"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Bu çelişkili açıklamaların anlamı nedir?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, dün AKP İl Başkanları ile yaptığı toplantıda şöyle söyledi:

22 Haziran’da Akdeniz’de, uluslararası sularda bir test eğitim uçuşu yapan askeri uçağımız düştü. Kendilerine ulaşana kadar düştü dedik, düşürüldü demedik.”

Başbakan ya yaz sıcaklarından ya da yorgunluktan olsa gerek yanlış hatırlıyor.

Uçak düşürüldüğünde Brezilya gezisinde olan Başbakan yurda döner dönmez bir güvenlik zirvesi topladı ve toplantının ardından Başbakanlık’tan yapılan yazılı açıklamada şöyle deniliyordu:

“İlgili kurumlarımızın sağladığı verilerin değerlendirilmesi ve Suriye ile yürütülen ortak arama kurtarma faaliyetleri çerçevesinde elde edilen bilgiler neticesinde uçağımızın Suriye tarafından düşürüldüğü anlaşılmıştır.” Bu açıklama 23 Haziran sabah erken saatlerde yapıldı.

Başbakan, 26 Haziran’daki AKP Grup toplantısında Suriye’ye karşı alınacak önlemleri açıklarken şöyle konuştu:

“Altını çizerek söylüyorum. Suriye karasularında uçağımız vurulmamıştır, uluslararası sularda vurulmuştur.”

Şehit pilotların naaşlarının yeri 4 Temmuz günü tespit edilebildi, denizin dibinden ertesi gün çıkarıldılar.

Bütün bunlar hafızalarımızda taptaze dururken Başbakan acaba neden dün “Kendilerine ulaşana kadar düştü dedik, düşürüldü demedik” diye konuştu?

Başbakan’ın bu son söylediği doğruysa 23 Haziran ile 4 Temmuz arasındaki açıklamalar öylesine ortaya atılmış iddialar mıydı?

Şimdi ortaya çıkıyor ki elimizde uçağın vurulduğu ana ilişkin olarak radar kaydı vs. gibi bilgiler yok. ABD ve İngiltere ellerindeki bilgileri Türkiye ile
paylaşmadılar. Rusya elindeki bilgiyi gerginliği tırmandırmamak için açıklamayacağını bildirmişti.

Bir işaretiyle herkesi ikna edebilme yeteneğine sahip olduğu bile iddia edilen süper Dışişleri Bakanı acaba neden bu kayıtları bir türlü alamıyor?

Bir kez daha çok önemli bir sorunda kamuoyunun kafası çelişkili açıklamalar ile karıştırılıyor.

Tıpkı Uludere’de olduğu gibi doğru dürüst bir bilgi kamuoyuyla paylaşılmıyor, bir laf salatasıdır gidiyor!

Sınav sorularını karşılaştırın!

GEÇEN hafta yapılan KPSS’de sorulan soruların bir dershanenin daha önce dağıttığı deneme sınavının aynısı olması iddiaları hâlâ doğru dürüst yanıtlanabilmiş değil.

ÖSYM Başkanı sadece laf dolandırıyor. Yapacağı iş çok basit: Söz konusu deneme sınavı ile kendi yaptığı sınavın sorularını eline alıp, basının karşısına geçecek ve benzerlik var mı, yok mu gösterecek
.

Deneme sınavı dershanenin internet sitesinden olayın konuşulmaya başlanmasının üzerinden birkaç saat sonra kaldırıldı. Buna neden gerek duyulduğunu niye açıklamıyorlar?

Şu iki sınavı yan yana ortaya koymak ve dedikoduları bitirmek akıllarına mı gelmiyor, yoksa bunu yaparlarsa iddiaların haklı çıkabileceğinden mi çekiniyorlar?

Bu dershanenin bir ortağının Deniz Feneri yöneticilerinden biri olduğunun ortaya çıkması ise bir başka ilginç gelişme.

Yoksa artık iş dershanelerde mi “bitiriliyor”? İnsanlar, çocuklar eski sınavlardakine benzer sorulara çalışırlarken, birileri imtihanda sorulacak sorulara göre dershanelerde önceden mi hazırlanıyorlar?

Bu soruşturmadan sonuç beklemeyin

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı konuşmada Samsun’daki sel felaketinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımız ile ilgili açıklamalar yaparken dere yatağına bina inşa eden TOKİ’nin bu işte bir kabahatinin olmadığını söyledi.

“Samsun’da hayatını kaybeden kardeşlerimizle ilgili olarak her türlü soruşturma yapılıyor. Sorumlular varsa gereken yapılacaktır” dedi.

Soruşturmayı yürüten Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın başında, o konutlar yapılırken TOKİ’nin başında olan kişi var. Başbakan da konuşmasında zaten “Dere yatağına konut inşa etmek gibi TOKİ ile ilgili bir durum yoktur” diyerek soruşturmayı peşinen bitiriyor.

Şimdi bu soruşturmadan sağlıklı bir sonuç çıkabileceğini iddia edebilir miyiz?

Başbakan konuşmasında “Ne kadar önlemler alırsanız alın, 100 yıllık afetler yaşanıyor. Can kaybını sıfıra indirmenin imkânı yok. Canik’te gece 12’de yağmur başladı, sabah 5’e kadar sürdü. 500 yılda bir görülecek şekilde bir sel geliyor ve maalesef bodrum katlarındaki vatandaşlarımıza bedelini ödetiyor” diyor ki bu da doğru değil.

Taha Akyol geçenlerde yazdı: Bu yağmur, Canik’e “yüz yılda bir yağan yağmur” değil.

1967 yılında Canik’e 24 saatte 245 kilogram yağmış, 2005’te 113 kilo. Bu sele neden olan yağmur ise 24 saatte sadece 68 kilogram.

Başbakan, bir kez daha sırf “kendi adamı” diye hatalı bürokratları ve bakanları koruyor. Sağlıklı işleyen bir kamu yönetimi düzenine ulaşmak için asla yapılamaması gereken bir işe girişiyor.

X