Mae Hong Son’a ulaşıyorsunuz. Buradaki en önemli olay boyunlarına halkalar takmış olan kadınlar, Karen isimli bu ufacık köyde o meşhur uzun boyunlu kadınları görüyorsunuz. Gördükleriniz gerçekten ilginç ama kadınların hepsinin önünde bir tezgah ve Çin malı ucuz hediyelik eşyalar... Rivayete göre kadıncağızlar bir ara halkaları çıkarmaya kalkmışlar ama bakmışlar, etraf elde fotoğraf makinesi turist kaynıyor, halkaları tekrar boyunlara geçirmişler. Turizm bazen doğallığı alıp götürüyor ve insanlar kapitalizmin köleleri gibi boyunlarında halkalarla dolaşabiliyorlar.

Bu bölgede Pai nehrinde salla dolaşıp doğayla bütünleşebilirsiniz. Diğer bir seçenek de Maetang fil parkında fillerin gösterilerini izlemek. Filler inanılmaz hayvanlar, resim yapıyor, mızıka çalıyor ve futbol oynuyorlar, ardından da sizi sırtladıkları gibi ormanda dolaştırıyorlar. The Imperial Tara Mae Hong Son bu bölgede kalabileceğiniz en güzel otellerden biri (+66(0)5361-1021. www.imperialhotels.com) Silversea cruise şirketinin mart sonuna kadar ödemek kaydıyla, "İki gider bir öder" kampanyası var. Bangkok’da biten çok güzel gemi turları bulunuyor. Bunlara katılıp, yolculuğunuzun devamında kuzey Tayland’ı keşfedebilirsiniz. Bilgi için, Cruise Rep: 0212 3342981 www.airep.com

ÇOK AMA TEK BİR İNSAN: JAMAIKA

Jamaika’nın milli sloganı çok çeşitli etnik kökenden geldiklerini ama özünde tek olduklarını dile getiren "Çok ama tek bir insan." Gerçekten de ülke birbirinden farklı bir sürü insanın birarada eridiği bir pota gibi. Jamaika’da Kingston Havaalanı’na inerseniz, tavsiyem önce Port Antonio’ya gitmeniz, buradaki Rio Grande nehrinin üzerinde, yağmur ormanlarının içinde bambu ağacından yapılmış bir salla dolaşıp, içkinizi yudumlarken muhteşem bir doğayı ve nehir kenarındaki köylüleri izleyebilirsiniz.

Burada aynı zamanda Blue Lagoon (Mavi Göl) ve Bond filmlerinin çekildiği yemyeşil bir ormanın kenarında çok güzel bir koy var. Oradan yolcu gemilerinin uğrak yeri olan ve sekiz nehir anlamına gelen Ocho Rios’a geçebilirsiniz. Ocho Rios’daki ünlü Dunn’s şelalesinin denize döküldüğü noktadan yürüyerek şelalenin en tepesine çıkabiliyorsunuz. Bir yandan sular duş etkisi yaratırken, diğer yandan maceracı ruhunuz büyük keyif alıyor. Botanik bahçeler de Ocho Rios’da görülmesi gereken yerlerden.

Çok sayıda otelin bulunduğu Montego Bay’den devam ederseniz, Jamaika’nın batısında kalan, yedi mil uzunluğunda bir plajı ve yüksek kayalıkları olan Negril’e varıyorsunuz. Jamaika’da güneşin en güzel battığı yer olan Negril’deki Rock House Hotel (www.rockhousehotel.com) denizin ve kayalıkların üstünde bulunan bungalow tarzı odaları olan çok hoş bir butik otel. Negril’de gidilecek güzel yerler var. Rick’s Cafe (www.rickscafejamaica.com) gündüzleri yüksek kayalıklarından denize atlama gösterilerini izleyebileceğiniz bir beach club, akşamüstü güneşi muhteşem kokteyller eşliğinde yolculayabileceğiniz bir bar, akşamları da canlı reggae müzik eşliğinde dans edecebileceğiniz çok hareketli bir kulüp. Jamaika’dayken rom ve dünyaca ünlü Blue Mountain kahvesini içmeyi ihmal etmeyin. Norma’s Restaurant at Sea Splash (www.seasplash.com/norma) Negril’de deniz kenarında yer alan ödüllü bir restoran. Jamaika’ya giderseniz ve rezervasyonlar için bir acenteye ihtiyacınız varsa, A-Z Planners’ın sahibi, hayat dolu bir insan olan Belinda Duhaney’le (belinda@a-zjamaicaplanners.com) temasa geçin ve benim selamımı söyleyin. Bu güzel adada hoş bir tatil geçirmeniz için elinden geleni yapacaktır.

ELDE KADEH, TEPEDE GÜNEŞ, SALSA: KÜBA

110 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle, 11 milyon insana ev sahipliği yapan bu ülke, Kristof Kolomb’un günlüğünden dökülen satırlarla "Bir insan gözünün görebileceği en güzel yer." Florida’dan sadece 180 kilometre uzakta olan Küba’da sokaklar adeta renk cümbüşü, Avrupa’dan gelen göçmenlerin, Afrika’dan getirilen zenciler ve Kızılderililerle karışmasından ortaya etnik bir mozaik çıkmış. Kübalılar sıcak ve konuşkan insanlar. Her an bir fincan kahve ya da bir kadeh rom ikram etmeye hazırlar. Müzik ve dans hayatın önemli bir parçası. Zaten Küba rumba, mambo, çaça ve salsanın doğduğu yer. Küçük kasabalarda bile "Casa de la Trova"lar yani dans kulüpleri var.

Fidel’in şehri Havana’da, 1982’de UNESCO’nun dünya kültürel mirası listesine kattığı Eski Havana’yı, 1777’de bitirilen ve Aziz Cristobal’e adanan katedralin bulunduğu Katedral Meydanı’nı, eski parlamento binası Capitolio’yu, eski başkanlık residansı olan ve 1959 devrimine kadar 22 başkan tarafından kullanılan Devrim Müzesi’ni muhakkak görün. Eski Amerikan arabalarının adeta açık hava müzesi olan Havana’da 56 model bir Chevrolet’yle şehir turu yapın, şanınız yürüsün.

Küba’ya kadar gitmişken, purolarının tadına da bakabilirsiniz. Bugün piyasada 32 farklı çeşidi olan Küba purosunu ilk önce Kızılderililer bulmuş, Kolomb’la beraber terapi amacıyla Avrupa’ya getirilmiş ama ilk içenler, puro şeytani etkiler yaratıyor diye hapsi boylamışlar!

Küba aslında pahalı bir ülke. En sıradan oteller 100 dolardan başlıyor. Kahvaltı 15 dolar, taksiyle 10 dakikalık bir yolculuk 5 dolar civarında. Bir Kübalının maaşı ise sadece 15 dolar! Havana’ya giderseniz Cafe del Oriente (8606686), El Patio (8671035), Mina Restaurant (8620216) ve Ernest Hemingway’in meşhur ettiği Bodeguita del Medio, yemek için tavsiye edeceğim yerlerden. Mojito, cuba libre, pina colada ve daiquiri de denemeniz gereken içkilerden. Beyzbolun milli spor olduğu, dünyanın üçüncü büyük şeker üreticisi Küba, büyük bir değişimin şafağında. Amerikan "Fast food"çular köşeleri kapmadan ve Fidel hálá etraftayken ziyaret edin, seveceksiniz. Pronto Tour her salı günü başlamak üzere bir haftalık Küba turu yapıyor. Fiyatı 799 Euro. (0212 2919192 www.prontotour.com)

Kaynak: Saffet Emre TONGUÇ semton@yahoo.com

Hem renkli hem de orijinal