"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Bu beddualar adamı çürütür

Tarih Vakfı Yurt Yayınları'ndan 5-6 yıl önce çıkmış mükemmel bir kitap var.<br><br>Kitabın adı: Osmanlı Ádet, Merasim ve Tabirleri.

Yazarı da Umur-ı Mülkiye Nazırı Pertev Paşa'nın 1850-1918 yılları arasında yaşamış olan torunu Abdülaziz Bey.

Abdülaziz Bey'in 14 defterlik el yazmasını Merhum Profesör Doktor Kázım Arısan ve Duygu Arısan Günay, kitabı gün ışığına çıkarmış.

İyi ki de çıkarmışlar.

Tam dön dön oku tarzı kitaplardan.

Bende iki cilt halinde bulunuyor.

Tarih Vakfı, baskısı tükenince, tek cilt olarak yeniden bastı bu mükemmel kitabı.

Aldığım günden beri açıp herhangi bir yerinden okuyorum.

Her okuduğumda da, muhakkak eğlenecek birşeyler buluyorum.

‘‘Genç erkeklerin sakal bırakması’’, Gelin için döşenen odalar'', ‘‘Bazı yiyecek içecekler hakkında notlar’’, ‘‘Halktan hanımların ev içi kıyafeti’’, ‘‘Vüzera, ekábir ve diğer Osmanlı hanelerinde beslenen hayvanlar’’, ‘‘Kübera ve ricalin mehtap seyri’’, ‘‘Meyhaneler ve akşamcıların meyhane álemleri...’’

Saydıklarım kitabın bölümlerinden bazıları.

Ama daha güzel bölümler de var. Mesela, Osmanlı tıplumundan çeşitli kesimleri tanıtıyor Abdülaziz Bey.

Kabakçı Araplar, goygoycular, susamcı ve dolmacı kadınlar, Külhanbeyleri, tiryakiler... Yok yok yani.

***

Şimdi ben bu kadar laf kalabalığını niye yapıyorum.

Şimdi hep derler ya, ‘‘Eski İstanbul insanı ne kadar iyiydi, ne kadar kibardı’’ vesaire.

Doğrudur, muhakkak nahif ve iyi insanlardı.

Fakat iş kötü düşünmeye ve konuşmaya gelince, -biraz diyemeyeceğim- bayağı bir kötülermiş.

Okurken tüylerim ürperdi.

Mesela kitapta ‘‘Eski İstanbul hanımlarının özel bedduaları’’ başlıklı bir bölüm var.

Yani şöyle bir bakınca net bir şekilde anneannelerimiz veya onların annelerinin ruh hallerinin pek de normal olmadığını görüyorsunuz.

Okuyunca onu şıp diye anlıyorsunuz.

Mesela beddua etmek gerekiyor birine değil mi?

Direkt çalıştırıyorlarmış elektrikli testereyi ve dalıyorlarmış ortaya.

Artık, ‘‘Allah canını dokuz taksitte alsın’’ mı istersiniz, ‘‘Dilerim ciğeri doğransın’’ mı. Neler neler...

‘‘Yurdunda baykuşlar ötsün’’, ‘‘Kul kömür olsun’’, ‘‘Okuduğu kitap çarpsın’’, ‘‘Şeriat kılıcına gelsin’’, ‘‘Yaşı toprakta sayılsın’’ ve favorilerimden biri olan ‘‘Yumurcaklar çıkarsın...’’

Böyle beddua okunan birinin başına bir şey geleceği neredeyse kesin gibi.

***

Mesela, ‘‘Haydi oradan...’’ dedikten sonra kafadan sıralıyorlarmış; ‘‘çanak yalayıcı’’, ‘‘elalem maskarası’’, ‘‘gudubet’’, ‘‘şaşkın kaz’’, ‘‘süpürge’’, ‘‘yelloz’’, ‘‘mankafa...’’

Şimdi içinizden, ‘‘Yine gayet iyi insanlarmış. Şimdikiler daha fena’’ diyeceksiniz.

Doğru, bence de nahif örnekler bunlar.

Ama şimdi sıralayacağım şeyler korkunç.

Korkunç dediğime bakmayın tabii ki, feci eğlendim okurken.

Zaten bu konuyu yazmak için kıvranıp durmamın nedeni de şimdi size aktaracağım sözler.

Değerli arkadaşlar! Kitapta, ‘‘Kötü birinin vefatında hakaret ve alçaltma amacıyla söylenen bazı deyimler’’ diye bir bölüm var.

Yani okurken kanım dondu.

Ne kadar kötü olabiliyormuş insanlar.

Ölünün arkasından konuşulmaz denir bir de...

Şunlara bakar mısınız lütfen:

‘‘Allah yanında yatanlara Rahmet etsin’’, ‘‘Civarındakilere (yani yanında yatanlara) Hak imdat eylesin’’, ‘‘Çukuruna yılan çıyan dolsun’’, ‘‘Hakkın rahmeti üzerinden yel gibi geçsin’’, ‘‘hendek mekán’’, ‘‘hortlasın’’, ‘‘kırk kırk derken elliyi buldu’’, ‘‘kurudu veya kakırdadı’’, ‘‘kuyruğu dikti’’, ‘‘mezar bile kabul etmez’’, ‘‘nalları attı’’, ‘‘nihayet gürledi gitti’’, ‘‘semeri devirdi’’, ‘‘yüz okka ibrişim boyu yerin dibine geçsin’’, ‘‘neces (pislik) içinde yatsın...’’

Nasıl, hakikaten fena kalpli olabiliyorlarmış değil mi?

Son olarak size okuyup çok beğendiğim, aklıma gelirse kullanmaya çalıştığım bir tulumbacı sözü aktarayım: ‘‘Vay canına yandığım ispinoz, bize de mi caf caf...’’

Eeee, enteresan tabii.
X