Hürriyet Cumartesi Haberleri

    Bu kahramanların ‘süper’ bir durumu yok

    Hürriyet Haber
    18.08.2017 - 13:57 | Son Güncelleme:

    Süper kahramanların dizi ve film dünyasını istilası sürüyor. Bu kez DareDevil (Korkusuz), Iron Fist (Demir Yumruk), Jessica Jones ve Luke Cage’den oluşan ‘The Defenders’ (Koruyucular) ekibi sahnede. New York’u şeytani karakterlerden, kötü adamlardan ve Sigourney Weaver’ın canlandırdığı Alexandra’dan kurtaracak bu sıradışı takımla New York sokaklarındayız.

    Bu kahramanların ‘süper’ bir durumu yok

    New York’un ısıran Ocak soğuğu, Queens bölgesinin meşhur Mt. Zion mezarlığı ve karşımda, beyazlar içinde, boyu 1.85, dimdik ve elegan bir kadın… Bir dizi sahnesi için fazla sürreal ve artistik bir kare bu. Kulağımdaki yönetmen kulaklıkları ve önümdeki dev monitörler sayesinde, sanki sahnenin yaklaşık 100-200 metre uzağında değil, birkaç adım gerisindeyim. O kadın, Sigourney Weaver, üzerinde ‘haute couture’ bir kostüm, rol arkadaşı Elodie Yung ile mezar başında. Birazdan, canlandırdığı ‘son derece gizemli’ karakter Alexandra’yla ilgili bir sır açıklayacak. “Motor… kamera…” sonrası Weaver, repliğini son derece sakin ve soğuk tam da olması gereken bir tonda sunuyor, bakışını attıktan sonra sahnesini tamamlıyor. Göz kırpmadan peş peşe beşer – onar bölüm dizi izleme çağı için son derece ‘şipşak’ bir sahne bu. Yönetmen mutlu, Weaver kararsız. Atması gereken adım sayısı ve kafasının ne yöne, ne kadar yavaş çevirmesine dair fikirlerini paylaşıyor kibarca, ‘kulak misafiri’ oluyoruz haliyle. Yönetmenin “Baştan alıyoruz” komutu sonrası herkes yerinde.

    Dün itibariyle ilk sezon tüm bölümleri yayına düşen, yeni Netflix şovu, bir başka Marvel dizisi “The Defenders”ın setinden bir an bu. Aylardan ocak, Donald Trump başkanlığı yeni devralmış ve Netflix, şehrin dört bir yanında, ağırlıklı açık alanda, yılın en ümit bağladığı işlerden birini, “The Defenders”i çekiyor. Bir avuç uluslararası yabancı gazeteci olarak biz de peşlerinde…

    İlk solo hikayeler bitti, sıra ‘ortak proje’de

    Ortalama bir dizi ve film izleyici bile olsanız Marvel dünyasında işlerin aşağı yukarı nasıl döndüğünü çözmüşsünüzdür: Kahramanların önce tek tek hikayeleri, sonra bölünerek çoğalmaları, çapraz eşleşmeler, bir de tersinden almalar vesaire vesaire… Netflix’ten gösterilen ‘sokak seviyesindeki’ Marvel kahramanlarının hikayeleri ilk turu tamamladı, tüm karakterler (Jessica Jones, DareDevil, Luke Cage ve Iron Fist) kendi dizilerinin ilk sezonlarını tamamladı, sıra ‘ortak proje’ye geldi.

    Yeni “Avengers” mi?

    Kütüğü Marvel evrenine kayıtlı dört kahramanın “kötüleri” durdurmak için bir araya gelmesi, kelimenin gerçek anlamıyla “Biz bu filmi görmüştük” hissi yaratabilir, akılda ‘Avengers’ karelerden çakmaya başlayabilir. Scarlett Johansson, Robert Downey Jr., Mark Rufallo ve Chris Hemworth birleşimi “Avengers” serisini, şu an dünyada en çok hasılat yapan film serisi. Filmin sonunda kahramanların nasıl da kenetlendiğini, “takım”a dönüştüklerini, A şekilli logolarını göklere çıkardıklarını anımsayın. “Defenders” tam tersi. Birlikte çalışma zorunda kalan ve birbirine tahammül olmayan hayatı kayıp, başı dertte dört karakter bu. Eli yüzü kana bulaşanı, hapisten yeni çıkanı, kafayı sıyırıp klişeye sığınanı… Kimsede pek ‘süperlik’ durumu yok.  “Aman, onlara ne derseniz deyin ama ‘takım’ ya da ‘süper’ kelimesini kullanmayın” diyor ‘Daredevil’ Charlie Cox.

    Weaver: “Kötü, her zaman kötüdür”

    Akşam üstü saatlerinde bu kez Brooklyn’in Greenpoint muhitinde hangardan bozma bir binanın içinde, bir başka Sigourney Weaver sahnesinin ucundayız. Çekim arası röportaj için verilen 5-10 dakika için şahsen özür diliyor Weaver. Son derece profesyonel, sıcak ve çakı gibi; iki seneye 70’ine basacağına ve iki gecedir Trump’ın “Müslümanlara yönelik seyahat yasağı” yüzünden gözüne uyku girmediğine inanmak zor. “Kafamı ve cümlelerimi toparlayacak halde değilim, bağışlayın” diyerek başlıyor herkesin kafasındaki soruları tahmin edercesine konuşuyor: “Kötülere bu dünyada neden bu kadar prim verildiğini ve nasıl daha da güçlenebildiklerine dair kafa yormalı asıl. Kötü, her zaman kötüdür. Onun seviyesine inerek savaşmak yerine, çaresizlikten kötünün yanında yer alanlarla yapıcı bir diyalog kurmalı.” Kısa bir sessizlik, bakışarak şükran iletme hali ve kaldığımız yerden devam… Sabah izlediğimiz sahneyi hatırlatarak soruyorum: Birkaç farklı kuşakla çalışma şansı elde etmiş bir aktris olarak acaba değişen yönetmenlik sanatını nasıl buluyor? Yüzünde kibar bir gülümseme: “Deneyimlerime olarak genel olarak şöyle bir yorumda bulunabilirim: Yönetmenlerin asıl derdi artık ‘yönetmek’ değil, prodüksiyonu istenilen şekilde tamamlayıp paket etmek. İş adamı kılığında çalışıyorlar ki bu da bir yöntem ve son derece profesyonel, takdir edici. Meseleye bir sanatçı gibi yaklaşan ve performansınızı bir ‘sanat’a dönüştürmek için sizi hamur gibi yoğuran yönetmenlerin sayısı azaldı artık…” Yaptığı tespitin altını çizmekte fayda var. Ridley Scott (Alien/Yaratık), James Cameron (Avatar), Ang Lee (Buz Fırtınası/The İçe Storm), David Fincher (Yaratık: Diriliş), Ivan Reitman (Hayalet Avcıları), Mike Nichols, Michel Gondry, Waver’in yarım asırlık kariyerinde çalıştığı yönetmenlerden sadece başlıcaları…

    Sanki set değil, aktivist buluşması

    Ertesi gün, gece yarısı saatleri, Chinatown mahallesi… Defalarca farklı açıdan izlediğimiz sahnede dört karakter, harabe bir binadan fırlıyor. Etrafı iyice kolaçan ettikten sonra önlerindeki beyaz minibüsün arka kapısını açıyor. Karşılaştıkları sahne (büyük ihtimal ceset) karşısında hepsinin yakın plan ‘sahnesi’ çekiliyor. Kamera durmasıyla beraber en hızlı ‘makara’ya bağlayan, ‘Jessica Jones’ yani Krysten Ritter. Sahnesi biten, soğuktan sığındığımız binadan içeri giriyor, bir iskemle çekip yanımıza oturuyor. En rahatı yine, ağzında sakızı, üzerinde deri ceketi, sıfır makyaj ‘Jessica Jones’. Dozu artan feminist ruhlu dizi ve filmlerin sayısındaki artışı ‘Jessica Jones’a bağlayan çok. Ritter, krediyi kendine almayacak kadar bilinçli: “Tüm dünyada sokağa dökülen, sesini yükselten kadınların sesine baksana. Onlar olmazsa sence ‘Jessica Jones’ gibi bir dizi olur muydu?” Yine de karakterine bir konuda teşekkürü borç biliyor: “Kendine güven için ve basın dik yürümek için ille de seksi durmak, güzel hissetmek zorunda değilsin. Jessica Jones, bunu gösterdi.” Ekibin tamamı “Oyuncudan önce aktivistiz” ruhunda.

    Luke Cage’i canlandıran Mike Colter’i dinlerken acemi bir iyimserliğe kapılmamak elde değil: “Azınlığın adı yok. Kadın, Müslüman ya da Afro-Afrikalı… Aslında herkesin derdi aynı: Kendi kalarak herkesle eşit haklara sahip olmak. Dizinin derdi de eğlendirmekten çok bu eşitliği hatırlatmak ve kutlamak. Şu an dünyada yaşananlar, aslında bizi kenetlendiriyor, ileride yaşanacak devrimin tohumlarını atıyor.”

     

     

     

    İddialı filmler tatille birlikte sıraya dizildi!

     

    Etiketler: keyif
    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı