"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

Bu memlekette kadın olmak zor!

Köşenizde “Bu memlekette boşanmış kadın olmak zor” başlıklı bir yazıya yer vermiştiniz. Bence bu memlekette boşanmış veya değil, kadın olmak zor. Kız çocuğu olmak zor...

Ben 70 yaşındayım. Babam doktor, annem öğretmendi. 19 yaşında evlendiğim gün babam bana “Bu evden çıkmak var, dönmek yok” dedi. Tabii ki eşimin yanında. 25 sene her çeşit eziyeti çekerek evliliğimi sürdürdüm. Düşünün, bir keresinde burnum kırıldı!
Ne zaman boşanmak istesem, babam “Annenin kemikleri sızlar” diyordu. Yine de boşandım.
Güzel bir kadındım. Daha çok erkeklerin olduğu sektörlerde çalıştım. Yapılan her türlü taciz ve hakareti anında afişe ettim, cevap verdim. Zira bir şeyin farkına varmıştım; bu tacizler karşı tarafın şikâyete cesaret edemeyeceği hesaplanarak yapılıyor.
Ve bu adamlar aslında o kadar korkak ki, anında harekete geçerseniz derhal siniyorlar.
Trafikte de aynı durum söz konusu. Ben bir kadın sürücü olarak arabamın üzerine üzerine gelen erkek sürücüye karşı hiçbir şey yapamazdım ama hiç durmadan kornaya basardım. Bu da herkesin dikkatini çekerdi ve o sürücü beni sıkıştırmaktan vazgeçerdi.
Düşünün, ben araba kullanmaya ilk başladığımda İstanbul’da belki üç-beş kadın sürücü vardı...
Neticede kadınlara söylemek istediğim şu; erkekler güçlü olduğunuzu bilmeliler...
Rumuz: A.A.

Evet, bu memlekette kadın olmak her şekilde zordur, size katılıyorum.
Bu durum giderek çok daha vahim bir hâl alıyor. Her geçen gün bir kadın cinayetine şahit olmak bile artık kanıksandı sanki.
Kadını değersiz bir mal, erkeğin her türlü eziyetine ve hükmüne katlanmak zorunda olan bir yaratık olarak görmek yaygınlaşıyor.
Erkek bir kadını istedi mi, o kadının hayır demeye hakkı olmadığı düşünülüyor. Bu evliliklerde de böyle, boşanmada da, flörtte de, iş yerindeki tacizlerde de...
Bu arada gençlik yıllarınızda İstanbul’da otomobil kullanan üç-beş kadın vardı, diyorsunuz.
Hayır, size 1960-70’li yıllarda araba kullanan ben dahil 100’lerce kadın sürücü sayabilirim.
Ancak rahatsız edilmek konusunda bugün de fazla bir şey değişmedi, maalesef...

“Seni zerre kadar sevmiyorum” dedi

Sevgili Güzin Abla, ben 23 yaşında bir genç kızım. İki yıl öncesine kadar kimseyi gerçek anlamda sevmemiştim. O yüzden kimseyle ilişki yaşamadım.
İlk defa birini sevmenin verdiği heyecanla duygularımı dile getirmeye karar verdim ama reddedildim.
Buna rağmen onu sevmekten vazgeçemedim.
Doğum günlerinde ona sürpriz hediyeler aldım, şiirler yazdım. Hatta bir gün hasta hasta ona Galatasaraylı duvar saati bile yaptım.
Buna karşılık bana sadece “Seni zerre kadar sevsem, sana sonsuz kredi açardım” dedi.
“Zerre” sözcüğünün beni nasıl derinden yaraladığını anlatamam.
Kendi kendimle mücadele etsem de onu sevmekten vazgeçemiyorum. Oysa beni beğenen birini sevmeyi o kadar çok istiyorum ki...
İçimde anlamsız bir umut var.
Bir insan defalarca kovulduğu kapıdan neden ayrılamaz?
Rumuz: Anlamsız umut

Güzel kızım, bazen insan sevgi sandığı şeyin sadece inatlaşma olduğunu anlayamaz. Kendi kendine sürekli “Neden beni sevmiyor?” diye sorup, küçük düştüğünü hissettiğin için bir tür inat bu seninki de.
Doğru dürüst tanımadığın bir genci neden bu kadar seveceksin ki? Üstelik seni istemediğini açık açık söylemiş.
Sevgi karşılıklı olur, böyle tek taraflı değil kızım.
Eminim o seni tanıyabilseydi çok severdi ama bence sen böyle katı kalpli bir genci tanıyabilmiş olsaydın hiç sevmeyecektin.

X