Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Breivik’e karşı bir İstanbullu

    Emre Kızılkaya / Dış Açı
    22.04.2012 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Finlandiya Başbakanı Katainen genç yaşına rağmen parlak bir siyasetçi, üstelik çok alçakgönüllü. Ekonomik krizin kasıp kavurduğu ülkelerde ayaklanan gençleri anladığını söylüyor. Fakat ırkçılık deyince, o da hemen tüm sağ siyasetçiler gibi söylemsel sınırlarına ulaşıyor. Oysa “Norveç’teki Breivik terörü ‘münferit’ mi, değil mi” tartışmasından daha önemli olan, Katainen’in de işaret ettiği Finlandiyalı bir Türk’ün, Hülya Kyto’nun varlığı…

    Türkiye’ye üç günlük bir resmi ziyaret gerçekleştiren Finlandiya Başbakanı Jyrki Katainen ile hafta içinde röportaj yapma fırsatım oldu.

    Geniş bir işadamı heyetiyle gelmesine bakıp, Türk dış politikasını hararetle övmesini samimi bulmamış okuyucular olabilir.

    Oysa yüz yüze konuşurken, Katainen’in samimiyeti su götürmüyordu.

    Bu alçakgönüllü adam, aslında nevi şahsına münhasır bir başarı hikayesi.

    Finlandiya’nın Savo bölgesinde bir kasabada 1971’de doğmuş. Çevresinin telkinleriyle 22 yaşındapart-time” öğretmenlik yapmayı bırakıp siyasete atılmış. 28 yaşında milletvekili, 32 yaşında merkez sağdaki Ulusal Koalisyon Partisi’nin lideri seçilmiş. 35 yaşında Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olmuş. Financial Times’ın 2008’de “Avrupa’nın En İyi Maliye Bakanı” ilan ettiği Katainen, geçen hazirandan beri Finlandiya Başbakanı…

    Bu pırıltılı özgeçmişine ve bugün dünya markaları üreten AB üyesi bir İskandinav ülkesinin başbakanı olmasına rağmen son derece alçakgönüllü biri.
    Ve şunu da gördüm: Bir Fin, başbakan olsa bile o çekingen, içe kapalı tavrını koruyor.

    Kim bilir, belki de bir meziyettir bu…

    * * *

    Katainen’e, bir ara, “Halkın içinden çıkmış genç bir lider olarak ABD’deki ‘Wall Street’i İşgal Et’ veya İspanya’dan yayılan ‘Öfkeliler’ gibi sistem karşıtı gençlik hareketlerine ne diyorsunuz?” diye sordum.

    O gençleri çok iyi anlıyorum. Umarım diğer hükümetler de anlıyordur. Tasarruf tedbirleri alırken, vergileri ayarlarken, bir yandan gençlere yatırım yapmaya çalışıyoruz. Eğitime daha çok kaynak ayırma kararı verdik. Gençlerin okulu bırakmasını engelleyecek çeşitli programlar oluşturduk,” dedi.

    Ardından bir soru daha yönelttim:

    “Başbakan Tayyip Erdoğan, sizin ülkenize de ‘en az üç çocuk’ önerdi. Demografiye baktığınızda sizce Finlandiya gibi, Rusya gibi, büyük topraklarda küçük nüfuslar barındıran ülkeler, sosyal sigorta sistemini idame ettirebilmek için ‘üç çocuk’ formülüne mi başvurmalı, yoksa göçmen alımıyla mı işgücü sorununu çözmeli?”
    Katainen bir kez daha gençlerin ve eğitimin önemini vurguladı. “Şu anda özellikle eğitime yatırım yapıp gençlerin okulu bırakarak iş yaşamına erken atılmalarını engellemeye çalışıyoruz. Yani çocukların doğumundan çok, onların eğitimine odaklandık,” diye konuştu.

    Yaşlı Avrupa’nın “yaşlı” liderlerinin fark edemediği yahut fark etseler bile pek vurgulamadıkları gerçeklere vakıf olduğunu hissettirdi Fin Başbakan…

    * * *

    Ama göçmenler deyince geçtiğimiz ırkçılık konusunda, Katainen de sağ/muhafazakâr ekolden gelmesinden kaynaklanan söylem sınırlarına ulaştı sanki…

    Norveçli terörist Anders Behring Breivik’i sorduğumda hemen,“Münferit bir olay” dedi. Hatta ekledi:

    “Yaptıkları aşırı sağa mal edilemez. Zaten Finlandiya’daki aşırı sağ, ırkçı değil, sadece AB karşıtı. Üstelik güç kaybediyorlar.”

    Bu ifadelerin son bölümü doğru olsa da, ilk cümle, Avrupa’daki sağ siyasetçilerin çoğunda mevcut bir arızanın işareti olabilir.

    Örneğin, Alman yetkililerin Almanya’da sekiz Türk’ü öldüren NSU örgütünün varlığını geçmişte inkâr ederken veya ırkçı terörü “dönerci cinayeti” diye saptırırken sergilediği arızayı…

    Yahut Norveçli yetkililerin aşırı sağcı potansiyel teröristleri gözetlerken, “İslamcıları” izlerken olduğu kadar titiz ve ceberut davranmamalarını…

    Ancak elbette Katainen, Almanya’da ve başka Avrupa ülkelerinde aşırı sağla flört eden, onlardan oy çalmak için her şeyi yapabilir görünen siyasetçilere hiç benzemiyor.

    Zaten kurduğu altı partili “gökkuşağı koalisyonuna” aşırı sağcıları almamasından da belli bu… 

    “Partimizin en temel ilkelerinden biri tolerans. Üyelerimiz arasında birçok Türk var. Sivil toplumda önde gelen Türklerle de yakın çalışma içindeyiz,” diyen Katainen, Turku kentinde yaşayan İstanbullu Hülya Kyto’yu işaret ediyor.

    Breivik’e karşı bir İstanbullu

    Finlandiya’da “Daisy Ladies” (Papatya Hanımlar) adlı bir derneği yöneten Kyto ise telefonla yaptığımız sohbette şunları söylüyor:

    “ABD’de okudum, New York’ta tanıştığım Finlandiyalı bir beyle evlenip onun ülkesine gelin gittim. 1971’den beri Finlandiya’dayım. Evlenerek buraya gelen ilk Türk kızıydım. Finler içine kapalı bir millet, bu nedenle göçmenlerin işi daha zor. Çünkü burada komşuluk ilişkileri, hatta yakın arkadaşlık bile pek yoktur. Derneğimiz vasıtasıyla göçmenlere dil öğretmeye, meslek kazandırmaya, gelir elde etmenin ötesinde onları sosyalleştirmeye çalışıyoruz. Benim görevim siyasi değil ama 1 Mart’ta cumhurbaşkanı koltuğuna oturan Ulusal Koalisyon Partisi adayı Sauli Niinistö’nün kampanyasında etkin rol oynadım. Türkiye’deki kadın örgütleriyle işbirliği yapmayı çok istedim fakat ne yazık ki henüz mümkün olmadı.”

    Finlandiya’da ırkçılığın diğer Kuzey Avrupa ülkelerindeki kadar yaygın ve derin olmadığını görmek güzel.

    Fakat bu soğuk (yalnız?) ve güzel ülkede 41 yıldır göçmenleri örgütleyen, onlara yardım elini uzatan Hülya Kyto’nun yıllardır hiç bozulmayan Türkçesi ile söylediklerini duyunca, insanın belki bir miktar da ırkçılıkla şöyle diyesi geliyor:

    “Acaba Türk kültürüyle yetişenler, öteki birçok millete kıyasla, yabancı ortamlara uyum sağlamaya ve bu uyumu sağladıktan sonra da o ortamlarda yöneticilik yapmaya daha mı yatkın oluyorlar?”

    Yoksa Breivik gibi bir “yerlinin” karşısındaki bir “yabancı” olarak Hülya Kyto vakası, Avrupa’daki tüm göçmenlere (ve sağ siyasetçilere) gösterilecek bir örnek de olsa, “münferit” mi?

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı