"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bu alkışlar neyi anlatıyor

İSTANBUL dışında olduğum için Zülfü Livaneli’nin konserine gidemedim.<br><br>Oysa orada olmayı çok istiyordum.

Zülfü Livaneli’nin müziğini, her yıl biraz daha iyi anlıyorum.

Bu müzik benim hayatıma çok akraba.

Çok tanıdık.

Bir anlamda, benim yaşımdaki insanların çoğunun hayat hikáyesinin bir tür fon müziği haline geldi.

Ama o akşam orada olmayı, sadece müziği için değil, giderek daha da pekişen arkadaşlığı için de istiyordum.

Son yıllarda onunla, çok sık olmasa da, çok yoğun sohbetler yaptık.

Geriye baktığımızda, benzer bir yerlerden çıkıp, şimdi başka benzer yerlere dönmüşüz.

Ama dönmüşüz ki, artık döndüğümüz yer değil.

İkimizde de, etrafımızda olup bitenlere karşı hafiften bir kayıtsızlık, hatta önemsememe, dikkate almama, onlarsız da yaşayabilme felsefesi gelişmiş.

İkimiz de giderek daha çok sanata bağlanmışız.

İkimiz de, dostlukların kıymetini daha anlar hale gelmişiz.

Hadi itiraf edeyim, ikimizde de biraz bıkmışlık hali var.

O yüzden giderek birbirimizi daha iyi anlıyoruz.

* * *

Konsere gitmedim ama, eşimden bütün ayrıntılarını dinledim.

Tansu gerçek Zülfü’yü benden önce keşfetti.

Bana çok ilginç bir şey söyledi:

"Bizim Leonard Cohen’imiz de Zülfü" dedi.

Düşündüm, haklı.

Yaşadığımız son 40 yıla yakın sürede, hayatımızda en az Leonard Cohen kadar Zülfü Livaneli de vardı.

Onun şiiri, onun duruşu en az Leonard Cohen kadar bir yerlerimize dokundu.

Bir de artısı var.

Mücadelesi...

Bu yıl Livaneli’nin konserine anlam katan başka bir şey daha olmuş.

Tansu, Yaşar Kemal’in, konsere gelişinde oluşan havayı çok ayrıntılı anlattı.

Yaşar Kemal konsere biraz geç gelmiş.

İçeri girdiği anda müthiş bir alkış kopmuş.

Livaneli şarkıyı kesip, Yaşar Kemal yerine oturuncaya kadar beklemiş.

Tansu, "Alkış durmak bilmedi" diyor.

* * *

O sahneyi gözümün önüne getirebiliyorum.

Anlatırken yaşar gibi oldum.

Yaşar Kemal o alkışları fazlasıyla hak ediyor.

Livaneli o alkışları fazlasıyla hak ediyor.

Bu ülke, onlarla ne kadar iftihar etse azdır.

Ama Onları alkışlayan insanlar da, bu ülkenin gurur duyacağı insanlar.

Yaşar Kemal de Zülfü Livaneli de Türkiye’nin demokratikleşmesinde büyük mücadeleler vermiş iki insan.

Yaşar Kemal, 1950’lerden, Zülfü Livaneli de, 1960’ların sonundan itibaren, sanatlarıyla, duruşlarıyla, politik tavır alışlarıyla ağır riskler yüklenmiş sanatçılar.

* * *

Aradan geçen süreye, o süreye sığan Türk siyasetine, siyasetçilerine bakın.

Kimler gelmiş, kimler geçmiş.

Ne dönemler, ne baskı rejimleri yaşanmış.

Kimi askeri, kimi sivil despotluklar...

Despotlar ve zalimler unutuluyor.

Bir siyasetçi ne kadar despotlaşırsa, halkın hafızası da o kadar kısalıyor.

Ama, despotluğa direnen sanatçılar yaşıyor.

O gece, Zülfü Livaneli’ye ve Yaşar Kemal’e yükselen alkışlar, siyaset biliminin en çarpıcı dersini de üç saatlik bir konsere sığdırıyor.

Asker veya sivil hiç fark etmez.

Despotlar gidiyor, yandaşları kayboluyor, ama despotluğa direnen sanatçılar kalıyor.
X