Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti bir istikrar mucizesidir

Cumhuriyet Bayramımızı, son dönemin alışılmış tartışma konusu içinde kutlamak işin kolayına kaçmak olur. Yani “Demokrasi olmadan Cumhuriyet ne anlam taşır” sorunsalına bugün de takılmak, kolaycılıktır.

“Hukuk devleti”ne örnek gösterilen ABD’nin bile uluslararası hukuku yok saydığı bir dönemde, terörekarşı mücadele ederken bile hukukun içinde kalan Türkiye Cumhuriyeti, elbet “demokrasi”yi de vazgeçilmez değerleri arasına katmıştır.

Bu Cumhuriyet Bayramımızda, meydanı kötümserlere asla bırakmamalıyız.

Bilmeliyiz ki, Türkiye Cumhuriyeti ne dünyadaki tek cumhuriyettir, ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş öyküsü, 1’inci Dünya Savaşı’nda yenilen imparatorlukların küllerinden doğan diğer cumhuriyetlerin öykülerinden farklıdır.

Eğer 1’inci Dünya Savaşı’nda İngiltere ve Fransa yenilselerdi, herhalde İngiltere de bölünecekti ve topraklarında cumhuriyetler olacaktı.

 

Yenilenler Cumhuriyet oldu

Alman, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorlukları yenildi ve hepsi parçalanıp, çeşitli cumhuriyetlere (ya da küçük krallıklara) mekan oldular. Rus Çarlığı da, Sovyetler Birliği adı altında cumhuriyet olmadı mı?

Ancak 1’inci Dünya Savaşı ertesinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti dışındaki devletlerin tümü,  aradan geçen yıllarda, faşizmi, komünizmi, işgali, bölünmeyi, dış ve iç savaşları yaşadılar.

Türkiye Cumhuriyeti’nin farkı, 1920’lerde başlayan Cumhuriyet yolculuğunun, ilk günkü bütünlük içinde 21’inci yüzyılda da, ilk gündeki heyecanla devam etmesidir.

 

İşte bu büyük bir başarıdır.

Bu başarının altında, Cumhuriyet’i kuran Atatürk ve O’nun kadrosunun, Osmanlı’dan alınan dersleri, devletin ve toplumun bilincine yerleştirebilmiş oldukları gerçeği var.

Yani sınırını korumanın sınırını genişletmekten, dış konjonktüre ve dengelere dikkat etmenin maceraperestlikten (ya da İttihatçılıktan) daha akılcı olduğu bilincidir bu.

 

Devrim değil istikrar

İç politikada ve özellikle ekonomide “statükoculuk” doğru bir siyaset tarzı değildir. Statükoculuk, ülkeleri de toplumları da geri kalmışlığa, köhneliğe ve atalete mahkum eder.

Ancak “Devlet”i uluslararası ortamın dalgalanmalarına karşı “statüko”nuzu koruyabildiğiniz ölçüde, belalardan uzak tutarsınız.

Türkiye şimdi iç siyasetinde ve ekonomisinde statükoculuktan arınmış ve dış dünyaya karşı da, uluslararası hukuka dayalı statükosuna sahip bir ülke olarak, Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor. Ülkenin bütünlüğü, sınırlarımızın dokunulmazlığı, çoğulcu demokrasinin ve laikliğin Cumhuriyet’in temel değerlerini oluşturduğu, “Bu ülkenin statükosu ne” diye soranlara verilecek cevaplar arasındadır.

Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923’ten bu yana Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’da yer alan ülkelerin yaşadıkları serüvenleri bir gözden geçirin. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu coğrafyada nasıl bir “istikrar mucizesi” olduğunu hemen görürsünüz.

Bu mucizenin kıymetini bilelim.

Bizim eksiğimiz, daha çok gelişmiş olmak, hukukun üstünlüğünü daha fazla benimsemek ve her alanda dünya uygarlığı ile daha yoğun rekabet içine girmektir.

Cumhuriyeti kurmak bir devrimdi.

Ama demokrasinin ve barışın kadroları devrimi değil, güvenliği ve istikrarı arar.

 

Önce bu adam Bağdat’a gitmelidir...

ABD Dışişleri Bakanlığı İnsan Kaynakları Müdürü Harry Thomas, 250 kadar bakanlık personeline Bağdat’taki 50 pozisyon için aday olduklarının bildirileceğini ve görevi reddedenlerin atılmayı göze almaları gerektiğinin kendilerine söyleneceğini açıklamış.

ABD Dışişleri Bakanı Rice, en önce bu Harry Thomas’ı Bağdat’taki büyükelçiliğe personel müdürü olarak atamalı. O giderse, diğerleri de gider.

 

Cennet sıkıcı ve boğucu değildir...

 

Geçen yıllarda bir gün “Cennet de cehennem de bu dünyadadır” diye yazdığımda, bir sayın okur “Siz gerçek cehennemi görseydiniz böyle düşünmezdiniz” diye tepki notu göndermişti.

Dünkü Milliyet’te Devlet Bakanı Prof. Mehmet Aydın’ın cenneti anlatan sözlerini görünce bu okurumu hatırladım. Aydın, “Doğumunun 800. Yılında Mevlana” konulu konuşmasında “Cennet sıkıcı değil” müjdesini şu cümleler içinde vermiş:

-Mevlana insanı “eşekleşme, şeytanlaşma ve insanlaşma” diye üç kategoride ifade eder. İnsanlaşmanın sonu yok. Erdem, varlığa ulaşma değil yaklaşmadır ve bu yaklaşma ömür boyu sürer. Ben itikadî tarikatlardan farklı düşünüyorum. Bana göre, insanlaşma ölümden sonra da devam ediyor. Orada da terakki var. Onun için kimse cennetin boğucu, sıkıcı bir hayat olduğunu düşünmesin.

X