"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Bu kadar ilaç nereye gidiyor

Son 10 yılda olağanüstü bir salgın ya da hastalık yaşamamamıza rağmen ilaç harcamalarımız üç katı artmış. Üstelik evdeki ilaçların yarısı da çöpe gidiyor. Bu ilaç patlamasının nedenleri arasında, reçetesiz ilaç satışı, doktorların tutumu, “Yeni ilaç iyidir” yaklaşımı yer alıyor.

MODERN tıbbın başarılarında ilaç bilimi ve üretimindeki gelişmelerin rolü büyüktür. İlaç firmaları geliştirdikleri yeni ilaçlarla enfeksiyon hastalıklarından kolesterol yüksekliğine, hipertansiyondan şeker hastalığına, pek çok alanda modern tıbba devrim niteliğinde başarılar kazandırdılar. İnsülinin ilaç haline getirilerek ihtiyacı olan şeker hastalarına ulaştırılması binlerce insanın hayatını kurtardı. Penisilinin rutin kullanılan bir antibiyotik haline dönüşmesi, sayısız hastanın zatürreeden kaybedilmesini önledi. Örnekleri daha da çoğaltmak mümkün... Ama ne var ki bu bilgiler fotoğrafın diğer yüzünü görmemizi engellememeli, çünkü ilaç kullanmanın bir de maliyet ve ilaç toksisitesi boyutları var.
Bir yılda 17 milyar harcadık
İlaç fiyatlarının yüksekliği pek çok ülkenin -ve doğal olarak o ülke ekonomilerinin- canını acıtıyor. Durum bizde de aynı. Geçen hafta Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hanefi Özbek’in yaptığı bir açıklama yoğun haber gündemi nedeniyle gözden kaçtı. Dr. Özbek “Türkiye’nin yıllık ilaç harcamasının 17 milyar liraya ulaştığını” söylüyordu. Bu bazı ilaç firmaları Türkiye’de kişi başına ilaç tüketiminin hâlâ çok düşük olduğunu iddia etseler de ciddi bir rakamdır. 2000’li yılların başında bu rakamın üçte birini telaffuz edebiliyorduk. Son 10 yılda ilaç harcamalarımızın üç katı artmış olması ciddi bir bilgi. Nedeni şu... Son 10 yılda herhangi bir salgın, hastalık, olağanüstü bir sağlık sorunu yaşamadık.
Ayrıca Sağlık Bakanlığı yürüttüğü akıllı politikalarla ilaç fiyatlarında yüzde 20’leri aşan fiyat düşüşleri sağladı. Bu nedenle bu 17 milyarlık ilaç harcamasının nedenlerini ciddi biçimde analiz etmek gerekiyor.
Promosyonla ilaç satılıyor
Açıklamayı yapan Dr. Özbek, “yaptıkları araştırmaya göre her yüz kutu ilaçtan 45’inin kutusunun dahi açılmamış olduğunu tespit ettiklerini” belirtiyor. Ayrıca, sorun sadece çöpe atılan ilaçlar veya boşa kullanılan haplar, şişirilmiş reçetelerden de kaynaklanmıyor. Zinciri taaa baştan ele alıp, daha reçetenin yazılmasından öncesini bile incelemek gerekiyor. Çünkü dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde ilaç firmalarının bizdeki kadar rahat promosyon yaptıkları, doktorlara bizdeki kadar rahat ulaştıkları, doktorların ilaç yazarken, eczacıların reçetesiz bizdeki kadar rahat ve özgür davrandıkları durum yok!

BİR BİLGİ: Yeni, hep iyi değildir

DOKTORLARIMIZ da halkımız da yeni ilaçları kullanmaktan pek hoşlanır. Oysa, ünlü farmakoloji hocaları, hekimleri tıbbiyeden mezun ederken “çok zor durumda kalmamaları halinde bir ilacı ilk ve son kullanan hekim olma durumuna düşmemeleri” konusunda uyarırlardı.  Yeni bir ilaç eğer üzerinden en az 3-5 yıl geçmemiş ise bana göre hâlâ yeteri kadar denenmemiş bir ilaçtır, elde yerini tutabilecek, o amaçla kullanılabilecek denenmiş, sonuç alınan benzer bir ilaç varsa onun yerine tercih edilmemelidir. Hastalara önerilecek her ilacın güvenliği konusunda ciddi biçimde kafa yormak lazım.

BİR ÖNERİ: Reçetesiz ilaç yasaklanmalı

BENİM önerim şu: İlaç kullanımı konusunda halkımız sık sık ve düzenli olarak bilgilendirilmeli. Reçetesiz ilaç satışı yasaklanmalı ve ciddi biçimde denetlenmeli. Hastaların ilaca ulaşmaları kolaylaştırılmalı ama bu süreçler takibe de alınmalı, kolaylık suistimale yol açmamalı. Doktorlar ve hastalar yeni (ve pahalı) ilacın daha iyi ilaç olmadığına ikna edilmeli. Doktorlar, daha ucuz olan jenerik ilaç kullanımı konusunda teşvik edilmeli. Doktorlarla ilaç firmaları arasındaki ilişkiler denetlenmeli. Bu denetimlere yüzlercesi gereksiz yere düzenlenen ve adeta ve turistik bir sektör haline gelen tıp kongreleri de dahil edilmeli. Sadece bu basit önlemlerin bile birkaç milyarlık bir tasarruf sağlayacağına bahse girerim!

ÖNEMLİ: İlaç firmaları doktor ilişkisi

BU kötü ve kontrolsüz gidişte ilaç firmaları kadar biz doktorların ve eczacılarımızın da payı var. Pek çok meslektaşım (örneğin Prof Dr. Ahmet Rasim Küçükusta) bu konuda eleştirel yazılar kaleme aldı.
Hassas olunmalı
Bazı doktorların ilaç firmaları ve ilaç tanıtımı yapan görevlilerle olan “yakışıksız ilişkisinden” söz etti. Her yıl yüzlercesi düzenlenen tıp kongrelerinin bilimsel olmaktan çok adeta turistik geziler haline dönüştüğü dile getirdi. Dr. Küçükusta biraz daha ilerisini de işaret etti: “Doktorlara cep telefonu, buzdolabı, hatta altın dağıtan ilaç firmaları bile var!” Eczacılarımız “reçetesiz ilaç satışı” ve hastaları doğru bilgilendirme konularında yeteri kadar hassas davranmayabiliyor.
Fatura artabilir
Sorun daha reçeteyi yazmadan filizlenmeye başlıyor, doktor ofislerinde dallanıp budaklanıyor, eczanelerde çiçek açıyor. Bugün 17, yarın 20 milyonluk bir fatura olarak önümüze konuyor.

İYİ HABER: Her gün bir kaşık tarçın

TARÇININ şeker hastalığına iyi geldiği zaten biliniyor, neden olarak da insülin direncini azaltması gösteriliyordu. İsrail’de yapılan yeni bir çalışma tarçının Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatmada da faydalı olabileceğini gösterdi. Tarçında pek çok antioksidan madde var. Bunlardan biri de proantosiyanidin. Benim önerim güne her sabah taze çekilmiş bir çay kaşığı tarçınla başlamanızdır. Bir kahve kaşığı tarçını sütünüze, yoğurduğunuza da ekleyebilirsiniz. Yalnız yüksek tansiyonunuz varsa tarçını dikkatli kullanın.

X