« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Bu da taraftarın öyküsü

Fenerbahçe'nin en büyük gücü hiç kuşkusuz taraftarıdır. Onlar her durumda, her koşulda takımlarını desteklerler. Yitirilmiş birçok maçı onların kararlı tutumu yeniden kazandırmıştır. Bu maçlardan biri geçen yılki 4-3'lük Gaziantep maçıdır. Bu maç şampiyonluğun dönüm noktasıdır. Bu maçı seyircinin inancı ve kararlılığı geri getirmiştir.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Tarih 21 Nisan 2001 Cumartesi... Fenerbahçe'de moraller iyi değildi... Ama yine de herkes umutlu. Takım şampiyonluğa neredeyse beş kala üstüste iki maçı yitirmiş, Türkiye kupasına da veda etmek zorunda kalmıştı.

İki hafta önce Denizli'de maç 2-1 kaybedilmiş ve üç puan bırakılmıştı. Bu mağlubiyetin şoku atlatılmadan ertesi hafta bu kez başkentte Ankaragücü’ne 2-1 yenilinmiş, üç puan da burada gitmişti. Bu arada Kayseri'de Türkiye kupası finali kaybedilmiş ve kupa Gençlerbirliği'ne kaptırılmıştı.

İşte böylesine art arda gelen felaketlerden sonra takım 21 Nisan Cumartesi günü Şükrü Saracoğlu'na Gaziantep maçı için çıkıyordu.

Bu kadar büyük şoklara rağmen taraftar inanılmaz bir vefa örneği göstererek stadı tıklım tıklım doldurmuştu.

Bu taraftarın hedefi büyüktü... Önce şampiyonluk sonra Avrupa zaferleri...

Tribünler tıklım tıklım

Tribünlerde tam 32 bin 500 kişi vardı. Bu insanlar büyük bir coşku içinde takımlarını destekliyorlardı.

Hiç kimse Fenerbahçe'nin bu maçı yitireceğini aklına bile getirmiyordu. Çünkü bu şampiyonluğun gitmesi demekti. Fenerbahçe'de buna kimse hazır değildi.

Maç başladı. Fenerbahçe'nin fırtına gibi esip rakibinin üstüne gitmesi beklenirken tam tersi oldu. Gaziantep dalga dalga fener kalesine geldi.

Çok geçmeden gelen ilk gol bir felaket gibi stadın üstüne çöküverdi. Çıt çıkmıyordu. Herkes şaşkın, herkes korku içindeydi...

Şampiyonluk gidiyor endişeleri yaşanırken ikinci gol, ardından da üçüncü gol geliverdi. Stat tam anlamıyla şoka girdi. Şükrü Saracoğlu'ndaki yenilmezlik efsanesi çöküyordu.

32 bin 500 kişi sfenkS gibi

Fenerbahçeli futbolcuların sanki ayakları tutulmuştu. Herkes bu felaketin şoku altında şaşkın ve bitkindi.

Devre bitti. Takımlar soyunma odalarına giderken 32 bin 500 kişi sfenks gibi hareketsizdi. Şeref tribünündeki başkan Aziz Yıldırım ile yöneticilerin suratları insanı ürkütecek kadar beyazdı. Herkes birbirine korku ve endişe ile bakıyordu. Kimsede konuşacak hal yoktu.

Stadı koyu bir ölüm sessizliği kaplamıştı.

Soyunma odası da aynı dışarısı gibiydi. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. En son odaya Mustafa Denizli girdi. O da suskunluğu bozmadı. Bir süre bekledi.

Dakikalar ilerlemek bilmiyordu. Zaman sanki durmuştu. Futbolcular biraz kendilerine gelince Mustafa Denizli tane tane şunları söyledi:

‘‘Oynadığınız oyun karakterinize uymuyor. Onlar bize 3 attılarsa biz de onlara 5 atarız. Fenerbahçe'nin büyüklüğünü gösterin. Çıkın sahaya size yakışan oyunu oynayın.’’

O muazzam seyirci 15 dakikalık arada sessizlik içinde bekledi ikinci yarıyı. Ama sanki görünmeyen bir güç seyircilerin arasında dolaşıp onları bu maçın alınabileceğine inandırmış, bir mucizenin gerçekleşeceğini sanki onların kulaklarına fısıldamıştı. O bitliklik, o yılgınlık dağılmıştı. Görünmeyen bir el sanki gelmiş ve seyircinin yüreğini ateşlemişti. Hem de ne ateşleyiş...

Şampiyonluğu getiren mucize

Fenerbahçe sahaya çıkınca taraftar futbolcuları tribünlere çağırdı ve şu sloganı bağırmaya başladı, hem de hiç durmadan:

‘‘Biz inandık siz de inanın... Biz inandık siz de inanın...’’

Maç başladı. Seyirci bir saniye bile susmadan tezahüratı sürdürdü. Fenerbahçe'li futbolcular önce Mustafa Denizli'nin sonra da taraftarın ateşlemesiyle Gaziantep kalesine bir çığ gibi akıyordu. Maç bittiğinde mucize gerçekleşmiş ve tam 4 gol atmıştı Fenerbahçe... Maç 4-3 kazanılmıştı.

Burası Kadıköy. Burdan çıkış yok.

Bir bayram yerine dönmüştü stat. İnsanlar deli gibi birbirlerine sarılıyor, ‘‘Şampiyon... Şampiyon...’’ diye yeri göğü inletiyordu.

Tribünlere kadar gidip taraftara defalarca teşekkür eden futbolcular o sarhoşluk içinde soyunma odalarına gittiler. Herkes birbirini kucaklıyordu.

O sırada garip bir olay yaşandı. O kargaşa ve coşku içinde birçok kişi bu olayı fark etmedi bile. Fenerbahçe'nin İsrailli futbolcusu Revivo hayatında ilk kez yaşadığı bu olayın o kadar etkisinde kalmıştı ki dünyada eşi benzeri olmayan böyle bir taraftara bir kez daha teşekkür etmek geldi içinden. Bunun için yeniden fırladı sahaya...

Aradan 20 dakika geçmesine reğmen baktı ki tribünlerdeki seyircilerin bir teki bile stadı terk etmemiş, hálá ‘‘Şampiyon... Şampiyon...’’ diye bağırıyordu. Şaşkınlığı daha da artan Revivo tur atmaya ve seyirciyi selamlamaya başladı. Seyirci de onu bağrına bastı. Yer gök ‘‘Revivo, Revivo, Haim Revivo’’ diye inliyordu.

Revivo da, 32 bin 500 kişi de ağlıyordu...

Avrupa... Avrupa...

İsrailli futbolcu soyunma odasına dönünce gözyaşlarını silerken ‘‘Böyle taraftar görmedim... Böyle taraftar görmedim...’’ diyordu kendi kendine...

Bu maç şampiyonluğun kotarıldığı maçtı aslında. Ve bu maçın kotarılmasında en büyük rol hiç kuşkusuz belki de dünyanın en fedakar taraftarındı.

İşte bu taraftarı yönetimin ve teknik kadronun Avrupa'da kazanılacak zaferlerle ödüllendirmesi gerekiyordu.

Ama bu başarılamadı. Belki deneyimsizliğin, belki şampiyonluğun getirdiği rahatlığın rolü oldu bunda. Beklenenden de kötü sonuç alındı. Taraftar büyük üzüntü duydu. Ama bunu sorun yapmadı. Bu olgunluğu gösterdi.

Şurası gerçek ki bu olgunluk taraftarın bu tutkusundan vazgeçtiği anlama gelmiyor. Umutlar gelecek yıla saklandı.

Hepsi bu...

Her türlü olanağa sahip olan Fenerbahçe Avrupa'da başarılı olmak zorunda.

Yağmur, çamur, soğuk, sıcak demeden tribünleri öteki takımları kıskandıracak kadar tıklım tıklım dolduran bu fedakar taraftara Avrupa zaferlerinin tattırılması yönetim ve Mustafa Denizli için en büyük görev olmalıdır.

Futbol tarihine geçen anlamlı olay

Bu taraftarın nasıl bir özveri, nasıl bir takım sevgisi geleneğinden geldiğini anlatabilmek için biraz gerilere 1960'lı yılların başlarına gidelim.

Fenerbahçe bir lig maçında çok kötü bir futbol oynuyor ve rahat yenmesi gereken maçı yitiriyordu. Seyirci büyük tepki gösteriyor ve futbolcuları ağır bir şekilde protesto ediyordu.

Ertesi haftaki maçta ise bambaşka bir Fenerbahçe çıkıyor sahaya ve rakibi bir sinek gibi ezerek hem muhteşem futbol oynuyor, de açık farkla maçı kazanıyordu.

O büyük taraftar takımını çılgınca alkışlıyor ve futbol tarihinde hiç yaşanmamış bir olayın yaratıcısı oluyordu.

Geçen hafta futbolcuları ağır şekilde protesto ettiği için onların gönüllerini alıyor ve şu sloganı bağırıyordu:

‘‘Geçen hafta, şaka yaptık... Geçen hafta, şaka yaptık...’’

Böyle bir gönül almaya, böyle bir özür dilemeye futbol sahalarında ilk kez tanık olunuyordu.Bu kadar zarif, bu kadar anlamlı...

Kaldırımlar bile sarı-laciverte boyandı

Fenerbahçe'nin şampiyonluk kutlamaları kulübün denetiminden çıkmıştı. Halk inanılmaz kutlama yöntemleri uyguluyordu. Mahalle aralarına kadar dev bayraklar asılmıştı. Bütün İstanbul sarı-lacivert renklere bürünmüştü. Hele Kadıköy... Baştan aşağı sarı-lacivertti...

Bir çok yerde halk sokakları bile sarı laciverte boyamıştı. Özellikle de kaldırım taşlarını.

Bu o güne kadar görülmemiş bir olaydı. Sarı-laciverte boyanan sokaklarda oturan bazı Galatasaraylılar kulübe başvurdular bunun engellenmesini istediler. Ama yapılacak bir şey yoktu.

Halk sabaha kadar elinde fırça kaldırım taşlarını boyuyordu.

Bunları da Beğenebilirsiniz