Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu bölgenin dayısı İran mı olacak?

Bugün İstanbul' da 7 ülkenin temsilcileri buluşacak. Toplantının resmi adı, nükleer silahsızlanma. Oysa aslında, yapılan tartışmanın altında, ABD Irak' tan çekildikten sonra, bu bölgede kimin borusunun öteceğinin, kimin etkin güç olacağının pazarlıkları yatıyor. Türkiye, etkili ancak dışardan katılımı olan bir gözlemci konumunda.

ABD ÇEKİLİNCE  MEYDAN İRAN'A KALACAK ...

Bu sabah İstanbul'da 6 ülke temsilcisi Çırağan Sarayı’nda bir araya geliyor. Katılımcılar nükleer kulübün önde gelen ülkeleri ve aynı zamanda BM Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri: ABD, İngiltere,Fransa, Çin ve Rusya. Bir de Almanya var, ancak onun tek niteliği zengin bir Avrupalı olması. Bu guruba, Avrupa Birliği temsicisi Ashton da katılacak.
 
Masanın karşısında ise, tek başına İran oturacak.
 
Herkes İranlıya çok kızgın. Zira, büyük ağabeylerinden izin almadan nükleer enerji geliştirmeye çalışıyor. Daha da önemlisi, hepsi Tahran'ın bir süre sonra nükleer bomba da geliştirmesinden kuşkulanıyor. İran ne kadar itiraz etse de sabıkalı sayıldığından dolayı, kimse iyi niyetine inanmıyor. Bu toplantı da bir nevi hesap sorma ve nükleer silah yapmayacağı konusunda İran’dan güvence almaya yönelik.

İRAN ELİNE GEÇEN TARİHİ FIRSATI DEĞERLENDİRMEK İSTİYOR
 
Tartışmaların su yüzüne vuran yanı Nükleer pazarlık olsa da asıl konu bambaşka.
 
ABD, yakında Irak'tan çekilecek. Hatta bir süre sonra Kuveyt'teki güçlerini dahi çıkaracak. Bu olasılıkta da ortaya büyük bir boşluk çıkacak.
 
İşte İran'ın eline geçen büyük fırsat bu. Zira, ABD' nin bölgeden çıkmasından sonra, nükleer güç sahibi bir İran, hemen bu boşluğu dolduracak ve Irak ile oluşturacağı “Şii ittifakı”  sayesinde bölgenin tek patronu olacak.

 - İstediği anda körfezi kapatıp, Arap dünyasının petrolünün dışarıya çıkmasını engelleyebilecek.
 - Başta Suudi Arabistan olmak üzere, bölgedeki tüm Sunni Arap Ülkelerini etkileyebilecek bir konuma girecek.

İşte pazarlığın perde arkasında gerçekte böylesine hayati gelişmeler yatıyor.
*   *   *

MASA ETRAFINDAKİ HERKESİN BAŞKA BİR HESABI VAR...

Bu tartışmalar bir yerde, 2020'lerden sonra Orta Doğu'nun kimler tarafından ve nasıl kontrol altına alınacağını ortaya çıkaracak.
 
Bölge'nin gücü İran mı olacak? Yoksa, ABD ve Avrupalı dostları mı? Veya tek başlarına, olmazsa birlikte hareket edecek olan bir Çin- Rus ittifakı mı?
 
Salondaki oyuncular bunlar...Bir de salonun arkalarında oturan ve dolaylı şekilde bu gelişmelere etki yapmak isteyen, kaygılı gözlemciler var. Bunların başında Türkiye ve Suudi Arabistan geliyor. Onların ardından da körfez ülkeleri, Mısır ve Ürdün.
 
Ancak, masanın etrafında oturup, sanki müttefikmiş gibi davranan ve İran'ı yola getirmeye çalıştığını ileri sürenlerin kafalarının ardında da farklı hesaplar var.
 
Biraz basitleştirerek ve şablonlaştırarak bakarsak, şöyle bir manzara ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim.
 
                       
( Buraya ek yolladığım krokiyi geniş şekilde koyalım. İyi görünsün ve balonların içi iyi şekilde okunsun.)

TÜRKİYE NE İSTİYOR, NE İSTEMİYOR ?

Türkiye, kendi bölgesinde böylesine bir pazarlık sürecinde, bu tartışmaların dışında kalamazdı. Nitekim, başından itibaren işin içine girdi. Belki ilk aşamalarda kendini biraz fazla İran'dan yana konumlandırdıysa da, son dönemlerde daha bir durağan oyuncu pozisyonunda.
 
Stratfor adlı jeopolitik konular uzmanı sayılan haftalık yayında, George Friedman' ın bir değerlendirmesini okudum. Çok özet ve çok iyi hazırlanmış bir yazıydı.
 
Buna göre, Türkiye' nin istedikleri şöyle sıralanıyor:

 1) ABD' nin Irak'tan çekilmesini kolaylaştırmak.
 2) İran'ın, Irak üzerinde tam bir kontrol kurmadan, genel çıkarlarının ve beklentilerinin karşılanması. Yani kısıtlı bir etkinlikle yetinilmesi.
 3) Suudi Arapları, İran'ın bölgede bir tehdit oluşturmayacağına ikna etmek ve bu konuda bir nevi güvence sağlamak.
 
Türkiye' nin bir de istemedikleri var:

 1) Türkiye, İran' da savaş çıkmasını ve bölgede yeniden bir kaosun çıkmasını kesinlikle istemiyor.
 2)  Türkiye, Araplarla İran arasında bir seçim yapmak istemiyor.
 3)  Türkiye, İran'ın bölgede hegemonya kurmasını, Arap petrolünü kontrol altına almasını, nükleer bir güç durumuna girmesini kesinlikle istemiyor.
 
Tabii bu noktada ortaya son derece önemli sorular da çıkıyor:
 
Bu hedeflerine ulaşabilmek için Türkiye, risk almaya, gerektiğinde askeri gücünü kullanmaya hazır mı?
 
Türkiye geleceğin Orta Doğusunda, son derece kaygan bir zeminde, çok zor ve her an aleyhine dönebilecek bir oyunda, kendine güvenli bir yer oluşturmaya çalışıyor.

 

X