"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

Bu bir film değil, gerçek öykü

Öyküyü okuduğumda bir an, kendimi bir aksiyon filmini izler gibi hissettim. Hayır bu bir film değildi, bir senaryo da değildi.

Bu gerçekti! Hem de aklı başında, ciddi, eğitimli, stajını ABD’de yapma fırsatını ele geçirmiş başarılı bir gencin yaşadığı gerçek olaylardı. Hemen her gencin gönlünde yatan "Ah bir ABD’ye kapağı atabilsem, orada okuyabilsem, orada çalışabilsem" düşüncesine karşılık, hemen her yerde görülen yasadışılık, uyuşturucu, şiddet, tehdit ve kabadayılık örnekleriyle dikkat çeken bir öykü bu okuyacağınız. Bir an kendinizi o gencin yerine koyun... Çok büyük bir iş imkanı yakalamışsınız. Hem de hayallerinizin Amerika’sında. Bir yandan da hayatınızı tehdit eden bir olaya karışmışsınız. Ne yapardınız? Koşup, yine de her yerden daha iyi, daha güvenli diye düşündüğünüz ülkenize mi dönerdiniz? Yoksa, "Böyle bir fırsat bir daha ayağıma gelmez" deyip, her şeyi göze alır, devam mı ederdiniz? İşte genç okurum da bu soruyu soruyor bize.

Rumuz: Film gibi

2005 yılında büyük heyecanlarla ilk kez geldiğim Amerika’da stajyer olarak Orlando’da işe başladım. Dokuz ay sonunda, sonraki altı ay için South Carolina’da küçük bir adaya transfer oldum. Bu çok güzel, yemyeşil, pırıl pırıl adada 50 stajyer arasında sadece iki Türk vardı. Çalışmanın yanı sıra arkadaşlarla toplanıp dans kulüplerine eğlenmeye gidiyorduk. Stajımın son iki ayında çalıştığım otel bana sponsorluk teklifinde bulunmuş ve bu bulunmaz fırsatı değerlendirmek için işlemlere başlamıştım bile.

Yine bir gece stajyer arkadaşlarla toplanıp dışarı eğlenmeye çıktık. Hep beraber eğleniyorduk. Yanımızda otelde birlikte çalıştığım Hollandalı bir kız vardı. Bir ara bu arkadaşla konuşup dans ederken yanımıza zenci bir adam geldi. Hollandalı kız, erkek arkadaşı olduğunu söyleyip beni onunla tanıştırmak istedi. Ben de gülümseyerek el sıkışmak istedim. Fakat adam kızmış olmalı ki elini uzatmadı. Ben de "I don’t care" (Umursamıyorum) deyip yanlarından ayrıldım.

Sonra yandaki kulübe geçtik. Onlar da arkamdan gelirlerken aralarında tartışıyorlardı. Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde herkes yorulmuş, artık dönmek için birbirini beklerken, ben de bir ara tek başıma bir masada oturmuştum. Tam o sırada, o zenci çocuk yanında getirdiği arkadaşlarıyla yaklaşarak bana bir şeyler söyledi. "Kız arkadaşıma dokundun" dediğini duyabildim müziğin gürültüsü içinde. Daha ne demek istediğini bile anlamadan, aniden adeta beynimin içinde bir çatlama sesi duydum. Arkasından bir kez daha ve sonrasını hatırlamıyorum... Kendime gelmeye başladığımda, Hollandalı kız kazağını yüzüme bastırarak ağlayıp, çığlık atıyordu. Her yer, üstüm başım kan içindeydi. Kısa süreli bir şoktan sonra kendime geldiğimde arkadaşlar beni hastaneye götürmek için arabaya bindiriyorlardı. O anda yaklaşık dört kişi tarafından çok kötü bir şekilde dövüldüğümü anladım.

Hastanede gözümün etrafına 11 dikiş atıldı. Azı dişim kırılmış, dudaklarım kesilmiş, suratım şişliklerle doluydu. Eve getirildiğimde sinirden deliye dönmüştüm. Nasıl olur da bir pislik beni bu hale getirebilirdi, ne büyük bir kalleşlikti. Bu daha önce hiç başıma gelmemiş bir olaydı... Suratımın fotoğraflarını çektirdim. Ertesi gün mahkemeye gidecektim. Kız arkadaşı, mahkemeye gideceğimi ve onu dava edeceğimi söylemiş olmalı ki, beni telefonla aradı ve eğer onu dava edersem adada hayatımın çok zor geçeceğini söyledi. Hatta eğer onu hapse gönderirsem, çetesinin diğer stajyer öğrencilere de rahat vermeyeceğini söylüyordu. Ben de "Görüşürüz" diyerek telefonu kapattım.

PEŞİMDE 15 KİŞİ VARDI

Ertesi gün yanımdaki şahitlerle hákime giderek her şeyi anlattım. İki hafta sonra hákim mahkemeyi düzenledi ve o da mahkemeye çıkarak savunmasını yaptı. Fakat hákime resimleri gösterdiğimden, onun yalanlarına inanmadılar ve suçlu bulundu. Cezası, bir ay içinde mahkemeye 450 dolar ödemek ya da ödemezse bir ay hapis yatıp bunun siciline işlenmesi idi. Karardan memnun değildim. Bu kez de tazminat davası açmak istiyordum. Avukatla konuştum fakat, diğer taraftan da gerçekten evden çıkmaya korkuyordum.

Bir gece çalıştığım otelin Yiyecek ve İçecek Müdürü evime gelerek korkmamamı söyledi. Onunla dışarı çıkmamı, başka bir kulübe gitmeyi teklif ve davet etti. Kıramadım, sonuçta diğer oda arkadaşımı da alarak birlikte çıktık.

Gittiğimiz kulüpte gece boyu bir masada oturup konuştuk; fakat düşmanım oradaydı. Bütün gece masamızın önünde dikilip kendi arkadaşlarıyla konuştu. Bu kez yalnız değildim. Yine de içim içimi yedi, kalkıp üzerine atlayıp, ölesiye dövüşmek için. Fakat nasıl yapacaksın ki... Türkiye değil burası. Sessizliğimizi koruyup oradan ayrılmaya karar verdik. Arabaya yürürken arkamdan yaklaşık 15 kişi koşarak geliyordu. O alçak herif her şeyi organize edip, kaçmıştı. Arabanın içine atladım ve kapıları kilitledim. Benim müdüre vuruyorlar o arada ev arkadaşımın da peşinden koşuyorlardı. Tam o sırada polis gelerek ikisini tutukladı. Benden tekrar ifade aldılar ve barın içine girerek, bana saldıranlardan birilerini görürsem onlara göstermemi istediler.

NE YAPACAĞIMI BİLMİYORUM

Arkamda üç polis korumasıyla içeri girdik. Kişilerin yüzüne bakarak tanımaya çalışıyordum. Aklıma tuvalette saklanıyor olabilecekleri geldi. Tuvaletin kapısını iterek içeri girdiğimde, kapının arkasında başka bir zenciyle yüz yüze geldim. Ben ona bakıp, "Acaba bu onlardan biri olabilir mi" diye düşünürken arkamdan giren polisleri görür görmez elindeki bir şeyleri yere attı. Yanında da beyaz bir çocuk vardı ve yanlış bir şey yaptıkları kesindi. Polis eğilip sonradan ecstasy olduğunu öğrendiğim hapları yerden aldı ve zenci çocuğu tutukladı. Bu tipler meğerse uyuşturucu satıcısıymış.

Ben o sırada kendi kendime, şimdi ne yapacaksın oğlum, dedim. Güleyim mi ağlayayım mı? Başım çok büyük derde girmişti. O gece evde yatmadım, müdürün evinde kaldım. Çok büyük stres içindeydim. Bir yandan otel bana sponsor oluyordu, ki benim için bulunmaz bir fırsat, öbür taraftan hayatım tehlikedeydi ve nerede yaşadığımı, nerede çalıştığımı biliyorlardı.

Ertesi gün yine mahkemeye gidip aynı hakimle konuştum. Hakim bana hayatımın gerçekten tehlikede olduğunu söyledi ama benim için ne yapabilir ki? Hiçbir delil olmadan bütün çeteyi yakalayamaz.

Siz ne diyorsunuz, sizce sponsorluktan ve her şeyden vazgeçip buradan ayrılayım mı?
X