"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Bu fotoğrafı kesip saklayın!

GAZETECİLİKTE bir tek kare fotoğraf bazen sayfalarca yazıdan çok daha fazla şey anlatır.

Söze gerek kalmaz, o kareden yansıyan görüntü yaşanan bir gerçeği bütün çıplaklığıyla önünüze serer, beyninize çiviler!
Dünkü Hürriyet’te böyle bir fotoğraf vardı, unutmamak için kesip saklamanızı öneririm.
Fotoğrafı DHA’dan Zafer Tokuş, Adapazarı’nda çekmiş.
Üç kişi kaldırımda yüzüstü yatıyor. İçinden çıkarıldıkları kamyonetin kapıları açık, yol kenarında bekliyor.
Yerde yatanlardan birinin üzerinde bir polis memuru var. Amerikan filmlerinde polislerin, suçlulara yaptığı gibi bir diziyle bellerine bastırmış, öteki eliyle de kafalarını yerden kaldırmalarını önlüyor.
Yerde yatanlar bir cinayetten, uyuşturucu kaçakçılığından, hırsızlıktan vs. zanlı değiller.
Tek suçları çalıştıkları şirket tarafından “Başbakan geliyor, aman bölgede bir elektrik arızası filan olmasın” diyerek görevlendirilmişler.
Güvenlik güçleri de “Bunlar neden burada dolaşıp duruyor” diye kuşkulanmışlar ve “kuşkulu kişileri” 15 dakika boyunca yere yatırıp, sorgulamışlar.
Bir “ileri demokrasi” ülkesinde kişisel hak ve özgürlüklerin nasıl kolaylıkla çiğnenebildiğinin tipik bir örneği bu fotoğraf!
Polisin dizi, kaldırımda yatan gariban işçinin beline değil, aslında bireysel haklarımızın üzerine basıyor!
Polisin o üç kişiyi böyle sorgulayabilmek için “paranoya” dışında nasıl bir gerekçesi vardı?
“Kuvvetli şüphe”yi destekleyecek hangi bilgilere sahiptiler? O bilgiye sahip olsalar bile bu meseleyi açıklığa kavuşturmanın yolu insanları taşın üzerinde 15 dakika yatırıp sorgulamak mıydı?
Bu fotoğraf bir hukuk devletinde değil, bir polis devletinde çekilebilecek bir fotoğraf.
Tarih: 12 Şubat 2011. Yer: Adapazarı, Türkiye!

Köşk görevlileri daha hassas olmalı

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, Köşk’te eşiyle birlikte 12 dalda Oscar’a aday gösterilen “Zoraki Kral” isimli filmi izlemiş ve çok beğenmiş.
Doğrusunu isterseniz bu durum hoşuma gitti. Evde eşiyle birlikte oturup, bir film seyredebilen ve bundan da zevk alan bir cumhurbaşkanımızın olması, bütün gününü politik tartışmalarla geçiren bir cumhurbaşkanımız olmasından daha iyidir diye düşünürüm.
Tabii Cumhurbaşkanı bunu söyleyince herkesi bir merak almış, beni de aynı merak sarmıştı: Cumhurbaşkanı Köşk’te “korsan film mi seyrediyor” diye bir merak!
Hürriyet’in haberine göre “Köşk kaynakları” filmin DVD’sinin ABD’den temin edildiğini söylemişler. Bildiğimiz kadarıyla film ABD’de DVD olarak piyasaya çıkmış değil, henüz “vizyonda”!
Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü de twitter’dan bir açıklama yapmış: Filmin kopyasının Türkiye’deki dağıtımcıdan istendiğini ve izlenen kopyanın yasal olduğunu belirtiyor.
Dün bütün gazetelerde bu haber vardı ama Bakanlık yetkilisinin twitter’daki açıklaması belli ki dikkatlerden kaçmış.
Oysa Köşk’ün bu konularda daha hassas olması gerekiyor.
Köşk’te bu işlerle ilgili tecrübeli gazeteciler var, danışmanlar var.
Cumhurbaşkanı’nın “korsan film izliyor” izlenimi yaratması en çok onları rahatsız etmiş olmalı ve bu iş twitter’da kıyameti koparınca doyurucu bir açıklamayı onlar yapmalıydı.
“Bir musibet, bin nasihatten iyidir” diyerek yetkilileri uyarmış olayım.

Demokrasinin olmaz ise olmazı

KUZEY Kıbrıs ekonomisini, bir tür IMF programı ile yeni bir düzene sokma çabasına karşı girişilen protesto hareketleri Başbakan’ı sinirlendirmişti.
Başbakan göstericilerin cezalandırılmasını istedi, bununla da kalmayarak Kıbrıslı Türklerin hal ve hareketlerinden çok yakındıkları bir kişiyi yeni Büyükelçi olarak Lefkoşa’ya atadı.
Oysa gösterilerde şaşılacak bir durum yoktu!
Sadece Kıbrıs’ın Türk kesiminde değil, dünyanın başka ülkelerinde de insanlar “kemer sıkmaya, gelirlerinin azalmasına” yönelik ekonomik politikalara isyan ediyorlar.
Çok uzağa gitmeye de gerek yok, komşumuz Yunanistan’da olup bitenleri hepimiz hatırlıyor olmalıyız.
Bu demokratik bir haktır ve demokratik toplumlar böyle yaşarlar. Ülkeyi yönetenleri aldıkları kararların toplumsal maliyetinin ne olacağı konusunda uyarmanın bir yolu da budur çünkü.
Demokrasiyi içselleştirmiş yönetimlerin olduğu yerlerde, çevreye bir zarar vermedikleri sürece göstericilere müdahale etmek, onları cezalandırmak söz konusu olmaz .
Elbette o ülkelerdeki yöneticiler de göstericilere kızıyorlardır, ama akıllarına topyekûn bir cezalandırma gelmez.
Eğer böyle bir durum varsa bilin ki o ülkede demokrasiden söz edilemez.
Çünkü bir demokrasinin olmaz ise olmazı, insanların beğenmedikleri uygulamaları protesto etme haklarının varlığıdır.
Bunca yıllık demokratik deneyimimizden sonra bugün hâlâ bu temel konuları yazıp konuşuyor olmamız ne kadar tuhaf.
Sekiz yıllık mutlak iktidarında dilinden demokrasiyi düşürmeyen bir iktidarın, bir dört yıllık hükümete daha hazırlanırken bu işin alfabesine bu kadar uzak kalmış olması ise daha da tuhaf!
X