"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Brünosal günler

Sacha Baron Cohen’in Borat’tan sonraki karakteri Brüno’yu, tam da Serdar Turgut’un Rojin’li yazısının tartışıldığı ortamda izledim.

Tıpkı Borat gibi Brüno karakteri de “olmaz olmaz” demiyor; her şeyi söylüyor, yapıyor. Abartı, absürtlük ve kara mizah had safhada.

Kısaca özet geçeyim: Brüno, Avusturya’da yaptığı moda programın-dan kovulunca soluğu Amerika’da alıyor.

Amacı belli: Nasıl olursa olsun, yeter ki çok ama çok ünlü olsun!

Bu uğurda bir halkla ilişkiler şirketine gidiyor mesela.

Şu an dünyada hangi sosyal sorumluluk işinin moda olduğunu öğreniyor. En sonunda hiçbir ünlünün el atmadığı ısrail-Filistin sorununa bodoslama dalıyor.

Ortadoğu’ya uçup iki tarafı aynı masada bir araya getirerek tuhaf bir röportaj yapıyor. Hamas’la humusu karıştırıyor. Bolca saçmalıyor. Onlardan istediğini elde edemeyince, bir teröriste kendisini kaçırmasını söylüyor.

Çünkü rehin olursa mutlaka ünlü olacağına inanıyor. Bu da ters tepiyor. Teröristler onu kovuyor. Son çare olarak Afrika’ya geçip oradan bir çocuk evlat ediniyor. Hani Angelina, Madonna gibi. Çocuğuyla beraber bizdeki kadın programlarının benzeri bir programa çıkıyor.

Programda, “U2 imzalı iPod’uma karşılık çocuğu Afrika’da bana verdiler” diyor ve halk galeyana geliyor.

Bu tarz olaylarla devam ediyor Brüno.

Yazınca komik değil belki, ama izleyince gerçekten komik geliyor tüm bunlar. Serdar Turgut’un yazılarını da öyle düşünebilir miyiz acaba? Mesela Rojin’li yazısı film haline getirilseydi, bu kez hiç komik bulmayana bile komik gelebilir miydi?

Yoksa bizde gerçekten bu tarz bir ekolün yerleşmesi çok mu zor? Nitekim Turgut, dün Ayşe Arman’a verdiği röportajda bundan yakınmış: “Dünyada böyle bir ekol var, ama Türkiye gibi bir yerde bunu uygulamak çok da kolay değil”.

Kafanı kırarım köpek!

Hayır, delirip böyle bir başlık atmış değilim.

Bu cümle aslında bir şarkının nakaratı. Mutlaka duymuş ya da internette tıklamışsınızdır. şarkıyı Okan Bayülgen programlarının en matrak insanı Özgür Çakıt
söylüyor.

İlk kez bir hafta önce söylemişti Özgür şarkıyı.

Melodisi Demet Akalın’la Serdar Ortaç hitlerinin kırması.

Hepsinden bir demet yasemen...

Derim ki: Özgür bir an önce albüm yapsın. şaka değil. Gayet ciddiyim. Yapsın ki, hitsiz geçen şu akrep ayı günlerimiz neşelensin biraz...

Angola’ya gitmek istiyorum

Çünkü bu ülkenin CNN’de yayınlanan tanıtım filmi çok hoşuma gitti.

Yoksa durup dururken Afrika’nın güney batısındaki Angola’ya gitmek aklıma bile gelmezdi. “Angola: I Believe” sloganlı tanıtım filmi öyle etkileyici olmuş ki, her izleyişimde hayran oluyorum.

Tanıtım filminin fonuna şahane bir şarkı da kondurmuşlar.

Son derece sıcak ve içten. Hadi bakalım var mı Angola’ya giden?

Yağmur ve Digitürk ilişkisi

Cumartesi akşamüstü Digitürk birdenbire gitti.

O bildik yazı çıktı, “sinyal seviyesinde azalma var”.

TRT’nin nostaljik maşrapası gibi bir şey yani. Modern versiyonu.

Daha önce birkaç kez aynı şey olduğu için önemsemedim, beş dakika sonra yayın gelir diye bekledim.

Ama nafile. Beklenenden uzun sürdü kesinti.

Bir baktım Facebook’a, herkes aynı dertten muzdaripmiş, bir tek ben değil. ılerleyen saatlerde atv ve Türkmax geldi.

Ama sadece ses olarak. Radyo gibiydi yani.

Bir süre sonra tüm kanallar sökün etti.

Kısacası: Her şiddetli yağmurda böyle olmasına alıştık.

Şehir atlası

ÇOK YAKINDA: Bebek’teki Happily Ever After’ın sahibesi Ayşe Kuçuroğlu, bu ayın ortalarına doğru şişhane’de bir mekan açıyor Public adında.
Hem restoran hem de özel partiler için bir alanı olan Public, ilginç bir yer olacak gibi. Merakla bekliyorum.

SIKICI VE ZORLAMA: Tüm Halloween partileri bana öyle geliyor. Cumartesi gecesi şehrin çeşitli yerlerinde yapılan Halloween partilerinden birine gidip yazsam mı diye düşündüm. Ama sonra vazgeçtim. Hep aynı zırva kostümlerle gece boyu eğlenen insanlar. Nesi eğlenceli anlamıyorum. Ayrıca Halloween’i neden bu kadar benimsediğimizi de...

X