"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bu kadar çok ego huzur bozar

HAYDARABAD’dan Dubai’ye uçarken, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önceki gün AK Parti grubunda söylediği sözleri düşündüm.<br><br>“Köşe yazarları daha az yazsa ülkede daha çok huzur olur.”

Bunlar bazı köşe yazarlarına öfkeyle söylenmiş sözler olabilir.


Ama hiç mi gerçeklik payı yok?


Hatta bir adım daha ileri gitsek ve şunu söylesek:


“Bu ülkede haddinden fazla köşe yazarı var ve bunların sayısı azalsa, ülkede daha çok huzur olur.”


Haddinden fazla ve haddini hiç bilmeyen köşe yazarı...


Çoğumuz, hayatta yazarlıktan başka iş bilmiyoruz.


Yani bunlar ekmek paramıza kasteden sözler.


Yine de Başbakan’ın bu sözlerini tartışmakta yarar yok mu?


* * *


İsterseniz köşe yazarının “ruh halinden” başlayalım.


Bundan 17 yıl önce yeni genel yayın yönetmeni olduğum yıllarda, bir arkadaşıma haftada iki defa yazması için bir köşe açtım.


İlk yazısının çıktığı gün heyecanla beni aradı ve şunları söyledi:


“Ertuğrul Bey, acayip güzel tepkiler alıyorum.”


“Sabahtan beri kaç tepki geldi”
diye sordum.


Dört kişiden gelmiş.


O günlerde henüz internet hayatımıza girmemiş.


“Bu tepkiler sana nasıl ulaştı”
diye sordum.


İkisi telefonla, ikisi faksla gelmiş.


Bu 4 mesaj onu heyecanlandırmaya yetmişti.


O gün kıdemli bir yazar olarak ona ilk tavsiyemi yaptım.


“Sadece 4 kişiden tepki geldiğine göre, 499 bin 996 Hürriyet okuru senin yazınla ilgilenmemiş veya hiç okumamış”
dedim.


* * *


Köşe yazarlığı insanda çok ilginç bir ego şişmesine yol açar.


Beş on e-mail, egonuzun yelkenlerinin pupa olmasına yeter.


O yüzden hayatınızı “gelen tepkiler” üzerine kurarsınız.


İnternet çağı, “marjinal tepkiler” çağıdır.


Bu tür tepkici okurluğun vokabüleri iki kelimeden ibarettir.


“Yaşa, kalemine sağlık”
veya “Allah belanı versin, hain herif”.


Gelen tepkilerin vokabüleri böylesine küçük olunca, yazarın vokabüleri de iki kelimeye iner.


“Helal olsun”
veya “Allah belanı versin”.


Böylece bir zamanların klasik yazarlığının karakteri değişir.


Önceleri yazar okurunu yaratırken, şimdi okur yazarını yaratır.


Yazarla okur arasındaki ilişki, yazarla “okurun küçük bir bölümü”, yani tepkici ve fanatik kesimi arasındaki ilişkiye dönüşür.


Bu ilişki, kendine uygun bir “öfke üslubu” yaratır.


Bu üslup, siyasetçinin “belagat şehvetiyle” birleşince, ülkenin huzuru da etkilenir.


Son cümle ile şu noktaya gelmeye çalışıyorum.


Başbakan bu sözlerinde haklı olabilir.


Ama emin olsun ki “huzur” dediğimiz şeyin kaçmasında sadece köşe yazarının öfke üslubu değil, siyasetçinin öfke belagati de rol oynuyor.


* * *


Haklı olarak diyeceksiniz ki; “Bu kalabalık arasında sen de yok musun?”


Elbette varım.


Şişmiş egolarımız bize, “Ben farklıyım ve hak ediyorum” duygusunu verse de, sonunda biz de bu kalabalığın bir ferdiyiz.


Bu yüzden son yıllarda siyasetin dışına kaçmaya çalışıyorum.


“Tepkici”
azınlığın esiri olmak yerine, “keyifçi” bir kalabalığın içinde kaybolmak istiyorum.


Birçok köşe yazarının küçümsediği konulara dalıyorum.


Orada bir “haz ortaklığı”, “keyif cemaati” oluşturmaya çabalıyorum.


Ha, huzuru bozmuyor muyum?


Çoğu köşe yazarının huzurunu bozduğum kesin.


Bunca yazar “tasfiye zamanımın geldiğini” avaz avaz haykırdığına göre ben de etrafa zarar vermeyen bir yazar sayılmam.


O yüzden hep birlikte bir huzur listesi hazırlayacaksak, ben gönüllü olarak listenin başına adımı yazıyorum.


Hadi egomu biraz kontrol edip, “ilk sıralara” diyeyim.


Sakın şişmiş egomun emriyle kendimi “1 numara” ilan ettiğimi düşünmeyin.


Sadece kıdemime binaen ilk sıralarda yer talep ediyorum.


* * *


Şimdi ciddiyete dönelim.


Başbakan’ın bu sözlerini ciddi ciddi tartışmalıyız.


Bu ülkeye bu kadar çok “haddinden fazla şişmiş, şişirilmiş ego” fazla.


Ve gerçekten de şişmiş ego huzuru bozuyor. 

X