"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Bu bıyığın ne ilk ne de tek sahibi Hitler’di

Bu bıyığın gerçek adını bile bilmiyoruz değil mi?

Biz ona hep “Hitler bıyığı” diyoruz.
Halbuki bir adı var: “Toothbrush moustache”, doğrudan Türkçe’ye çevirirsek “diş fırçası bıyık”.
Tamam, Castro sakalı, Marx bıyığı, Che’nin seyrek tüyleri... Hepsi meşhur ama Hitler’in bıyığı hepsinden açık ara önde, yanlış mı?
Öyle ki ondan beridir Hitler’le özdeşleştirilmemek adına, bıyığını bu tarzda kesen bir adam arayın, bulamazsınız. Arada bir Batı’daki kimi gazeteciler bıyıklarını böyle kesip bir-iki hafta gezer, yedikleri küfürleri, izlenimlerini yazarlar, bu bıyığın yeniden moda olup olamayacağını tartışır, olamayacağına karar verirler, o kadar. Bu bıyık, Hitler’le beraber tarihin karanlık sayfalarına gömüldü anlayacağınız.
Halbuki Hitler’den, soykırımdan, dudağın üzerindeki ufak tüy öbeği şeytanın boynuzları gibi kötülükle eş anlamlı sayılmadan çok önce, bu bıyığın mimarları Almanlar bile değil, Amerikalılardı. 19’uncu yüzyılın sonlarında aristokratların süslü, yanlardan havaya kıvrık, onların Kaiser, bizim Prusya veya Bismark bıyığı dediğimiz bıyıklara belki tezat belki biraz tepki olarak Almanlarca benimsenmeye başlandı. Amerikalılar yaşlı ve tozlu Avrupa’yı moderniteyle tanıştırırken bıyık da ihraç ediyorlardı.
Bu bıyık Alman erkekleri tarafından öyle hızlı ve kitlesel şekilde benimsendi ki 1907 tarihli bir New York Times gazetesinde “Diş fırçası bıyığı: Alman kadınları Prusya bıyığının gasp edilmesine içerliyor” başlıklı koca bir haber yer aldı.
Başta elit kesim bu bıyığı sahiplenirken 1. Dünya Savaşı’ndan önce Hans Koeppen adlı bir Alman halk kahramanı bu bıyığı benimsedi ve esas çılgınlık o zaman başladı. 80’lerdeki Madonna’yı ve her giydiğini giyen genç kızları düşünün... ışte Madonna’dan yıllar yıllar önce Koeppen’in etkisi buydu, sokaktaki bütün adamlar bıyıklarını onunki gibi kesmişti.
Normalde üst sınıflar ayağa düştüğü an bir modadan vazgeçse de aynısı badem bıyığın başına gelmedi; sadece sokaktaki adam da değil, aristokratlar da bu bıyıkla dolaşmaya başladı.
Tabii ki Hitler de bu bıyıkla doğmadı. O da bu bıyığı Koeppen’den ödünç aldı, sonra sahiplendi. Hitler’in modaya uymak için Prusya bıyığını kesmesi dışında bir teori daha vardır. Kimilerine göre de Hitler siperlerde gaz maskesinin içine sığmadığı için uzun bıyığını kesmişti.
Öyle ya da böyle bu bıyığın ne ilk ne de tek sahibi Hitler’di.
Başbakan Erdoğan’ın ısmet ınönü’ye bıyığından dolayı da Hitler benzetmesi yapması bu nedenle yersiz.
Bu, dönemin bıyığı, dönemin modasıydı.
Dünyanın yarısı George W. Bush’tan nefret ediyor ama kimse Bush giyiyor diye kovboy çizmesi giymeyi bıraktı mı?
Bu ne kadar abesle iştigalse, ınönü’yü de bıyığından ötürü Hitler’e benzetmek o kadar saçma.

Kıyafet tek başına yeterli değil

Kelebek’ten Serdar Benli’ye konuşan Hande Yener veryansın etmiş.
Demiş ki: “Bana hep ‘şıksınız’ diyorsunuz, sonra rüküş seçiyorsunuz. şu editörlerinizle bir konuşun. Ben kendimi çok şık hissediyorum. Her zaman, her giydiğimle. Bu Hande’ce oluyor. Üzerimdeki Özgür Masur’un kıyafeti. Kendisi Londra’da defileler yapıyor. Çok başarılı bir modacı.”
Evet, Özgür Masur bence de başarılı bir tasarımcı. Kıyafetlerini podyumda gördüğümde bayılıyorum, gelecek vadedenlerin başında geldiğini düşünüyorum.
Ama aynı kıyafetleri bizim ünlülerin üzerinde görünce genelde beğenmiyorum. Bunda Özgür Masur’un bir suçu yok tabii.
Fakat bir kıyafet başlı başına hiçbir zaman yeterli değil.
Öncelikle kimin giydiğine bakmak lazım. Taşıyabiliyor mu, taşıyamıyor mu?
İkinci bakılması gereken “styling”. Yani, o kıyafeti giyenin saçı, makyajı, ayakkabısı, çantası, takısı...
Defilelerde styling genelde başarılı olduğu için beğeniyoruz ama sokaktaki adam, ünlü de olsa, aynı etkiyi veremeyebiliyor.
Yani ilk dediğime dönüyorum. Bütün mesele taşıyabilmek.
Yok mu Özgür Masur’un kıyafetlerini adam gibi taşıyabilecek bir babayiğit?
X