Dünya Haberleri

    Bu kış İngiltere’ye şeriat gelecek

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    11.07.2008 - 16:29 | Son Güncelleme:

    İngiltere’de önce Canterbury Başpiskoposu’nun, ardından Yargıtay Başkanı’nın, şeriat hükümlerini ülkenin milli hukukuna entegre etme önerisi, Ada basınında “dehşetle” karşılandı. Muhafazakar İngilizler’in içine düşen kurdu, bizim de gözümüz bir yerden ısırmıyor mu?

    Hatırlayın.

    Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar, “Bu kış Türkiye’ye komünizm gelecek” iddiasını Soğuk Savaş döneminde her fırsatta dillendirirdi.

    103 yaşına bastığı yıl, 22 Ağustos 1986’da hayata gözlerini yuman Bayar, beş yıl daha yaşasa, komünizm tehdidinin bittiğini görecekti.

    Dünyanın ilk reel komünist sistemi 1991’de resmen çöktü, ama Bayar’ın Türkiye’de sloganlaştırdığı bu sözün yarattığı etki, ne onun ölümüyle, ne de SSCB’nin dağılmasıyla yok oldu.

    Komünizm korkusu, Türk sağının siyaset psikolojisinde temel bir dürtü olarak kaldı. Böyle bir tehdidin var olmadığını gören siyasetçiler bile, onun seferber edici gücünden yararlandılar.

    * * *

    Şimdilik komünizmi bir yana bırakıp mevcut tartışmaya dönelim...

    Evet; dine dayalı, otoriter bir devlet düzeninin devrimle iktidarı ele geçirebileceği korkusu, Cumhuriyetimizin genlerine işlemiştir. Üstelik bu korku, komünizme karşı duyulandan çok daha somuttur.

    Türkiye’de komünist devrim yapmak isteyen gruplar 1960’lardan itibaren etkili olmaya başlasalar da,  planlarını gerçekleştirme ihtimali hemen hiçbir zaman ciddi bir orana ulaşmadı. Komünist eylemcilerin yarattığı tehdit, 1970’lerin sonundaki mutlak anarşi ortamında bile, ancak psikolojik bir boyutta kaldı ve Bayar’ın yaptığı da, tam olarak buna oynamaktı.

    Oysa İslamcı tehdit, Şeyh Sait isyanı ve Asteğmen Kubilay’ın şehit edilmesinden, Sivas Katliamı’na kadar yaklaşık 70 yıllık bir süreçte fiziksel bir tehlike olarak belirginleşmişti.

    Türkiye’de teokratik-otoriter bir düzen kurulması fikrinin, devletin kurucu unsurları gibi, bireylerin büyük çoğunluğu tarafından da bir “ideal” değil de, bir “risk” olarak algılanması, bu tarihsel süreç nedeniyle son derece olağandı.

    Buna karşın biz, hiçbir zaman, bugün İngiltere’de yaşanan tartışmayı yaşamadık. İngiltere’de yeraltında kurulan şeriat mahkemelerinin Türkiye’de de işleyebileceğine ve bu yönde bir talep olduğuna, en sıkı laikçi bile güler geçer.

    Çünkü biz, İslam’ın toplumsallıktan çok, bireyselliği öne çıkaran, daha öz, daha doğrudan bir formunu, Cumhuriyet’ten yüzlerce yıl önce oluşturmuştuk. Hangi siyasi söylem, fiziksel güç kullanmaksızın, bir toplumda böylesine kökleşmiş değerleri birkaç yılda toptan dönüştürebilir?

    * * *

    Bugün İngiltere’nin sorunu, alaturka İslam yorumunu değil, Vahhabi yorumunu tercih eden bir cemaatin (büyük ölçüde Arap) ülkedeki nüfusa oranının giderek büyümesi. Bu kitlenin, özellikle din ile hukukun kesiştiği alanlarda (mesela medeni hukuk) kendi dinsel-kültürel teamüllerini uygulama talebi son derece normal, insani.

    Akil İngilizler de, “Madem bu göçmenleri ülkeye getirdik, onların işgücünden faydalanıyoruz; o halde onların toplumdan soyutlanmasını, yabancılaşmasını engelleyecek yasal değişiklikleri de yapmak zorundayız” diyerek son derece insancıl (ama aynı zamanda pragmatik) bir yaklaşım sergiliyorlar.

    İşte bu yüzden bugün hem Türkiye’nin, hem de tüm dünyanın çıkarması gereken ders, Malezya’da, Suudi Arabistan’da, İran’da değil; İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da gizli.

    Bu noktada öncelikle Türkiye’ye “ılımlı İslam ülkesi” rolünü biçmeye çalışanların, bunun, modern bir siyasi kavram değil, tarihi bir toplumsal yapı olduğunu görmesi gerekiyor.

    Bizim de, siyasetle dini ayırması doğası gereği mümkün olmayan Arap İslamı’nı reddederken, 1000 yılı aşkın süredir geliştiredurduğumuz dinsel-kültürel modele sahip çıkmamız ve biraz da, hem siyasetimiz, hem de dini yorumlayışımızla gurur duymamız lâzım.

    Rahatlayalım.

    Zira en azından, iktidar partisinin, genlerimize işleyen şeriat korkusunu haklı kılacak bir şiddet eylemine bulaşmamış olmasına karşın “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma” iddiasıyla kapatılmak istendiği ülkemizde, İngiltere gibi, “tabandan gelen” daha büyük bir sorunu tartışmıyoruz.

    Bu da, tüm bu laik-İslamcı çatışmasının, her iki cephede de aslında “elitlerle” ilgili olduğunu, Türk toplumunun gerçek talep ve endişelerinin bunlarla ilgisi bulunmadığını kanıtlıyor.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı