Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu defa biz de hazırız...

NE diyordu Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek?<br><br>Geçen yıl alelacele çıkartıp yürürlüğe koydukları Türk Ceza Yasası’nın yürürlüğe girer girmez lime lime dökülmeye başlamasını görmezden gelip "bekleyecekler"miş.

Basın Konseyi’nin dün, iletişim (basın, ifade) özgürlüğü ile ilgili yasa hükümlerine ilişkin bir basın toplantısı vardı.

Bakanın sözlerinden anlaşıldığına göre dış ve iç pek çok aydının "demokratik" bulmadığı hükümlerden rahatsızlık duymuyorlar. O nedenle bekleyecekler... Onlar hapse atılacak aydınları, aydınlar da hapse girmelerine kaç gün kaldığını sayacaklar...

Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun dünkü basın toplantısında Yüksek Kurul üyelerinden Av. Turgut Kazan ilginç bir noktaya dikkat çekti. Hükümetin Bakan Çiçek ağzından ifade ettiği "sonuçlar beklenmeli" şeklindeki tavrının ne kadar yersiz olduğunu anlatmak için, Türkiye’de Bölge Adliye Mahkemeleri adıyla -eski adı İstinaf Mahkemesi- yeni mahkemeler kurulacağını, şimdi açılan davaların bu ikinci derece mahkemelerde de görülüp kesinleşeceğini, "içtihat"ın ancak daha sonra, yani Yargıtay’a intikal eden kararların değerlendirilmesiyle gerçekleşebileceğini vurguladı.

Demek ki hükümetin bekleyip durumu görmesi için önümüzde yaklaşık 3-4 yıl gibi bir süre var.

İyi de o zamana kadar bu hükümler uygulanacağına ve pek çok da hapis cezası kamuoyunu işgal edeceğine göre...

Bekleyip durumu görme yaklaşımının akılla izahı mümkün mü?

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün önceki gün CNN TÜRK kanalına verdiği mülakatı belki de izlememişsinizdir:

Mithat Bereket son günlerde Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün "Terörle Mücadele Yasası’nın yarattığı boşlukların doldurulması gerektiğine" ilişkin görüşlerini sordu.

Bakan Gül bu soruyu yanıtlıyor ve "Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının özgürlüklerden fedakárlık yapılmasını öngören her türlü yaklaşıma karşı olduğunu ve olacağını" vurguluyordu.

İlginç bir yaklaşım doğrusu:

Terörle mücadelede demokrat olacaksınız. Bir başka ifadeyle "terör sanığının hukukuna saygılıyız" diyecek ama "düşüncesini ifade edenin dilinin koparılmasına" seyirci kalacaksınız. Hem de özgürlükçülük adına...

Aslında bu siyasi iktidarın -özellikle ifade özgürlüğü mağduru bir Başbakan’a sahip bu iktidarın- bilmesi gereken bir gerçek var:

İletişim (ifade, basın) özgürlüğünü kısarak amacına ulaşmış tek bir yönetim, tek bir devlet yok... İnsanlar dilleriyle ifade edemediklerini gözleriyle, elleriyle, vücut dilleriyle bile ifade ederler.

Nitekim biz 12 Eylül döneminde bile, maksadımızı bu sütunda ifade etmenin yolunu bulduk. Lafı bazen dolandırdık ama yine de söyledik.

Kaldı ki bu defa basın olarak daha hazırlıklıyız. Çünkü Basın Konseyi yurdumuzun her tarafındaki gazetecileri savunmak için 19 baroya üye 82 avukatla anlaştı. Yani pabucu bırakıp kaçacağımızı kimse beklemesin.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI